Duygu Çayırcıoğlu İletişim Yayınları’nı anlattı. Editör, “Pek çok genç yazarın ilk kitabı çıkacak” dedi.

Iletişim Yayınları Türkçe edebiyat editörü Duygu Çayırcıoğlu ile Türkçe edebiyatın sorunlarını, ilk kitabını yayımlamak isteyen yazarların edebiyat anlayışını ve 90 kuşağı diyerek nitelenen yazarları konuştuk. Konu köy ve kent hikâyelerine geldiğinde Çayırcıoğlu, “toplumsal gerçekçi edebiyat anlayışının ağırlığını kaybedişiyle daha minimal hikâyelere, modern hayata, kent yaşamına dair anlatılar ağırlık kazandı” diyerek düşüncelerini açıklıyor.

Duygu Çayırcıoğlu

İlk kitabını yazan bir yazar, size nasıl ulaşıyor?

Kitap dosyasını, iletişim bilgileriyle birlikte yayınevimizin Ankara adresine gönderiyor. Bizler de en geç üç ay içerisinde olumlu ya da olumsuz, mutlaka geri dönüş yapıyoruz.

İlk kitap özelinde çalışma yapan yazarlar öyküye mi ağırlık veriyor, romana mı?

Açıkçası bu sorunun net bir yanıtı yok. Bazen yazarlar bize yıllarca biriktirdikleri öykülerini gönderiyorlar. Kimileri de roman yazmayı tercih ediyor. İki anlatı formunun da kendince zorlukları var. Her ikisi de ayrı kabiliyetler gerektiren şeyler.

İlk kitabını yayımlatmak isteyen bir yazarın editöre bakış açısı nedir?

Genellikle ilk kitap dosyasını gönderen yazarlar büyük bir heyecan ve merak içerisinde oluyorlar. Tabii haklılar, emek harcadıkları ve “mahrem” diyebileceğimiz dünyalarını bizimle ve devamında okuyucuyla paylaşıyorlar… Editoryal sürece dair fikri olmayanlar da var, yayıncılık dünyasına aşina olup sürecin nasıl işleyeceğini bilenler de. Editörlerin düşüncelerine, kitap dosyasına dair yapılan geri dönüşlere son derece saygı duyup olumlu karşılayanlar da var, eleştirileri kabul etmeyenler de…

Geçen seneki üretiminiz nasıldı? Ekonomik krizin yaptırımı oldu mu? Krizin sürekliliğinden ve üretiminizin niteliğini etkilediğinden bahsetmek mümkün mü?

Kitap üretiminde çok büyük bir değişiklik olmadı. Ekonomik kriz pek çok alanı etkilediği gibi yayıncılığı da etkiledi. Ancak bir süreklilikten veya bunun kitaplar açısından niteliksel bir olumsuzluğa dönüştüğünden söz edemeyiz.

Sosyal medyanın okur ile iletişimde edebiyat editörlerine ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında edebiyata etkisi sizce nedir?

Sosyal medya yayımladığımız kitaplara dair beğenilerin veya eleştirilerin geldiği bir platform özelliği de taşıyor. Okura, düşüncelerini paylaşmasında aracı oluyor. Sosyal medya aracılığıyla yeni çıkan kitaplardan daha kolay haberdar olabiliyor okurlar. Keza fuar, söyleşi ve imza günü gibi etkinlikler hakkında da bilgilendiriliyorlar.

İçinde bulunduğumuz yıllar itibariyle 90 kuşağı olarak nitelenen bir yazar grubundan söz edilebilir mi? 90’lar hemen hemen tüm dünyada dönüşüm ve değişim yılları… Bilim ilerledikçe şiddetin çoğalması, teknolojinin artması ve iletişimin yaygınlaşması bu dönemin edebiyatına nasıl etki ediyor veya edecek sizce?

Öncelikle şunu söylemeliyim, dönemin siyasi atmosferini birebir yaşamış olanlar; Türkiye’nin geçirdiği toplumsal değişim ve dönüşüme, gündelik hayat pratiklerindeki kırılmaların edebiyattaki yansımalarına doğrudan tanıklık edenler bu konular hakkında epeyce yazıp çizdiler. Dolayısıyla 1988 doğumlu biri olarak söyleyebileceklerim biraz izlenimsel aktarımlar olacaktır…

90’lar enteresan yıllar. Türkiye’nin o dönemki siyasi atmosferinin edebiyata olan etkileri azımsanamaz. 12 Eylül darbesinin bıraktığı izler çok belirleyici. Değişen siyasi ve toplumsal durum farklı farklı kuşaklar doğuruyor. Biraz daha geriye gidersek 1950 Kuşağı Öykücüleri’ne uzanabiliriz. 50 Kuşağı’nın metinlerinde hem biçimsel hem de içeriksel anlamda müthiş yenilikler var. Bir taraftan bu metinler için “içe kapanma”nın ve toplumsal gerçeklere sırt çevirmenin somut göstergeleri diye eleştiriler getirilebilirken diğer yandan son derece politik metinler olarak da yorumlanabiliyorlar.

İçinde bulunduğumuz dönemde ise önemli olan, zamanı yakalayan eserler ortaya çıkarabilmek. Daha hızlı yaşıyoruz, daha hızlı tüketiyoruz; hep bir koşuşturmaca hali var. Dolayısıyla Suç ve Ceza gibi hacimli kitapların ortaya çıkma ihtimali her geçen gün sanki azalıyor. Modern dünya kitap sayfalarından yiyor.

Türkçe edebiyatın, dünya edebiyatı karşısındaki eksisi ve artıları nelerdir? Özellikle Orhan Pamuk’un Nobel alması sonrası, Türkçe edebiyata olan rağbetin sürekliliğe dönüştüğünü söylemek mümkün olur mu?

Türkçe zengin olduğu kadar zor da bir dil ve bunun yabancı dillere çevrilmesi, anlamda fazlasıyla kayba neden olabiliyor, o yüzden bunu bir dezavantaj olarak görebiliriz belki. Öte yandan kültürel yönden çok çeşitlilik barındıran bir coğrafyadayız. Bu da sayısız hikâyenin ortaya çıkması demek…

Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü alması, Türkçe edebiyata dünya nezdinde bir görünürlük kazandırdı. Sadece Orhan Pamuk’un aldığı ödül değil, aslında Türkiyeli başka yazarların da yurtdışındaki edebiyat çalışmaları bu görünürlüğün sağlanmasında önemli rol oynadı ve oynamaya da devam ediyor.

Yeni dönem Türkçe edebiyatta içeriksel yaklaşımların ve biçimsel arayışların ortaklığından söz edilebilir mi? Kent ve kır denkleminde geçen hikâyelerin hısımlığı mümkün müdür? Yeni dönem edebiyatçılarının birbirinden beslendiğini iddia edebilir miyiz?

Daha önce de dediğim gibi, her şeyin çok hızlı ilerlediği ve tüketildiği bir dönemdeyiz. Bu yüzden, daha farklı daha özgün hikâye arayışları doğuyor. Klasik anlatının dışına taşan anlatım biçimleri deneniyor… Bunlar güzel şeyler. Öte yandan bir metinde biçim veya içerikten herhangi birinin ön planda tutulup diğerinin zayıf bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum.

“Kent ve kır denkleminde geçen hikâyelerin hısımlığı” sanki kulağa fazla iddialı geliyor. Onun yerine belki şunu söyleyebiliriz, toplumsal gerçekçi edebiyat anlayışının ağırlığını kaybedişiyle daha minimal hikâyelere, modern hayata, kent yaşamına dair anlatılar ağırlık kazandı. Bu biraz ihtiyaçtan doğuyor. Hâlâ köy romanları yazılmıyor mu? Tabii ki yazılıyor. Ancak 1950 öncesindeki köy romanı furyasıyla kıyaslarsak arada çok büyük bir uçurum olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz.

“Yeni dönem edebiyatçılarının birbirinden beslendiğini iddia edebilir miyiz?” Sadece yeni dönem edebiyatçıları için değil her dönemde edebiyatçıların birbirleri için esin kaynağı olduğunu görebiliriz. Bir yazarın metninde geçen belki de çok küçük bir detay başka bir yazarın hikâyesinin, kurmaca evreninin kapısını aralayabilir.

Yeni sezonda İletişim Yayınları edebiyat kapsamında hangi kitapları basacak?

Pek çok genç yazarın ilk kitabı çıkacak. İletişim Yayınları ailesinden yazarlarımızın yeni kitapları okuyucuyla buluşacak. 2018 Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi’nin de hazırlıkları tamamlanmak üzere…

Kaynak: Soner Sert – Gazete Duvar
Önceki / Previous Tanıa Bruguera: Self-Sabotage
Sonraki / Next MARQUEZ’DEN YAZMAYA DAİR ÖNERİLER: “ÖNSEZİ, OLMAZSA OLMAZDIR” -EMİLY TEMPLE