1980-2000 yılları arasında doğmuş herkese Y kuşağı üyesi, 2000 sonrasında doğmuş olanlara ise Z kuşağı üyesi diyoruz. Peki, gençler hakkında doğdukları yıl aralığı dışında neler biliyoruz?

Özge Sargın (23)

Stratejik Planlama Stajyeri, Y&R

Gençliğin tanımı, çoğu zaman yetişkinler tarafından yapılır ve gençler çoğu zaman bu tanımda söz sahibi olamaz. “Ergen” sözcüğünün ergenler tarafından bile bir hakaret olarak kullanılması, modern Batı toplumlarına has bir özellik değil; ergenler ve gençler her zaman önyargıyla yaklaşılan bir grubu temsil eder. Shakespeare ilk defa 1611 yılında sahnelenen Kış Masalı isimli tiyatro oyununda gençlik dönemini: “Keşke on ve yirmi üç yaş arasında başka yaş olmasaydı veya bu yaştan sonra gençler uykuya dalsalardı, çünkü bu yaşlar arasında zamparalık yapmak, geleneklere kulak asmamak, hırsızlık yapmak ve kavga etmekten başka bir şey yok” diyerek özetliyor.

Türk genci, Yapı Kredi Bankası’nın yıllar önce yayınladığı Gençlik Bankacılığı reklamında betimlendiği gibi; hulahop çevirip sokaklarda dans ederek taklalar atan neşeli insan mıdır? Yoksa izlediğimiz film ve dizilerdeki gibi süslenip gecelere akan, partiler verip bira içen, karmaşık aşk hayatları olan insanlardan mı bahsediyoruz? Ne yazık ki, gençlerimizin medyadaki temsilleri, gerçekliklerini yansıtmıyor. Bu nedenle, gençleri anlamak için, gençliğin ne olduğunu onlara sormak gerekiyor.

MTV, Nickelodeon, Nick JR., Comedy Central ve Viva markalarını kapsayan VIMN Kuzey Avrupa’nın, Y kuşağını daha iyi anlayabilmek ve dolayısıyla onlara hitaplarını geliştirebilmek adına gençlerin hayatlarını şekillendiren temalar hakkında yaptığı araştırma; genellemeler yapmadan önce onlara söz hakkı verdiği için incelemeye değer. Bu araştırmanın hakkında bilgi topladığı dört kavram arasından “gençliği kutlama”, gençlerin genç oldukları için hissettiklerini ve gençlik yıllarından beklentilerini netleştiriyor.

Yapılan araştırma, gençler için genç olmanın; gelecek hakkında hayal kurabilmek, hedeflerini değiştirme lüksüne sahip olmak, hata yapıp tekrar deneyebilmek anlamına geldiği ve sınırsız olasılıklı, daha az sorumluluk gerektiren bir hayat sürdürmeyi çağrıştırdığı sonucuna ulaşıyor (ESOMAR, 2014). Aynı zamanda, araştırmaya katılan gençler; sorumluluk duygusu ile özgürlük hissi arasında ters orantı olduğunu ifade ederken, özgürlük hissinin gençlik için önemini vurguluyor (ESOMAR, 2014).

Bu kriterlere göre Türkiye’deki gençliğin durumu ne?

Öncelikle, Türk gençlerinin gelecek hakkında olumlu hayaller kurup kuramadığını anlamak için, TÜİK’in 2014 tarihli Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nı dikkate almak gerek. Araştırma sonuçlarına göre, gençlerin gelecek hakkındaki umudu önceki yıla göre %4 azalmış olsa da, gençlerin %83,9’u geleceğe umutla bakıyor (TÜİK, 2014). Genç nüfusumuzun kalabalıklığını düşünecek olursak, çoğunluğun umutlu oluşu; ülkemiz için de parlak bir geleceğin habercisi olarak görülebilir. Araştırma aynı zamanda Türkiye’deki yetişkinlerin, gençlere kıyasla umutsuz olduğunu da gösteriyor (TÜİK, 2014). Kısacası gençlere, Türkiye’nin en umutlu grubu demek mümkün. Bu durum düşünüldüğünde, Türkiye şartlarının, VIMN’in gençlere açıklattırdığı “gençlik” tanımını karşılayacak kadar umut vermeyi başardığı söylenebilir.

“Gençliği genç gibi yaşabilmek için” ikinci kriter de hedef değiştirme lüksüne ve sınırsız imkana sahip olmak. 2011-2012 yıllarında üniversite öğrencisi genç sayısının oranı %35,5 iken bu oran 2012-2013 yıllarında %38,5’e yükseldi (TÜİK, 2014). Üniversite okuyan gençlerin sayısının artıyor oluşu, gençlerin gelecekleri için olumlu bir gelişme çünkü lisans mezunu gençler kariyerleri boyunca daha çok iş imkanı bulabilir. Türkiye’deki gençlerin okullaşma oranı arttıkça, imkanları da artacak. Yeterli imkan ve hedef değiştirme lüksü sunma konusunda Türkiye hala gelişmekte olsa da, gençleri çok daha olumlu bir gelecek bekliyor demek mümkün.

Eğitimli gençlerin sayısı her yıl artarken, gençler ilham vermeye devam ediyor. SosyalBen projesinin kurucusu Ece Çiftçi’nin başarıları; eğitimde her geçen yıl artan imkanlar dışında, Türkiye’de gençlerin hedeflerini gerçekleştirebilmesi için de verimli bir ortam olduğunu kanıtlıyor. SosyalBen, gönüllüleriyle 7-13 yaş arası çocukların kişisel gelişimleri için çalışmalar yürüten yedi yıllık bir dernek (Kayayerli, 2014). Hayatında hiç çikolata görmemiş, enstrümana dokunmamış, resim çizmemiş çocuklara sosyal bir ortamda kendi yeteneklerini keşfetme şansı tanıyan derneğin 120 gönüllüsü var (Kayayerli, 2014). Şanlıurfa, Sinop, Çorum, Hatay, Kahramanmaraş ve Giresun’da tamamlanmış olan projelere ek olarak SosyalBen, Gambiya ve Makedonya’da da etkinlik düzenledi (Kayayerli, 2014). Türkiye, Ece Çiftçi gibi güzel fikirleri olan gençlerin hayallerini gerçekleştirecek ortamı sağladıkça, gençliklerini yaşamalarına da katkıda bulunmuş oluyor.

TÜİK verilerinden çıkarılabilecek bir başka sonuç, Türkiye gençlerinin televizyonda izlediğimiz partiden partiye koşan, okul derdi olmayan, en büyük sıkıntıları karmaşık ilişkileri olan gençlere çok uzak bir hayat yaşadığını kanıtlar nitelikte. Bir insanı değerlendirirken neredeyse aile yapısı kadar arkadaş çevresine önem verdiği kanıtlanan gençlerin mutluluğunda arkadaş çevresinin katkısı %1’den azdır (TÜİK, 2014). Bunun nedeni, arkadaşlığa ne kadar önem verilirse verilsin; gençlerin hep beraber vakit geçirip, eğlenebileceği, dizilerde gördüğü ve özendiği gençliği yaşayabileceği bir ortamı bulamaması olabilir. Bu konuda ilgi çekici bir başka istatistik, her geçen yıl “eve giriş ve çıkış saatinin öneminin” artmış olması; gençler ile yetişkinler ve her iki cins için de (TÜİK, 2014). Bir insanı değerlendirirken eve giriş ve çıkış saatini en önemli ölçütlerden biri olarak düşünmek, toplumun optimal özgürlüğe kavuşmuş olmadığının bir göstergesi. “Dedikodu” kültürümüzün bir parçasıyken, Serdar Ortaç “Gıybet” diye bir şarkı yaparak bunu onaylamışken; mahalle baskısının gençler üzerindeki etkisi olumsuz olsa da, bu sonucun suçlusu bizi yargılayan komşularımız değil, hepimiziz.

Sonuç olarak, Avrupa’da en kalabalık genç nüfusa sahip ülkesi olan Türkiye’de gençlerin hayatında özgürlük konusunda gelişmeye yer olsa da gençlerimiz Türkiye’deki en umutlu insanlar ve zenginleşen imkanlara sahipler. Olumlu seyreden verilere odaklanmak bizi motive ederken olumsuz detayları gözden kaçırmamalıyız. Gençlerimizin büyük çoğunluğu umutlu olsa da, umutlu gençlerin azalıyor oluşu, daha yapılacak çok iş olduğuna işaret ediyor. Okullaşma oranı artıyor olsa da, bu artışın ivme kazanması; gençlerin geleceği ve dolayısıyla ülkemizin geleceği için ihtiyacımız olan bir gelişme. Bütün bu gelişmeler gerçekleştirilse bile, gençlere umutlu olabilecekleri bir geleceği inşa etmeleri için imkanlar sunup özgürlük tanımakla onlara kusursuz bir gençlik yaşatmış olmayız. Eğer ülkemizin dev dalgalı derin sularda, her fırtınaya göğüs gerebilecek kadar sağlam olup kaptanımız olan gençlerin dümeni her zaman daha iyiye kırmasını istiyorsak, Küçük Prens’in yazarı Antoine de Saint-Exupery’nin sözüne kulak asmalıyız: “Eğer bir gemi inşa etmek istiyorsanız, insanlar toplayıp onları görevlerle meşgul etmek yerine, onları engin denizi keşfetmeye heveslendirin (brainyquote.com, n.d.).”

Bu yazı ilk olarak JR. by Campaign Haziran 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Kaynak: Junior Campaign 

Önceki / Previous Haftanın Kısaları
Sonraki / Next Özgür Mumcu