TÜRKÇE

Bursa’da yaşıyor, 26 yaşında, İletişimci

Ne demeliyim bilmiyorum, seçim malzemelerinin değişmezlerinden olan üniversiteli işsizler ordusunun bir ferdiyim işte… Üniversiteyi Konya’da, Selçuk Üniversitesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümünde okudum. Sonuç: İşsizim. Sebep çok. Bir yandan bakıyorsun mezun sayısı sürekli artıyor, diğer yandan ekonomideki kötü gidişat… Geçer mi? Belki. Gerçi bu konuda çuvaldızı kendime de batırıyorum sıklıkla ama yani batıra batıra da artık delik deşik olmak istemiyorum (gülüyor), biz yeni mezunlara hiç fırsat verilmiyor ki!”

“Çevremden işte “seni fabrikaya sokalım, en azından asıl işini bulana kadar çalışırsın, tanıdığımız var, yardımcı olur” tarzı tavsiyeler alıyorum sürekli, akrabalarım da söylüyor. Bazı meslekler vardır ya, doktorluk, mühendislik gibi, asla işsiz kalmazsın, hah işte fabrika da insanlara böyle geliyor: Kesin, garanti, mis! Ama yani fabrikaya gireceksem ben, keşke dört yıl okumasaydım o zaman, zaten meslek lisesi mezunuyum, bu durumları öngörebilseydim iki yıllık teknik bölüm okurdum, şu an işsiz kalmazdım, kafam rahat olurdu. Bazen öyle düşünüyorum ama her şeyi kazançla ölçmek kesinlikle doğru gelmiyor sonra. Yaptığın işi sadece gelir getiren faaliyet olarak görürsen üretkenlikte dibi boylarsın. Belki zorladığınız o çocuk fabrikada yapamayacak, belki onun iletişimi iyidir, mesleki anlamdaki yeterliliği fabrikada çalışmaya uygun değildir, belki de sanatçı kişiliği vardır. Sen herkesi fabrikaya göndererek aslında o toplumdaki gelişimi de durduruyorsun.”

“Yeni mezunların eleştirilecek bir yanı da var, ben de dahil: Üniversitede çalışmadık! Yani kendi alanımızla alakalı işlerde diyorum. Bazı teklifler oldu, kariyer fırsatları, ama benim burslarım vardı, sigortalı işe girseydim onlar kesilecekti, ben de riske etmek istemedim. Ama daha sonradan iktidarın seçim stratejisinde buna kolaylık sağlandı! Türkiye’de maalesef seçim dönemlerinde hatırlanmak çok acı bir şey! Keşke daha önce buna kolaylık sağlansaydı da üniversite döneminde çalışma imkânım olsaydı…”

“Artık çok mezun, az iş var; Mesela gittim, sinema gösterimleri yapan bir firmaya başvurdum, orada ne yapıyorsun, ayakta dikiliyorsun, bilet kesiyorsun, ama lisans mezunuyum, uygun bulunmadım. Çevreden gelen fikirler de beni yıpratıyor, yok onu yapamazsın, yok bunu yapamazsın… Bu sefer otomatik olarak gergin bir insana dönüşüyorsun, zihninde problemler dönüp duruyor, arkadaşlık ilişkilerinde fevrileşiyorsun, rahatlama alanın yok, dip dibe yaşıyorsun. Eve kız arkadaşını çağırmak zaten mümkün olmuyor. Mesela dün akşam babam beni aradı sekiz buçukta “eve erken gel!” diye… Böyle bir rahatsız hissediyorsun kendini, askere gidip gelmişsin, artık çocuk değilsin.”

       “Bir de iş bulmak uğruna çılgınca sertifika toplayıp cv’lerini şişiren arkadaşlarımız var. Canlarım ya… (Gülüyor) Diplomanın geçerli olmadığı bir ülkede sertifikanın bir geçerliliği olabilir mi? Bence, grafik kursu olur, işaret dili olur, bir şeyler öğrenmek daha mantıklı. Bu bakışla iş edinince de, bakıyorum çocuk asgari ücretle çalışıyor, ama kendi maaşının dört katı, beş katı fiyatında telefon kullanıyor, yenisi çıkan her şeyi edinme refleksi var, bu çok yararlı bir refleks değil bence. İletişimde ‘sihirli mermi kuramı’ vardır, istenilen kitleye istenilen düşünceleri yerleştirme olayı… Yani bu düşünceler bizim düşüncelerimiz değil, bir kere her şeyi geçtim, imaj kaygısıyla yaşamak çok yıpratır insanı, bunlara takılmamak gerek. Artık herkes insanları dış görünüşüyle tatmin edeceğini düşünüyor, ki ediyor da galiba (gülüyor). Mesela klasik olarak şişkin bir cüzdan, araba anahtarı vs. Bunları bu kadar önemsemek için sonsuz sayıdaki canlıdan sadece biri olduğumuzu ciddi anlamda unutmamız lazım. Çok önemli değiliz ama çoğu şeye önem katan da biziz. Yani yaşıyoruz ama sanki bilinçsiz yaşıyoruz, hafızasız yaşıyoruz, en önce kendi yaşama biçimimizi oluşturmamız lazım ama nerede! Nasıldı, Mandelstam’ın bir şiiri vardı böyle:

“Yaşıyoruz, ama hissetmiyoruz artık bastığımız toprağı.

On adım öteden duyulmuyor konuştuklarımız.”*

*:Osip Mandelstam hakkında daha çok bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

ENGLISH

Lıves ın Bursa, 26 years old, Works ın Communıcatıons

“I’m not sure what to say, I’m member of the never changing electoral material that is the army of unemployed university graduates… I studied university at Konya, Selçuk University Public Relations and Promotion Department. The result: I’m unemployed. The reasons are many. While at the one hand the number of graduates increase exponentially, alongside the poor trajectory that the economy is in… Is this temporary? Maybe. Although I’m also self-critical on this subject, I don’t want to be too hard on myself. (He laughs) Us fresh graduates don’t get the opportunity!”

I keep receiving advice from my close circle like “let’s get you in a factory, at least you can work while you look for a job, there’s people we know, it would help” and such; my relatives say it all the time too. You know how there are certain professions, such as doctor or engineer, that you’re never really out of work, that’s exactly how the factory seems to people: certain, certified, sound as a pound! Yet if I was going to work in a factory, I really shouldn’t have bothered with four years of attending university. Sometimes that’s how I feel yet then it doesn’t feel right to measure everything by material income. If you view your job simply as an activity that delivers income alone, you will run aground. Perhaps the kid you force won’t make it in the factory, perhaps he’s good at communication, or his threshold is not suitable for a factor, or he’s artistic. By referring everyone to factories you actually stifle and stagnate the advancement within society.

We didn’t get to work much in university, in our own fields. There were some offers, career opportunities, but I had a scholarship, which would be cancelled if I was employed. So I didn’t take the risk. Yet later the government’s electoral strategy made that much more convenient ! It’s unfortunately appalling to solely be remembered during election time. I wish they greased the wheels earlier and I got a chance to work.

There are more graduates and fewer employments now. An example, I applied to a cinema for a job, to do what? Stand around, dispense tickets.. Despite being a graduate I wasn’t judged suitable. Thoughts from my environment and society at large also wear me down, “you can’t do this”, “you can’t do that”… This then automatically turns you into a tense person, problems circulate around in your head, you become impulsive in your friendships, you loose the space to ease, living check by jowl. Besides it’s not really possible to invite your girlfriend home. My dad rang me up last night for example saying “come home soon!” at 8.30. That makes you feel uncomfortable, imagine you’ve done your military service; you’re not a child anymore.

There is also a group of our friends who are madly working at obtaining certificates to stack in their cv’s to help find jobs. Can a certificate be valid in a country where a diploma is not? A graphics course, or a sign language, learning a skill makes more sense to me. When you seek employment with this mentality, I notice people working minimum wage, yet using a phone worth three, four times their salary. They have a reflex to acquire any new rollouts, which isn’t helpful in my opinion. In communication there is “the silver bullet theorem” which describes the plantation of any desired thoughts, on any desired audience. Thus, these thoughts are not originally ours. Above all, it’s exhausting to live with an image anxiety, one shouldn’t dwell on such things. I guess people think they will please others with their appearance, and I guess they do too! (He laughs)

A fat wallet, car keys etc… In order to care so deeply about such things one must seriously forget how he or she is one out of an infinite number of living creatures. We are not sacrosanct but we are also the ones attaching significance to most things. Which means we are living, but almost unconsciously, without communal memory, we should first assemble our own ways of lives, if only! Mandelstam’s had a poem about this,

“We live without feeling the country beneath our feet,
our words are inaudible from ten steps away.”*

*: For more information about Osip Mandesltam and the rest of the poem click here.

Önceki / Previous How to Do Nothıng wıth Nobody All Alone by Yourself: An Excerpt
Sonraki / Next Gökkuşağı Tozuyla Gelen Mutluluk / Happıness From Raınbow Dust