TÜRKÇE

BACH YA DA ŞİMDİ

Göğü  solur gibi bir nefes daha çekti sigarasından.
“Leyli,bak göreceksin gideceğiz buralardan.”
Deli mi ne?
Bu şehirde ağaçlar hep yeşildir. Akdeniz olunca böyle oluyormuş, sonradan gördük karı, kışı.
İncir ağacı, incir ağacı ! Bu kıza akıl fikir ver Allahını seversen.
Köşeyi hep bu ağacın altından döneriz.  Köşedeki tatlıcıya taş kadayıfın tanesi kaç para diye soruyor .
“Bir lira apla.”
Yürüyoruz.
“Namussuz bir kere de demiyor ki her gün soruyor , alamıyor,  bir tane de hayrıma vereyim, diye “
Eve gitmeliyim , Deniz .
Oturuyoruz bir dükkanın önündeki basamaklara.  Burdan geçiyor muydu özen? ( Burda  dolmuşların şahsına münhasır isimleri vardır ; itimat,  mavican, barkal,  topel .
.- ki hiç biri yer ismi değildir- )
“Gelir şimdi” diyor.
Daha hiç şimdi gelen bir özene binmedim. O elinden geldiğince uzatır şimdi’ yi.  Gönlümü şiir çiçekleriyle genişletir. Ah! Muhsin Ünlü “aramdaki farklar …yolda görsem tanımam…  “ Seviyorum bu kızı.
Hava sıcak , beton buz gibi çekiyor yine de … Şimdi’sini bölüp kalkmak istemiyorum.  İkinci dolmuş da geçti . Eve geç kaldım. Bir sigara daha yakıyor.
Yeni söndürdün.
Sağlık felan diyecek oldum .  Siyah bir kedi geçiyor aramızdan,  Ne bileyimli umarsız bir göz mermisi fırlattı.
Sustum
“Siyah kedileri sevmiyoruz biz”
Sırası mı Deniz kedileri ayırmanın
“Değil de, görmüyor musun !!!
Dolmuş geldi . Binelim.  Biniyoruz.
Bu saat sularında dolu oluyor hep . Bu sularda yüzler yılgın,  işten geç dönenler , yatak ve iş arası tek mola yeri dolmuş…
“Şurdan bir öğrenci alır mısın Abi ? “
Çalışmaktan uzamış kollarıyla uzatıyor, parayı. Elden ele bir lira yermiş beş kuruş , geri dönen  yirmi beş kuruş önemli . Uyukluyor bir genç,  kucağında bir ekmekle.  Bu sularda evde kalmamıştır.  Geç gelenler yemeği soğuk ve yalnız yer. Sessizliği ısırır,  ev ahalisi uyanmasın diye .
“Gereksiz romantiksin Leyli ve hiç sırası değil “
Sus ama artık ayıp oluyor bak.
Yerini veriyor bıyıklı Abi,  mahlenin kızı kontenjanından  faydalanıp oturuyoruz .
Bak , bu da bir dil Deniz,  bizi birleştiren bir şey var bu sularda , sabah sularındaki uykusuz , gece sularındaki yorgunlukta,  ellerin kolların sonsuz uzamasında…
“Başını yasla , dinlen”  diyor.
Hep keser sözümü zaten . Eve geç kaldım. Selahattin Özdemir çalıyor ; -arayan dostlarım beni bulma…. –
Keskin bir ter kokusu . İnen birinin yerine oturuyor bıyıklı Abi . Gözler geziyor  dolmuşun içini , uzun bir yolculuğa çıkar gibi yeleğinin iki yanını kavuşturup yaslıyor sırtını  ( belki onun da Deniz’i vardır.)

Rüzgar özür dilese de dal kırılmıştır bir kere
Altında yenibey _barbaros
Mahalle hattı niye iç kesimde ?
Şoförün boncuklu cam süsü .
..
“Rüzgarı affeden ölsün be Abi “
Okumayı yeni öğrenen çocuk gibi heceleye heceleye belki bin kere gördün bu yazıları neye okuyorsun ki anlamadım
Bir eğitim kursu reklamı …
Bu dolmuşçular da ne anasının gözü .
Para paradır , yolcu alacak durakları geçti ya fırtına gibi karanlık boşlukta ,  ralli yapıyor mübarek
Eve geç kaldım !
Çoktan yatmışlardır. Dolmuş geç geldi derim sorarlarsa. Oysa hep şimdi gelir.
Kapadım gözlerimi
Kuytu bir köşede. ..
Abi hep mi arabesk
“ Bahc mı çalacaktı “
Deniz sus artık , geldik .
“Zümrüt Taksi de inecek var “ ( Taksi duraklarının ismi dolmuşların aksine afillidir;  çınar , menekşe, zümrüt. ..)
İndim . İçimde bir deniz ölüsüyle.

ENGLISH

He took a deep breath from his cigarette as if to breath in the sky. 

“Leyli, you’ll see, we’ll get out of here.”

Crazy or what? 

The trees are always green in this city.

This is how the Mediterranean goes, we only saw the winter’s snow in chinless wonder.

Fig tree, fig tree! Give this girl a plain good sense for god’s sake.

We always turn the corner under this tree. He asks the corner confectioner how much a shredded phyllo dough costs.

“A lira sister.”

We walk.

“That rascal never thinks even once, “he is asking everyday and can’t get it, let me give one out pro-bono.”

I need to go home, Deniz (*translators note: Deniz is a name in Turkey as much as a word for sea, which is significant to the end of the poem)

We sit on the steps infant of a shop. Did diligence pass this way? (The collective taxis (dolmoush) here carry their own unique names; itimat, Mahican, burial, topel -none of them are names of places)

He says, “it will come in a minute”

I am yet to board a diligence that arrives now. 

He puts out the “now” best as he can. He expands my heart with poetry flowers. Alas! 

Muhsin Ünlü’s the differences between me… I wouldn’t know it if I saw it on the street…

I love this girl”

The air is warm, concrete pulls like ice still… I don’t want to interrupt his now and get up. The second dolmush passed. I am late for home. 

He lights another cigarette.

But you just put one out. 

I felt like to say “health” or whatnot. A black cat passes in-between us, 

He gives me a nonchalant bullet of a gaze.

I sush. 

“We don’t like black cats”

Is it really the time to partition cats Deniz

“It’s not but, can’t you see!!” 

Dolmush arrives. Let’s get on. We get on. 

It is always full around this time. In these muddied waters faces are crestfallen, those late from work, their half-time between the office and the bed is overcrowded…

“Can you pass a students fare from here Brother”

He reaches the money with his arms stretched from labour.

Hand to hand a lira and 75 kuruş travels, the twenty-five kuruş that comes back around matters. 

A youngster is sleep, a bread on her bosom.

In these waters she is not confined to a home. Late comers eat dinner cold and lonely. Biting the silence so that the homely crowd does not wake.

“You are needless romantic Leyli and it’s really not the time and place”

Sush now it’s getting shameful.

The moustached brother offers his seat, we make use of the neighbourhood’s girl quota and sit. 

See, this too is a language Deniz, there is something that unites us in these waters, in the fatigue that crowds the nightly waters, the sleeplessness in the tides of the morning, the ever lasting stretching of hands and arms…

“Rest your head and rest” he says.

He always interrupts me. 

I’m late for home. Selahattin Özdemir plays in the background; -my friends looking for me, should not find…-

A cutting smell of sweat. The moustached brother sits in someone’s place who leaves. Eyes surveil the dolmoush, as if to embark on a long journey, he rests his back on the seat and unites the two sides of his cardigan. (Perhaps he too has a Deniz)

 

 Even if the wind apologies, he must’ve broken branches once

Under it, Yenibey-Barbaros(*from translator: these are districts in İstanbul that the dolmous is travelling across)

Why is the neighbourhood line on the interior?

The drivers beaded window toy.

“Whoever pardons the wind should die brother”

You must’ve seen these scribblings a thousand times, why are you spelling like a child who just learned to read, I don’t get it

An advert for an education course…

These dolmoush drivers are such sons of guns.

 

Money is money, now that he has passed the stops to pick any passengers up, it’s as if he is rallying through a storm of darkness

I’m late for home!

They must’ve gone to bed already. I will say the dolmoush was late, if they ask,

Whereas it always arrives now. 

I close my eyes

In a cranny corner…

Brother is it always arabesque

“Was it gonna be Bach that plays?”

Deniz shush now, we arrived.

“Getting off at Zümrüt Taksi!” (Cab ranks names are lofty, unlike the dolmoush: oak, viola, emerald…)

I get off. With a dead sea inside me.

Translated by Ege Dündar

 

Català

BACH O ARA

 

Va xuclar el fum del cigarret, com si volgués xuclar el cel. 

“Leyli, ja ho veuràs, sortirem d’aquí”.

Que és boig?

Els arbres sempre són verds en aquesta ciutat. 

El Mediterrani és així, érem nou-rics davant de la neu hivernal. 

Figuera, figuera! Dóna a la noia sentit comú, per l’amor de Déu. 

Sempre girem la cantonada sota d’aquest arbre. Ell pregunta al pastisser quant val una pasta de full.  

“Una lira, germana”.

Caminem. 

“Aquest brètol no pensa; demana cada dia el mateix sense aconseguir-ho, li ho acabaré donant jo”.

He de tornar a casa, Deniz.* 

Seiem a les escales, davant d’una botiga. Ja ha passat, el mini-bus? (Els taxis col·lectius (dolmoush) aquí tenen noms propis: itimat, Mahican, burial, topel – cap d’ells és nom de lloc). 

Ell respon, “arribarà d’aquí a un minut”. 

Estic a punt de pujar a un cotxe que arriba ara. 

Ell allarga aquest “ara” tant com pot. Fa gran el meu cor amb flors poètiques. Ai!

Com fa Muhsin Ünlü “les diferències entre els meus jos… no les coneixeria si les veiés pel carrer…”

Estimo aquesta noia.

L’aire és càlid, el ciment encara fred com el gel. No vull interrompre el seu “ara” tot marxant. El segon dolmoush passa de llarg. Arribo tard a casa. 

Encén un altre cigarret. 

Però tu n’acabes d’apagar un. 

Voldria dir que per “salut”, o alguna cosa així. Un gat negre passa entre nosaltres, 

em mira desaprovadorament. 

Callo. 

“No ens agraden els gats negres”. 

És realment l’hora de dividir els gats, Deniz…

“No, que no ho veus?”.

Arriba el dolmoush. Pugem-hi. Hi pugem. 

Sempre és ple a aquesta hora. En aquestes aigües enfangades hi ha rostres abatuts, pels qui van tard a la feina, el temps entre el despatx i el llit és massa ple…

“Pots aplicar-nos la tarifa d’estudiants des d’aquí, germà?”. 

Arriba als diners, amb el braç ben estirat. 

Li dóna la lira i 75 kurus pel trajecte, els 25 kurus que li retornen són importants. 

Un adolescent dorm, amb un tros de pa entre els braços. 

En aquestes aigües, ella no és confinada a una llar. Els qui van tard mengen en solitud el sopar fred. Restant en silenci, per no despertar ningú. 

“Ets inútilment romàntica, Leyli, i no és ni el lloc ni el moment”. 

Ara calla, que això és ridícul. 

Un germà amb bigoti els ofereix un seient; com que ella és del barri, pot seure. 

Veus, això també és llenguatge, Deniz, i hi ha alguna cosa que ens uneix en aquestes aigües, en la fatiga que omple les aigües nocturnes, en la manca de son de les marees matinals, el per sempre anar i venir de mans i braços…

“Recolza el cap i descansa” diu ell. 

Sempre m’interromp. 

Arribo tard a casa. Selahattin Özdemir juga al pati; –si em busquen els amics, que no em trobin…–

Fa una fortor de suat. El germà bigotut seu al lloc d’algú que marxa. Amb els ulls vigila el dolmoush i, com si s’embarqués en un llarg trajecte, recolza l’esquena al seient i es corda bé l’armilla. (Ell, potser, també té un Deniz, un Mar). 

 

El vent pot demanar perdó, però la branca ja és trencada. 

A sota, Yenibey-Barbaros**.

Per què aquest barri s’endinsa tant terra endins?

Penja un ninot del vidre del conductor. 

“Qui sigui que perdona el vent hauria de morir, germà”.

Deus haver vist aquests gargots milers de cops; per què escriuen com un nen que acaba d’aprendre a escriure, no ho entenc. 

Un anunci d’un curs de formació…

Aquests conductors de dolmoush són uns fills de sa mare. 

Els diners són el diners; ara passa per una parada per recollir alguns passatgers, com si conduís a través d’una tempesta obscura. 

Arribo tard a casa!

Ja deuen ser al llit. Diré que el dolmoush anava tard, si pregunten, 

tot i que sempre arriba, ara. 

Tanco els ulls

en un racó esquerdat…

Germà, és sempre arabesc?

“Vols que sigui Bach, qui toca?” 

Deniz, calla, ara; ja hi som. 

“Parada a Zümrüt Taksi!” (Els noms de les parades de taxi són elevats, no com les de dolmoush: roure, viola, maragda…).

Baixo. Tinc un mar mort dins meu.  

 

Notes:

* Deniz és un nom propi però també vol dir “mar”. El poema juga amb el doble sentit de la paraula. 

 **Es tracta dels districtes d’Istanbul per on passa el dolmoush

 

Sobre l’autora: LEYLA TÜRKERİ

Nascuda a Adana, Çukurova, el 1986, va estudiar educació primària i secundària a aquesta ciutat. Es va graduar a la Facultat de Ciències i Lletres de la Universitat de Çukurova havent-se especialitzat al departament de Llengua i Literatura Turques el 2012. El 2014 va començar a fer de mestra de literatura a un institut. 

Les seves obres s’han publicat a revistes literàries com Mey’us Fanzin, Bezuvar, Akatalpa, Tmolos i Kasabadan Esinti.

 

Translated from English to Catalan by fellow young writer Laia Puig

Laia Puig studied Journalism and Humanities at Universitat
Pompeu Fabra, Barcelona. She has taken part in several cultural and
literary projects and is currently working at PEN International,
preparing the institution’s centenary celebrations (1921-2021).

*

Laia Puig va graduar-se en Periodisme i Humanitats a la
Universitat Pompeu Fabra de Barcelona. Ha col·laborat en diversos
projectes culturals i actualment treballa al PEN Internacional tot
preparant la celebració del centenari de la institució (1921-2021).

 

 

Önceki / Previous Rağmen Yaşamak / To Lıve Despıte / Vıure, Malgrat Tot
Sonraki / Next Bir Zamanlar İstanbul'da / Once Upon a Tıme ın Istanbul/HI Una Vegada, a Istanbul