Bir Adam


Bir hüzün kaplı iç seferim. Gemiler, boğuşamaz azgın dalgalarla yorgunken kürek çekenler. Şelaleler boşluklarımdan akıyor, doluyor ahımın gamzeleri. Tahtalara ise paslı çiviler zincirlenmiş anca, Güvertemde bir adam, Bağırıyor avazı çıktığınca: “Çiviler, çiviler nerde? Çivileri getirin!” Bağırıyor çaresizliğin tuzlu sularıyla yıkanırken. Çivilerse gümüşe bulanmış, Bir de çekiç tutanın gözyaşlarına. Ağlamak çare değil, değil gemiyi tutan bir arada. Gözler ve yaşlar sevgiliymiş, Ayırma onları yalnızlığında… Sonra bağırır adam, Bağırır avazı çıktığınca: “Kürek, kürekler nerde? Kürekleri getirin!” Kan akar ellerden çabaların tedavisiz rüzgarına. O meltem takatsizlerin ruhuna bir hediye, Bir de şarkı öksüzlerin bahçesinde. Sarılmaksa ne hacet tahtanın kıymıklarına. Bir aşk aşağıdan vurur, diğeri gökleri yarar gıyabında. Bakma, bağlanma ona. Konmuş bir anka kuşu omzuna da konuşuyor, Anlatıyor gücü olmayanın olmazlarına olanlara, Anlatıyor gecenin ay ışığı altında. Elleri kızılın kutsallığına bulanmış kürekçi, Dinlen artık bu huzurun yamacında. Bağırır bir garip adam, Bağırıyor avazı çıktığınca: “Rüzgar, rüzgarlar nerde? Rüzgarları getirin!” Çığlıklar, gövdeye vuran dalgalara karışmış, Dualarsa abisin derinlerinde geziyor. Bir umut, bir hayal kalmamış, Canlar, göklerin de ötesinde sönüyor, İzlerken yaşlı, bithap bir rüzgar, Şahidi kararmış ömürlerin, İzlerken yorgun, argın bir rüzgar, Annesi tüm elsizlerin, Meltemi tüm yalnız gemilerin, Tek başına kalmış alabanda ateşinin, Melodisi havayla boğulmuş seslerin. Ve gürler, gürler vadilerin ıslıklarından gelmiş yetim, Gülümser, çabalarına tüm yelkensizlerin.. Bağırıyor adam, Bağırmakta avazı çıktığınca: “Yelken, yelkenler nerde? Yelkenleri getirin!” Kafası karışmış, koşturuyor zalimin ninnisinde, Piyadeler önde, Tayfaysa karada yüzüyor. Bir terzi, bir iğne ve acı, Kanla boyanıyor dilsizin kumaşı. Birkaç dikiş ve tamam, tamam akşamın voltası, Yeter, yeter artık, olması. Yelkenler buluttan dokunmuş, Rüzgar ithal gelmiş vadilerden, Kürekler diyar ağacı, Çiviler siyahın çeliğinden, Yeter artık, olması. Olması, olduramadı olmayanı, Olamazdı zaten, sesi kayıpken ahmağa bir sus payı. Bağıran bir adam, Bağıran avazı çıktığınca: “İnsan, insanlar nerede? İnsanları getirin!” Ses telleri pas tutamaz ama kırgın, Kırgınlar horluğun sazlarına, Kırgınlar nasibini alamamış arsızlara. Bir keman ve çello süsündeyken kalan, Akustiğin ağma havasında yok olmuş, Ve var olmuş cennetin adımlarından. Saçın, geceden nasibini alamamış yanından, Ruhumun alevler içindeki bağrına kadar, Münazara içindeydi kendiyle insan. Sağırların şafak kantosuna konuk, Dilsizlerin tiradında ruhunun kayıbı. Bir keman ve bir çello süsündeyken insan, Akustiğin şaşa havasında sağır olmuş; Ve var olmuş kuzgunların çığlıklarında. Bir adam, Hüzün kaplıyken iç seferim, Yalnız, sade bir adam, Bir o, Bir o adam, Bağırıyor güvertemde avazı çıktığınca: “Kalp, kalpler nerde? Kalpleri getirin! Getirin kalpsizlerin söktüğü kalpleri!” Üzüntünün rengini verdiği saatlere, Kenetlenmiş bir adam güvertede. Deniz sallarken hıncıyla gemiyi, Çiviler sökülür, yelkenler yırtılırken, Kürekler ellerden bırakılırken, Kıymıklar rüzgara karışmış, tedavim kayıplara kaybolurken, Kıyımlar, geçmişin sularına gömülürken, Kenetlenmiş bir adam güvertede, Bağırıyor, bağırıyor avazı çıktığınca: “Kalbim, kalbim nerde? Kalbimi getirin! Lütfen, onun söktüğünü siz yeşertin” Son nefeslerini vermiş adam. Bağıramıyor avazı çıktığınca. Kursağında bir hırıltı, Konuşuyor onun yerine: “Ölüm, ölümüm nerde? Ölümümü getirin!” Son bir çırpınış ve durmuş gemi, Kara, kaplamış mavinin eşini, Ve sönmüş, Sönmüş galiplerin kaybolmuş zirvesi.
Önceki / Previous Öte-ben Yolculuğu
Sonraki / Next Şiirde Biçim ve Anlam Sorunu