Zincirleri kırarak geldi


A’DAN X’E / VEFATININ 20. YILDÖNÜMÜNDE FAKİR BAYKURT

11.10.2019Feza Kürkçüoğlu

Örnek bir öğretmen, sendikacı, yazar. Aydın kavramının ete kemiğe büründüğü bir kişilik. Ömrünü eşitlik ve özgürlük mücadelesine adadı, çağına tanık olmanın yanı sıra onu değiştirme ve dönüştürme çabasını hiç bırakmadı. Yerli edebiyatın tarihi dönemeçlerinden birine ve toplumsal hafızaya adını büyük harflerle yazdıran Fakir Baykurt’u ölümünün 20. yıldönümünde sevgi ve saygıyla anıyoruz…

Fakir Baykurt (15 Haziran 1929-11 Ekim 1999) (Fotoğraf: Recai Aksu)

Öğretmen, İlköğretim Müfettişi, Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kurucu başkanı, yazar Fakir Baykurt’u yitireli yirmi yıl oldu. 11 Ekim 1999’da Almanya’nın Essen kentinde vefat eden Fakir Baykurt, 14 Ekim’de Türkiye Yazarlar Sendikası önünde yapılan büyük bir törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

İnançlı ve inatçı bir sosyalist, edebiyatımızın kilometre taşlarından, toplumcu gerçekçi sanatın ülkemizdeki önde gelen isimlerinden Fakir Baykurt, zorluklarla geçen yaşamı boyunca çağına tanık olmanın yanı sıra onu anlama, değiştirme ve dönüştürme çabasını hiç bırakmadı. Fakir Baykurt’u sevgi ve saygıyla bir kez daha anıyoruz.

Asıl adı Tahir olan Fakir Baykurt, 1929’da Burdur Akçaköy’de doğdu. 1943’te Akçaköy İlkokulu’nu, 1948’de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdi, bir süre köy öğretmenliği yaptı. 1955’te Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Türkçe öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Demokrat Parti (DP) döneminde politik görüşlerinden dolayı öğretmenlikten alındı. 1958’de Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan Yılanların Öcü romanı nedeniyle kovuşturmaya uğradı.

Bir koca kışı yarım teneke gazla geçiren ve çocukları kızamıktan ölen, kadınları karanlıkta ve baskıların boğaza çıktığı, sabrın kalmadığı yerlerden geldik. Kendilerini egemen sınıfların emir kulu sayan, kraldan çok kralcı yöneticilerin yol bağlarını, telefon zincirlerini kırarak geldik.

27 Mayıs1960 darbesinin ardından ilköğretim müfettişliğine atandı. 1965 yılında TÖS’ün kurucu başkanı oldu. 1969’da ülke çapındaki ilk öğretmen boykotunu örgütlediği için tekrar açığa alındı. 12 Mart 1971 darbesinde tutuklandı. Tahliye olduktan sonra Milli Folklor Enstitüsü uzmanlığı, ODTÜ Halkla İlişkiler ve Yayın Müdürlüğü, Kültür Bakanlığı danışmanlığı gibi görevlerde bulundu.

1979’da Almanya’da Yabancı Çocuk ve Gençlerin Teşviki ve Bölgesel Çalışma Kurumu’nda eğitim uzmanı olarak çalışan Baykurt, yaşamını yitirdiği 11 Ekim 1999’a kadar Almanya’da yaşadı. Ölümünden önce, 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde, mücadele arkadaşı Can Yücel ile birlikte, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin İzmir milletvekili adayı oldu.

1 Şubat 1950 tarihli Yaprak dergisinde yayınlanan Tahir Baykurt imzalı şiiri

Köyden fışkıran edebiyat

Fakir Baykurt yazmaya 1946’da şiirle başlar. Çeşitli dergilerde yayınlanan şiirlerini, hikâyeleri ve ardından romanları takip eder. Demokrat Parti’nin iktidar olduğu 1950 yılından başlayan, edebiyatımızda “köy romanı” olarak adlandırılan akım, özellikle Köy Enstitüsü çıkışlı yazarların eserleriyle tanınır olur. Bunların başında Mahmut Makal’ın Bizim Köy’ü ve Talip Apaydın’ın Bozkırda Günler’i gelir. Köy Enstitülü yazarların içinden geldiği, yaşadığı, köyün-köylünün sorunları ve çözümleri hakkında gerçekçi bakış açıları taşıyan romanları peşpeşe yayınlanır.

Toplumcu gerçekçi bu yazarların içinde en çok ürün veren Fakir Baykurt olur. 1958’den 2000’e, yayınlanan romanlarının listesine bir göz atmak yeterli: Yılanların Öcü (1958), Irazca’nın Dirliği (1961), Onuncu Köy (1961), Kaplumbağalar (1967), Amerikan Sargısı (1967), Tırpan (1970), Köygöçüren (1973), Keklik (1975), Kara Ahmet Destanı (1977), Yayla (1977), Yüksek Fırınlar (1983), Koca Ren (1986), Yarım Ekmek (1988), Eşekli Kütüphaneci (2000).

“Dileğim, daha çok romancımız, öykücümüz olsun; köyü de, kenti de, fabrikayı da, ocağı da, ormanları da, bahçeleri, salonları da, mutlulukları da yazsınlar. Edebiyatçımız azdır. Çeşitli konularda çok yazılması, bizi daha nitelikli yapıtlara kavuşturur; belki en başta söylemeliydim, azdan nitelik çıkmaz.”

Muhalif ve devrimci içeriğe sahip romanları Fakir Baykurt’u köy romanları yazarları arasında öne çıkaracaktır. Ancak Baykurt’u sadece “köy romanı” yazarı olarak nitelendirmek büyük haksızlık olur. Özellikle Almanya’ya gittikten sonra yazdığı romanlarında göçü ve işçi sorunlarını konu edindiği romanları okuduktan sonra…

Sözü kendisine bırakalım. 75 yılda Köylerden Şehirlere isimli kitapta, “Köyden Fışkıran Edebiyat” başlıklı yazısında “köy edebiyatı” hakkında şunları söyler: “Gerçek olan, yeni bir edebiyatın varlığı karşısında olduğumuzdur. Bu edebiyat Türkiye’nin sınırları içinde doğmuştur. Bunun ulusal edebiyata katkı olduğu çoktan anlaşılmıştır. (…) Dileğim, daha çok romancımız, öykücümüz olsun; köyü de, kenti de, fabrikayı da, ocağı da, ormanları da, bahçeleri, salonları da, mutlulukları da yazsınlar. Edebiyatçımız azdır. Okuyucumuz yabancı yazınların baskısı altındadır. Çeşitli konularda çok yazılması, bizi daha nitelikli yapıtlara kavuşturur; belki en başta söylemeliydim, azdan nitelik çıkmaz. Köy kaynağından fışkıran edebiyatın, yönü topluma dönük, okuru etkileyen, ona yarar sağlayan, nitelikli bir edebiyat olduğu elbet bir gün algılanacaktır.”

Yönetmenliğini Metin Erksan’ın yaptığı Yılanların Öcü filminde Fikret Hakan ve Nurhan Nur

Yılların Öcü’ne saldırı: “Kahrolsun kızıl yılanlar”

Fakir Baykurt’un adı anılınca ilk akla gelen, en bilinen romanı Yılanların Öcü’dür. Bunda romanın iki kez filme alınmasının da büyük rolü var. 1958’de Cumhuriyet gazetesinin açtığı Yunus Nadi Ödülleri Yarışması’nda birinci seçilen Yılanların Öcü romanı Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilir. Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri hem gazete hem de Baykurt hakkında soruşturma açar. Savcılığın takipsizlik kararına rağmen “Müstehcen ve solcu bir roman” ilan edilen Yılanların Öcü’nün yazarının öğretmenlik yapamayacağı öne sürülerek Baykurt açığa alınır.

Ankara Ulus Sineması’ndaki gösterim biter bitmez “Kahrolsun komünistler”, “Kahrolsun kızıl yılanlar” sloganları ile Fakir Baykurt’a saldırılır. Baykurt’u saldırıdan Erol Taş kurtaracaktır. Filmin gösterildiği diğer sinemalarda da olaylar çıkar. Ancak, seyirci Yılanların Öcü’nü sevmiştir.

1959’da yayınlanan roman, 1961’de usta yönetmen Metin Erksan tarafından sinemaya uyarlanır. Yerli sinemasının yüzakı filmlerden biri kabul edilen Yılanların Öcü’nde bugün aramızda olmayan Fikret Hakan, Nurhan Nur, Aliye Rona, Kadir Savun, Erol Taş, Ali Şen rol alır. Film, Sansür Kurulu’nca önce sakıncalı bulunsa da Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in araya girmesiyle sansürden geçer.

Yılanların Öcü üzerindeki kara bulutlar bir türlü dağılmak bilmez. Ankara Ulus Sineması’ndaki gösterim biter bitmez önce “Yuhh!” ardından da “Kahrolsun komünistler”, “Kahrolsun kızıl yılanlar” sloganları ile Fakir Baykurt’a saldırılır. Baykurt’u saldırıdan Erol Taş kurtaracaktır. Filmin gösterildiği diğer sinemalarda da olaylar çıkar. Ancak, seyirci Yılanların Öcü’nü sevmiştir.

Yılanların Öcü o yıl Sinema Yazarları Seçimi’nde En Başarılı Film, En Başarılı Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Aliye Rona), En İyi Erkek Oyuncu (Erol Taş) ödüllerini alır. 1966’da Tunus Kartaca Film Şenliği’nde Şeref Madalyası’na layık görülür.

Yıllar sonra, 1985’de, yine usta bir yönetmen, Şerif Gören romanı tekrar sinemaya aktarır. Kadir İnanır, Fatma Girik, Erdal Özyağcılar, Nur Sürer, Serpil Çakmaklı’nın rol aldığı film yine büyük ilgi görür. Kadir İnanır, 1986 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü alır.

Türkiye Öğretmenler Sendikası kuruluyor

TÖS, kurulduğu 1965 yılı ile kapatıldığı 1971 yılı arasında, altı yıl boyunca eylemleriyle toplumsal tarihimizde silinmez izler bırakacaktır. Eşit ve nitelikli bir eğitim için mücadele eden, ülkedeki ve dünyadaki haksızlıklara karşı bayrak açan, Amerikan emperyalizmine karşı kampanyalar düzenleyen bir sendika olan TÖS, kısa bir zaman diliminde büyük eylemlere imza atar. Devrimci Eğitim Şûrası, Büyük Öğretmen Yürüyüşü ve Büyük Öğretmen Boykotu bu eylemlerin önde gelenleridir.

Öğretmenlerin ekonomik ve toplumsal mücadele tarihinde 1950’ler dönüm noktası olur. Bugün de süregelen bu mücadelenin başlangıcıdır o yıllar. 1950 ile 1960 yılları arasında öğretmenler, mücadelelerini kurdukları derneklerde sürdürürler. 1948’de 32 derneğin katılımı ile Öğretmen Yardımlaşma Dernekleri Birliği ismiyle kurulan dernek 1954´de Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖDMF) ismini alır.

Eşit ve nitelikli bir eğitim için mücadele eden, ülkedeki ve dünyadaki haksızlıklara karşı bayrak açan bir sendika olan TÖS büyük eylemlere imza atar. Fakir Baykurt ve arkadaşlarının özverili çabalarıyla 1965’de 92 kişi ile kurulan, üye sayısı 1969’da 65 bine, 1971’de 80 bine ulaşan TÖS, 12 Mart darbesinden sonra kapatılacaktır.

8 Haziran 1965’te “Devlet Personeli Sendikaları Kanunu”nun kabul edilmesinin ardından sendika kurma çalışmaları hızla tamamlanarak 8 Temmuz 1965’de TÖS kurulur. TÖDMF içinden gelen 92 öğretmenin kurduğu sendikanın ilk genel başkanı, kurucular arasında bulunan Fakir Baykurt olur. TÖDMF, 1969’da kendini feshederek TÖS’e katılır.

Siyasi iktidarın baskısı TÖS’ün üzerinden eksik olmaz. İşten el çektirme, sürgün, göreve son verme gibi çeşitli baskılara rağmen sendika hızla büyür. Büyüdükçe de baskılar ağırlaşır. Baykurt ve arkadaşlarının özverili çabalarıyla 1965’de 92 kişi ile kurulan, üye sayısı ertesi yıl 28 bine, 1969’da 65 bine, 1971’de 80 bine ulaşan TÖS, 12 Mart 1971 darbesinden sonra kapatılacaktır.

TÖS yönetim kurulu üyeleri ile çok sayıda devrimci öğretmen tutuklanır. Genel Başkan Fakir Baykurt, 24 Şubat 1972’de tahliye edilir. Beş yıldan uzun süren yargılama sürecinde Fakir Baykurt ve TÖS yöneticileri, 1974’de çıkarılan aftan yararlanmak yerine uğruna çok emek verdikleri sendikaları TÖS’ün aklanmasını isteyerek Askeri Yargıtay’a başvururlar. 1976’da TÖS Davası sanıkları beraat eder.

Eğitim Şûrası: “Devrim için Eğitim”

Henüz üç yıllık bir örgüt olan TÖS tarafından 4-8 Eylül 1968 tarihleri arasında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi konferans salonunda 441 delege ile toplanan Devrimci Eğitim Şûrası (DEŞ), bir ilk olarak tarihe geçer. Eğitim sorunlarını, ülkenin temel çelişkileri içinde ele alıp, inceleyen şûraya devrimci öğretmenler, öğrenciler, işçiler ve aydınların yanı sıra birçok meslek örgütü temsilcileri katılır.

Fakir Baykurt’un yaptığı konuşma ile başlar şûra: “Bu şûra, resmî geçmişi 120 yılı aşan mesleğimizin, eğitim sorunlarını, ülke sorunlarının bütünü içinde inceleyen ve bugünkü çıkmaza bilimsel ve devrimci bir çıkar yol arayan ilk derli toplu girişimidir. Böyle bir görevi huzurunuzda yerine getirirken gerçekten heyecan duymaktayım.”

Devrimci Eğitim Şûrası katılımcıları “ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel koşulları içinde mevcut eğitim düzenimizin ilkeleri ve kurumları bakımından ana çizgileriyle eleştirilmesi; Türk toplumunun ihtiyaç duyduğu yeni eğitim biçiminin ilkeleri, amaçları ve bu amaçlara ulaştıracak metot ve kurumların saptanması; yeni eğitim biçiminin uygulanmasıyla ilgili metot ve görüşlerin saptanması” hedefiyle çalışmaya başlarlar.

Katılımcıların bildiriler sunduğu, kurulan 10 komisyonun hazırladığı raporların genel kurulda tartışılıp onaylandığı “Devrim için Eğitim” ilkesinin etrafında şekillenen şûra sonuç bildirisi sadece eğitim emekçilerini değil aynı zamanda örgütlenen devrimci dayanışma ile devrimci örgütleri de etkiler. Bu devrimci dayanışma, TÖS’ün Aralık ayında gerçekleştireceği Büyük Öğretmen Boykot’unun başarıyla sonuçlanmasının itici gücü olur.

Fakir Baykurt, 15 Şubat 1969’da yapılan Büyük Eğitim Yürüyüşü’nde

Büyük Eğitim Yürüyüşü

TÖS’ün tarihsel olarak öne çıkan eylemlerinden biri olan Büyük Eğitim Yürüyüşü, 15 Şubat 1969’da Ankara’da 30 bin kişinin katılımı ile yapılır. Yürüyüş öncesinde TÖS ve TÖDMF, Büyük Eğitim Yürüyüşü’nün amacını şöyle açıklar: “Bozuk eğitim düzenini, savsaklanan halk ve köy eğitimini, köy okullarının ve öğretmenlerinin perişan halini, eğitim mesleği ve öğretmenlerimiz üzerinde günden güne artan siyasi, idari ve mali baskıları ve tertipleri protesto etmek, kınamak.”

Büyük Eğitim Yürüyüşü’nde taşınan dövizler iktidarın ekonomik, siyasal ve toplumsal baskılarına yöneliktir: “Hak dedik, hukuk dedik, validen tokat yedik”, “Beylere servet için, köylüye ahret için okul”, “Paralı öğretim, yaralı öğretim”, “Nimette de külfette de eşitlik istiyoruz”, “Tam bağımsız Türkiye, halka dönük eğitim”…

Ankara Tandoğan Meydanı ülkenin dört bir yanından gelen öğretmenler, öğrenciler ve işçilerle dolmuştur. Saat 12.30’da başlayan yürüyüş öncesi TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt, yaptığı konuşmada neden yürüdüklerini şu sözlerle ifade eder: “Uzak illerden, kerpiç köylerden geldik. Beton Ankara’nın asfalt caddelerinde yürüyeceğiz. Bir koca kışı yarım teneke gazla geçiren ve yirminci yüzyılın sonlarına doğru çocukları kızamıktan ölen, kadınları karanlıkta ve baskıların boğaza çıktığı, sabrın kalmadığı yerlerden geldik. Kendilerini egemen sınıfların emir kulu sayan, kraldan çok kralcı yöneticilerin yol bağlarını, telefon zincirlerini kırarak geldik. Uzaklardan tek tek seslendik, işitilmedi.”

Büyük Eğitim Yürüyüşü’nde taşınan dövizler iktidarın ekonomik, siyasal ve toplumsal baskılarına yöneliktir: “Hak dedik, hukuk dedik, validen tokat yedik”, “Beylere servet için, köylüye ahret için okul”, “Paralı öğretim, yaralı öğretim”, “Nimette de külfette de eşitlik istiyoruz”, “Tam bağımsız Türkiye, halka dönük eğitim”…

Sivas 1993’ün 24 yıl öncesi: “Kayseri Olayları”

TÖS tarihinde ve Fakir Baykurt’un yaşamında önemli olaylardan biri olan “Kayseri Olayları”, o yıllarda TÖS’e, öğretmenlere yapılan saldırıların boyutunu ve vahametini göstermesi açısından önemlidir.

TÖS 2. Olağan Genel Kurulu’nu 7-9 Temmuz 1969 tarihleri arasında Kayseri´de yapma kararı alır. Kongre, 7 Temmuz’da Alemdar Sineması’nda Fakir Baykurt’un konuşması ile açılır. Şehirde hava gergindir. Akşam saat 21.10’da elektrikler kesilir ve Kurşunlu Camii, Sümer Örnekevler Camii, İmam Hatip Okulu ile Türk Kültür Derneği’nde dinamitler patlatılır.

Gece boyunca “Komünist öğretmenler camilerimizi bombaladı” söylentisinin yayılmasının ardından, 8 Temmuz sabahı, gözü dönmüş dinci bir kitle Alemdar Sineması’na doğru yürümeye başlar. TÖS kongresi tekrar toplanmıştır. Sekiz-on bin kişi olduğu söylenen saldırganların tekbir sesleri arasında kocaman taşlar, demir çubuklarla sinemanın camları ve kapısı kırılır. Saldırganlar yanlarında getirdikleri benzin tenekelerini, içi benzin dolu şişelerini ve yağlı bezleri içeri atarak sinemayı yakmaya başlar.

Olayların devamını 15 Temmuz 1969 tarihli Türk Solu dergisinde “Kayseri olayları ve TÖS Kongresi” başlıklı yazından okuyalım: “Yangın başladı. Devrimci gençler, kapılardan söktükleri perdelerle yangını söndürmeye çalışıyordu. Fakir Baykurt, bu mücadele içinde ceketi boydan boya yırtılmış, üstü başı benzine boyanmıştı. Bir yandan savaşıyor, bir yandan da bu durumu kontrol ediyordu. Saat 11.30 da askerin yardıma geldiği, içeriye üç dört sıhhiye erinin girmesiyle anlaşıldı.”

Kalabalığın bir kısmı sinemaya saldırırken bir kısmı da şehirdeki daha önce belirledikleri “hedeflere” saldırırlar: Türkiye İşçi Partisi merkezi, TÖS binası, öğretmenlerin kaldıkları oteller, sol yayınlar satan Tok Kitabevi’ni yakıp, yıkarlar. Yetmez…

Gece boyunca “Komünist öğretmenler camilerimizi bombaladı” söylentisinin yayılmasının ardından, 8 Temmuz sabahı, gözü dönmüş dinci bir kitle Alemdar Sineması’na doğru yürümeye başlar. TÖS kongresi tekrar toplanmıştır. Saldırganların tekbir sesleri sinemanın camları ve kapısı kırılır. Saldırganlar yanlarında getirdikleri benzin tenekelerini ve yağlı bezleri içeri atarak sinemayı yakmaya başlar.

Şehrin pavyonlarına, pavyonda çalışanların kaldıkları otellere de saldırırlar. Olaylar sırasında pavyonda çalışan bir şarkıcıyı da çırılçıplak soyduktan sonra, kadının “Abiler, ne olur beni öldürün ama bunu bana yapmayın!” diye haykırmasına aldırmadan bir faytona bağlayarak sokaklarda sürüklerler. Öğretmenler önce orduevine alınırlar, yaralıların tedavileri askeri hastanede yapılır. Cemselere bindirilen öğretmenler Kırşehir’e getirilirler. Gece yarısı otobüslerle Ankara’ya yola çıkarlar ve geceyi Gençlik Parkı’nda geçirirler. 10 Temmuz günü kongreye Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde devam edilir.

Bu olayları okurken, 24 yıl sonra yine bir temmuz ayında, 1969’un Kayseri’sinde yaşananlara çok benzer bir senaryonun tekrarlandığını hatırlamayan var mı?

“Bütün öğretmenler boykota!”

15-18 Aralık 1969 tarihleri arasında gerçekleşen Büyük Öğretmen Boykotu, ülkemizin ilk genel grevi ve en büyük eylemlerinden biri olarak tarihe geçer. TÖS ve Türkiye İlkokul Öğretmenleri Sendikası (İLKSEN) tarafından örgütlenen ve başarı ile sürdürülen boykot,15 Aralık 1969 Pazartesi günü başlamış, 18 Aralık 1969 Perşembe akşamı sona ermiştir. Grev yasak olduğu için “boykot” yapan öğretmenlerin bu eylemi sürdürülen toplumsal mücadeleye ivme kazandıracaktır.

Hükümetin Türkiye çapındaki bu eylemi engelleme çabaları sonuç vermez. İşten atılmakla, hapis yatmakla tehdit edilen öğretmenlerin baskılara boyun eğmediğini gören iktidar, boykot süresince derslere emekli öğretmenlerin ya da son sınıf öğrencilerinin girmesini isteyecek kadar çaresiz kalır.

Dört gün süren Büyük Öğretmen Boykotu’na Türkiye’de çalışan yaklaşık 156 bin öğretmenin 109 bini katılır. 1969’da yaklaşık 65 bin üyesi bulunan TÖS, üyesi olmayan yaklaşık 50 bine yakın öğretmenin eyleme katılmasını sağlayacak güveni verebilmeyi başarmıştır.

Hükümet eylemin faturasını TÖS üyesi öğretmenlere kesmekte gecikmez. 50 binin üzerinde öğretmene kovuşturma açılır, bunların 19 bine yakını hakkında takipsizlik kararı verilirken 2,118 öğretmen açığa alınır. 45 binin üzerinde öğretmenin maaşları kesildiği bu “hesaplaşmada”, 500 kadar öğretmen sürgün edilir. 11 öğretmen için ihraç kararı verilir. Boykotun akılda kalan özelliklerinden biri de açığa alınarak cezalandırılan öğretmenlerin ücretlerinin TÖS tarafından ödenmesidir.

Fakir Baykurt, öğretmen, sendikacı, yazar olarak sürdürdüğü yaşamı boyunca hep mücadele etti, hiçbir zaman boğun eğmedi. Eğitmekten, öğretmekten, yazmaktan hiç vazgeçmedi. Sürgünde, hapishanede hep yazdı. Öğretmen mücadelesinin efsane ismi Fakir Baykurt, ışığı ile öğrencilerini, eserleri ile okurlarını aydınlattı, aydınlatmaya devam ediyor.

Kaynak: 1+1 Forum

Önceki / Previous Radıo Garden
Sonraki / Next Poet and UNHCR Goodwill Ambassador Emi Mahmoud Powerful Performance at Sziget Festival