“Erkekler, kadınlar nehre iner hep beraber çıplak yıkanırlar. Birbirinden kaçmazlar. Bununla beraber asla zina etmezler. Aralarından zina eden birini, kim olursa olsun, dört kazık çakıp kollarından ve bacaklarından bu kazıklara bağlarlar. Balta ile onu baştan ayağa ikiye bölerler. Kadın için de aynı cezayı verirler. Bundan sonra zina eden kadın ve erkeğin parçalarından her birini bir ağaca asarlar.”

İbn Fadlan, X. yüzyıl başlarında Abbasi Halifesi Muktedir’in divanında çalışan katiplerden biridir. Fadlan, 309-310/921-922 yılları arasında Muktedir tarafından Etil Bulgarlarına gönderilen elçilik heyeti sırasındaki elçilik hatıralarını anlattığı “Seyahatname (el-Rihle)”si ile tanınır. Hakkında yok denecek kadar az bilgiye sahip olunsa da geriye bıraktığı ve çok kıymetli tarihçimiz Zeki Velidi Togan sayesinde keşfedilen seyahatnamesi sayesinde bugün eski Türkler ve Ruslar hakkında bilgi ediniriz.

Halife Muktedir tarafından görevlendirilen, İbn Fadlan’ın da içinde bulunduğu elçi heyeti, 21 Haziran 921 tarihinde Bağdat’tan hareket ederek sırayla; Kirmanşah, Hamedan, Save, Rey, Dameğan, Nişabur, Serahs, Mevr, Amul, Firebr, Beykend, Buhara, Harezm’den geçerek İlteper Almış Han’ın Karargahı’na ulaşır. Amaç İslam’ı kabul etmiş Etil Bulgarlarına Müslümanlığı öğretmek ve Almış’ı birtakım sorunlardan kurtarmaktır.

El İdrisi’nin dünya haritasından bir kısım

Bahsi geçen yolculuk sırasındaki izlenimler sonucu yazılan seyahatname, en sağlam ve akıcı dille yazılmış belgelerden biridir. Mutlaka mübalağaların da bulunduğu risale bize X. yüzyıldaki Oğuzlar, Bulgarlar, Hazarlar, Ruslar, Peçenekler, Kırgızlar, Kıpçaklar, Karluklar vb. kabilelerin; toplum yaşantıları, gelenekleri, adetleri ve dinleri hakkında ilginç bilgiler verir.

İbn Fadlan, Almış Han huzurunda

Baştan uyarayım, dönem şartlarından dolayı bugünkü temizlik vb. konularda anlayışımıza uymayan fazlaca olay vardır. Okumanızı ona göre yapmanızı tavsiye ederim.

Bakınız, bahsi geçen boylar ve kabilelerin ne tür “huyları” varmış:

1. Oğuzlar: “Yolunu şaşırmış eşekler gibi bir dine inanmıyorlardı.”

1. Oğuzlar, büyük tuvalet yaptıktan, işedikten sonra temizlenmezler, cünüplükten ve diğer şeylerden dolayı yıkanmazlar. Suyla ilişkileri yok gibidir.

2. Kadınlar erkeklerden ve yabancılardan dolayı örtünmezler. Fadlan hikayeyi şöyle aktarır:

Bir gün  bir adamın çadırına indik. Oturduk. Adamın karısı da bizimle oturdu. Bizimle otururken cinsi organını açtı ve kaşıdı. Yüzlerimizi kapadık. Kocası güldü. Tercüman, “Onlara söyle, sizin yanınızda onu açıyor, sizi görüyor ve onu koruyorsunuz. Bu onu kapatıp da başkalarına müsaade etmesinden daha iyidir.” dedi.

3. Zina bilmezler. Biri zina yaparsa; ağaçların dallarını bir araya getirip failin ellerini ve ayaklarını ağaca bağlarlar, sonra o dalları serbest bırakırlar, adam ikiye ayrılır.

4. Bir adam ölünce karısı varsa, öz anası olmamak şartıyla, büyük oğlu onun karısıyla evlenir.

5. Homoseksüellik onların nazarında büyük suçtur. Fadlan hikayeyi şöyle aktarır:

Bir gün bir Türk’ün çadırına misafir olan bir Harezmli, çadır sahibinin oğlunu kandırır ve isteğine ulaşır. Oğlanın babası, ikisini iş üstünde yakalar. Divan kurulur. Gerçek karar ikisinin de ölmesini emreder. Ama baba, çocuğu için razı gelmez. Bunun neticesinde Harezmli’ye para cezası verilir. Harezmli, oğlanın babasına 400 koyun ödemiştir.

6. Türklerin hepsi sakallarını tıraş eder, bıyıklarını bırakırlar.

7. Adetlerine göre, bedene temas eden elbise, parçalanıp dağılıncaya kadar yıkanmaz.

2. Başgırdlar: “Onlar sakallarını tıraş eder, bitlerini yerler.”

1. Türklerin en kötü, en belalı, en katil olanlarıdır.

2. Gömleklerinin dikiş yerlerinde bit arar, bulunca dişleriyle ezerler.

3. Her biri, erkeklik uzvu büyüklüğünde ve aynı biçimde bir ağaç yontup, onu tanrı kabul edip boyunlarına asarlar. Fadlan şöyle aktarır:

“Tercümana sordum, “Bu meseleyi içlerinden birine sor. Niçin onu Rab kabul ediyor?” dedim. Adam cevaben “Ben onun bir benzerinden çıktım. Ondan başka beni yaratan tanımıyorum” dedi.”

Bulgarları ziyaretinin tasviri

3. Bulgarlar: “Bilgili insanları tanrıya hizmet etmesi için asarlar.”

1.Hükümdar kime bir lokma verirse onun önüne sofra gelir.

2. Cevval ve bilgili insanları “bu kişi rabbimize hizmet etmeye uygun, onun yanına gönderelim” diye asarak öldürürler.

3. Yılanları öldürmezler, yılanlar da onlara zarar vermez.

4. Ölülerin arkasından kadınlar ağlamaz, erkekler ağlar. İki sene matem yaparlar. Süre bitince saçlarını keserler. Davet verirler. Matemden çıktıkları böyle anlaşılır.

Rusların tasviri

4. Ruslar: “Her gün yüzlerini en pis, en murdar şekilde yıkarlar.”

1.Kadınlardan her birinin göğsünün üstünde altın, demir, bakır ya da gümüşten hukka bulunur. Her hukkada bir halka ve halkaya bağlı bıçak bulunur.

2. En makbul ziynet eşyası mavi boncuklar (nazar taşları) dır.

3. Cünüplükten, yemekten, tuvaletten sonra ellerini yıkamazlar.

4. Onlardan biri cariyesiyle herkesin önünde çiftleşir. Bazen birbirlerinin hizasında bir grup olarak çiftleşirler.

5. Her gün yüzlerini en pis şekilde yıkarlar. Her sabah bir cariye, efendisine kapta su getirir. Kişi, bu suyla yüzünü, saçını yıkar, sümkürür, tükürür. Cariye aynı kabı tüm ev halkı için dolaştırır. Her biri aynı su ile aynı işlemleri yapar.

6. Aralarından bir reis ölürse; büyük bir cenaze töreni (ölü düğünü) yapılır. Sıralama şöyledir:

Reisin cariyelerinden biri de onunla gönderilir. Ölmeyi kabul eden cariyeye, hizmet edilir, reis gibi ona da elbiseler dikilir. Yakılma günü geldiğinde, ölü gemiye konulur. Bir at, köpek, ekmek, et, soğan ve silahı da yanına konulur. Ölüm meleği denilen görevli ile cariye gemideki çadıra girerler. Peşinden erkekler girer, cariyeyle çiftleşirler. Sonra beraber cariyeyi öldürürler. İşlem bittikten sonra odunlar atılır ve gemi ateşe verilir.

5. Hazarlar: “Hazar Hakanı’nın 25 kadını da ayrı saraylarda oturur.”

1.Hazar Hakanı’nın 25 kadın edinmesi gelenektir. Ayrıca 60 adet de cariyesi bulunur.

2. Hakan geçerken tebaası secde eder. Geçip gidinceye kadar kafasını kaldırmazlar.

3. Hükümdarın hangi mezar odasında olduğu bilinmemesi için onu gömenlerin başları kesilir.

Türkler Hakkında İlginç Bir Hikaye

Türk ülkelerinin acayipliklerinden biri onların istedikleri zaman yağmur, kar, dolu yağdırdıkları bir çeşit taşa sahip olmalarıdır. Onlar bir sefere çıkınca ve yağmur yağmasını isteyince bu taştan bir miktar çıkarır, bir bulut peyda olur ve yağmur yağarmış. Bir hikayeye göre; Horasan hükümdarı ordusuyla Türkler üzerine sefere çıkmış. Günlerce savaşmışlar. Bir gün Horasan hükümdarına bir haber gelmiş. Habere göre Türklerden bir kahin (şaman) geri çekilmezse Horasan ordusuna dolu yağdıracakmış. Ertesi gün olmuş ve Horasanlıların tarafını devasa siyah bir bulut kaplamış. Durumu anlayan hükümdar hemen namaz kılmış ve Allah’a dua etmiş. Neyse ki hareketinin hemen üzerine bulutlar yön değiştirip Türklerin tarafına geçmiş ve dolu yağdırıp, orduyu helak etmiş.

Seyahatname’den bir sayfa

Özetle; İbn Fadlan tabi ki birtakım mübalağalarla, yaptığı geziyi bizlere aktarmıştır. Türklerin yaşayış tarzları ve gelenekleri hakkında bilgi vermiş, dönem hakkında kanıya varmamıza olanak sağlamıştır.

Kaynak

Önceki / Previous Kızıl Mucize / Scarlet Mıracle
Sonraki / Next DENİZ HAMAMLARINDAN “BEACH”LERE İSTANBUL’UN DENİZ SERÜVENİ - Selam olsun bir zamanların “hürriyet diyarı”na