Haber: ERKAN AKTUĞ 2006 RADİKAL

“Bir şair tanınınca kolaylıkla oynamaya başlayabilir. Onda oyun yok. Öfkeli olduğu için öfkeli, hırçın olduğu için hırçın. Çünkü hep risk altında, hem şiirinde hem de yaşamında.”

İSTANBUL – “Bir şair tanınınca kolaylıkla oynamaya başlayabilir. Onda oyun yok. Öfkeli olduğu için öfkeli, hırçın olduğu için hırçın. Çünkü hep risk altında, hem şiirinde hem de yaşamında. Bu yüzden de rol yapacak zamanı yok” diyor Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Başkanı Enver Ercan, küçük İskender için… 42 yaşındaki küçük İskender, 20’li yaşlardan beri tanınıyor, 40 küsur kitabı var ve üç-beş filmdeki rolleri dışında onda ‘oyun’ yok. Boş vakitlerinde şiir yazmıyor, hayatını tamamen şiire adamış, gerekirse bunun için acı çekiyor, bundan dolayı yüksünmüyor. ‘İskender’i Ben Öldürmedim’ (Sel Yay.) kitabıyla TYS’nin düzenlediği Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü kazanan ‘marjinal şair’ küçük İskender’le ödül ve şiir hakkında konuştuk.
Melih Cevdet gibi bir usta adına düzenlenen ödülü ilk siz kazandınız. Nasıl bir hissiyat içerisindesiniz?
Bana göre modern Türk şiirini toplumsal çizgiden kopartmadan taşıyıp yer yer bireye de inen usta bir şair olduğu için onun adına koyulan bir ödülü almak benim için her şeyden önce gurur kaynağı. Çünkü son dönemdeki muhafazakâr şiir eğiliminin, eğilimi de aşarak bir harekete dönüştüğü noktada böyle bir ödülü almak ödül kazancından çok bir saygı duruşunun, yüreklendirmenin başlangıcıdır. Bana göre bu ödül geç verildiği için bir geri adımdır, ama Türk şiiri için bir ileri adımdır. Büyük bir olasılıkla bu ödüle katılacak insanlar Türk şiirinin modernizasyon organizasyonunun belki de bu ödül çatısı altında gerçekleşeceği inancıyla hareket edecek.
Melih Cevdet şiiriyle aranız nasıldır?
Benim için yapı taşlarından biri. Onun özellikle ‘Teknenin Ölümü’ kitabı 10’lu yaşlarımda elimden düşmezdi. Paramparça olmuştu. Üstelik ailemdeki insanların da çok okuduğu, sevdiği bir şairdi. Bir de o kuşaktan bir tek Melih hocayla tanışma şansım olmuştu.
Sadece şiirle geçinen ender şairlerdensiniz. Şiir kitapları çok az satıyor. Rol aldığınız üç-beş filmden servet kazanmadığınıza göre, nasıl geçiniyorsunuz?
Ne maddi ne de manevi anlamda geçiniyorum. Geçinememek bir noktada gurur kaynağı oluyor. Çünkü uyumsuzluk, her şeyin sisteme bağlandığı bir coğrafyada her şeyden önce yaşama direnci veriyor. Haftada üç öğünle ayakta kalabilecek bir canlıya dönüştüm bu ülkede. Bu bir acındırma politikası değil, tam tersi bunu birçok insana yaşama karşı direnç örneği olarak sunuyorum. Şair günlük hayatın koşturmasının dışında boş vakitlerinde şiir yazmamalı. Bütün hayatını buna adayabilmeli, gerekirse bunun için acı çekmeli. O yüzden belli yoksunluklarımdan dolayı yüksünmüyorum. Bunu ülkenin gerçeği, hatta algılayış biçimi olarak görüyorum.
40’ınızı geçtiniz, 20’li yaşlardan beri tanınıyorsunuz. Bu özel yaşantınızı da görünür kılıyor. Marjinal yaşam nedeniyle dışlanmışlık hissediyor musunuz?
Bunu ilk kez açıklıyorum. Zamanında basına da yansıyan tatsız bir olaydan dolayı iki kiralık katille mücadele ettim. Hatta biri beni yakaladığı halde çok sevdiği için öldürmeyeceğini bir an önce ortadan kaybolmam gerektiğini söyledi. Sen artık niye intihar etmiyorsun diyen beni çok seven okurlarım da var. John Lennon, Jim Morrison gibi… İdol noktasına getiriyorlar, bunu kırmaya çalışıyorum.
İyi şiir yazmak yeterli mi? Şairin yaşantısı, hayata karşı duruşu iyi şiirin fark edilmesinde etkili değil midir?
İyi bir şiir yazabilmek için kötü bir şair olmak gerekiyor. Buradaki kötüyü Batı felsefesindeki anlamıyla kullanıyorum. Çünkü aynı zamanda bir cambazsınız. Ve elinizdeki değnekle dengesizlikleri dengelemek zorundasınız. Bunu açarsak bazı dengesizliklerinizin olması gerekli ki bu şiirinize de yansısın. Değneğin iki ucunda dengesizlik olsun ki siz birey olarak o ipin üstünde durun. Çünkü okur aynı anda sizin düşmenizi de bekler. İpin üstünden geçmenizi alkışlar ama eğer düşerseniz büyük bir olay olur ve bundan büyük bir mutluluk duyar. Bu her sanatçı için geçerli.
Ödül aldığınız kitabın adında ‘İskender’i öldürmek’le neyi kastediyorsunuz?
Kitabın adı, Türk edebiyatında, şiirinde modernizmi öldürmeye çalışanlara yönelik bir addı. Bana yapılan haklı haksız bütün saldırılara ‘İskender’i Ben Öldürmedim’ diye savunmamı verirken bu ödülle beraat ettim. İskender’i benim öldürmediğim belli oldu.
Şiirin, şairin katledildiğini mi düşünüyorsunuz Türkiye’de?
Bir anlamda. Çünkü Türk edebiyatının Rimbaud’lara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Hatta o Rimbaud’ların gelip benim şiirimi de yıkmaları gerekir. Bu gereklilik kapsamında bundan 300 yıl sonra en azından saygı çerçevesinde insanların İskender’in yaptıklarına dönüp bakacağına adım gibi eminim. Ama belki kötü bir örnek olarak okunacağım ki, bu benim için önemli değil. Önemli olan neyi ne kadar tahrip ettiğim. Çünkü güzel bir şeyi tahrip etmiyorum ben. Güzel insanların yaşadığı o cam şatoları kırıyorum, belki tek başıma yapıyorum bunu ama 2000’li yılların genç şair ekibindeki saldırganlık ve ifade tarzı benim yalnız olmadığımı gösteriyor. Bu bir anlamda bayrak yarışıdır ki ben bayrağı bir yere kadar taşıyabilirim. Yeni gelenlerin de o bayrağı alıp bir yere götürmesi gerekiyor. Çünkü söz konusu olan bayraktır.
Ödül parasıyla dökülen dişlerinizi yaptıracağınız söyleniyor, öyle mi?
Evet yemek yeme problemim oluyor ama aslolan birilerini ısırma eylemim biraz zayıfladı o yüzden dişlerimi acilen yaptırmam gerekiyor! Çünkü ısırılacak çok insan var.
Artık usta bir şair sayılırsınız. küçük İskender’den feyz almaya gelen gençlere ne öneriyorsunuz?
Bir elinde çivi taşıyorlarsa diğer ellerinde çekiç olması gerekir. Bir yere şiirleriyle bir şey çakmak istiyorlarsa diğer ellerinde bunu yapacak inançları, birikimleri, cesaretleri olmak zorunda. Eğer yola çıkmaya kararlılarsa önce nerden ayrıldıklarını görsünler çünkü bir gün geri dönmek zorunda olabilirler. Ama bana göre dönmesinler, gitsinler.

 

KAYNAK: http://www.radikal.com.tr/kultur/iskenderi-oldurmedigim-ortaya-cikti-787722/

 

Önceki / Previous How To Talk About Books You Haven’t Read
Sonraki / Next Ressam / Paınter