telaş dolu rüzgarların, yüzleri okşadığı
yalnız günler hatırlıyorum.
toplanın eski dünyanın ölüleri!
dinleyin yirmi birinci asrın salgınını.
dinleyin on günde,
nasıl ipotek koyduğunu
şehirlerin, ömürlere.
-i-
mezar taşlarından para çekilen bir çağda,
charonion gondolunu satmak,
kararını aldı sonunda.
işler kesat, ruhlar cimri.
ekmek parasını dahi çıkaramazdı zavallıcık.
tak etmiş olacak canına,
satılığa çıkardı bir sitede.
uyandığında duydu.
beş dirhem gümüşe
bir devir kapanmıştı neticede.
-ii-
duvar saatlerinin uğultusunu
daha yüksek bir perdeden duyar
oldular
ama esasen pek de uzun sürmedi.
üç gün bu fasıl
dördüncü gün enflasyon, memurlara zam.
o sıralar meyhanede
sarhoşluğa vurmuştu kendini kayıkçı.
gondol bilete bağlandı diye duydular
“şimdi öde, ölünce binersin”.
-iii-
hep aynı temponun
tutulduğu tutuk günler
geçiriyorduk ki haberi aldılar
aksa-i şark’ta veba.
başta pek de ehemmiyet verilmedi
bu uzak hastalığa,
dün kadar uzaktaydı herkese.
yarınlar kadar kayıtsızdı herkes ona.
rıhtımda ruhlar birikmeye
başlamıştı artık.
lüks bilete gondol sefası.
paran yoksa binme
arkadaş, sandal senin neyine?
-iv-
veba duvarlarına ulaştığı zaman
korktu şehrin insanı.
korktu ve sonsuz sustu.
çekildi mezarlara ruhlar.
plazalar boş kaldı,
ruhbanlar işsiz.
o zamanlarda geçmiyor değildi
gerçi aklından,
ne olduğu mazlum kayıkçıya.
yalnız bir ay önce konuşkan ve neşeli, misafirleri doldururdu gondola.
hiç görmedi sisin ötesini ama
memnun olacaktı herhalde gidenler.
zira kimse geri dönmedi.
-v-
yüzer yüzer öldüler.
ve gömüldüler şehrin duvarlarının dibine.
işte o zaman korkusuzca söz aldı veba.
“henüz başlamadan, neden bu korku?
hayata karşı sizlerde, nedir bu tutku?”
günah keçisi olarak seçtiler beni
ve cevap vermek,
bene düştü anlaşılan.
“ölmek azizim,
artık ölmek için çok geç.”
şaştı veba, yirmi beşten penç eksikti.
haklıydı oysa.
ölen bilmem kaçtı ama veba değildi katil.
veba kimdi sahiden?
dengi miydi bizlerin ve
hiddet dolu tank paletleri arasından
fısıldayan barutun?
-vi-
kanunlar çıkmaya başladı
hangi devletin olduğu bilinmeyen.
kanunlar,
hürriyet dininin şirki.
ve bizler, evlerimize kapandık.
yalnız başına dolaşıyordu sokaklarda veba.
bana seslendi:
“hey birader, boğuluyorum bu devirde,
yalnızlıktan sıkıldım artık bu şehirde.”
gülümsedi ben mermer pencerenin ardından
“hoş geldin on bin yılın efendisi,
hoş geldin sen de, yirmi birinci asra.”
anladığı kadarıyla,
veba da yakalandı salgına.
-vii-
bütün bunlar vuk’u bulurken
şehrin rıhtımı dolmuştu yüz bin ruhla.
yüz bin ruh ve yüz bin fikir.
kayık şirketi iflas etmiş.
kavgalar koptu rıhtımda
bazı ruhlar izdihamda ezildi.
olanları izliyordu
ben ve veba.
tele-vizyondan.
-viii-
nihayet karar verildi kayıkçı için
rıhtım kadar sessiz sokaklardan
boş bakışlar altında ezilerek
geçti ben ve veba
salgına inat geçtiler.
kanunlara inat
ve bin yılın öfkesiyle aradılar charonion’u.
çok zor olmadı gondolcuyu bulmak
zira,
kekremsi bir gam bırakmıştı ağızlarda
attığı adımlar.
çingene mahallesinde demlenirken
buldular ihtiyarı.
-ix-
charonion, ben ve veba.
şehrin insanlarıyla salgın.
iki cephe vardı şimdi.
iki kutup, duvarların içinde.
ve arafta kalan
doksan dokuz bin dokuz yüz kırk iki ruh.
elli sekizi izdihamda yok oldu.
üç kişi karar verdiler elli sekiz ruh adına.
elli sekiz ruh için intikam yemini.
elli sekiz ruhun yandığı rıhtımda.
yakmaya karar verdiler kendilerini.
şehrin insanı kayıtsız kalsa da.
-x-
önce charonion atıldı.
ardından veba.
ben yürüdü sonra ikisinin arkasından.
salgın sokaklara dökmüştü bu kez
şehrin insanını.
şehrin insanının göreceklerini.
olanca gücüyle bastırmak istedi
üçünün avazını şehir.
devam etmek istedi.
sürmeye devam.
sürmeye saltanatını salgının.
ve
yaktı üçü kendini.
külleri sislere savruldu.
birinin aşina,
birinin yabancı,
birinin vurgun
olduğu sislere.
sustu salgın.
yek avaz
sustu.
işte böyledir hikayesi
vebaları hasta eden bir asrın.
on günde oldu tüm bunlar.
altı yüz yetmiş iki yıl sonra.
Önceki / Previous Eva Wilson reads Maurice Sendak’s “In the Night Kitchen”
Sonraki / Next Neferne