TÜRKÇE

Anasının elini kaybetmiş çocuk gibi
Kelimeler haykırıyordum kâinata
Düştüğüm bu benliğimin kuyusundan bahsetmek için
Gecenin karanlık ayazında şiirlerle sevişiyorum
Yokluğu bildiğimden dolayı kaktüslere bol su vererek öldürüyorum
Kelebeklere yarının güzel olacağını anlatıyorum
Ben, bu düzen karşısında affedilmeyecek günaha giriyorum
Benim adım artık gizli zarflara mühürlendi
Soğuk bir mezar taşına yazıldı
Hüzünlü bir yağmur bu yağan
Ve ben vicdan sokağında sırılsıklamım
İnsanlar karşısında anadan doğmayım
Sonu beklemeye gerek yok
Ben her gün beyazlar içerisindeyim
Defalarca yaptım ölümün provasını
Şimdi elime verdiler hayatımın fezlekesini
Okunmaya değmeyecek kadar naçizmiş meğersem
Ama bin defa da gelsem, namerdim
Zalime, haksızlığa boyun eğersem

Yürür parmaklarım sırat köprüsü gibi sazımın tellerinde
Ve bir türkü tutarım mahşer gününde
Tüm arafta kalan masumlarla birlikte
Demir parmaklıklar ardında
Kapalı zihinler içinde
Solmuş vicdanlar arasında…
Hangi kundakta olursam olayım vazgeçmem
Belki küçücük koğuş penceresinden
Yahut ufuksuz bir koy kıyısından
Müptelasıyım o essiz maviliğin
Özgür kuşların
Mutlu çocukların
Her gece koynunda yatar
Koynunda uyanırım
Güneş battıkça büyür gölgelerimiz
Vurdukça keskinleşir yüreğimizde inancımız
Bir değil
Bin ömre bedel bu düşümüz
Asla boyun eğmeyecek bizim umudumuz
Çünkü umut denilen çocuk en çok
Haksızlığın hüküm sürdüğü yerlerde filizlenir…

ENGLISH

Like a kid who lost his mothers hands
I was hurling words at the universe
To mention this well of self I seemed to have fallen into
I make love to poems in the frozen dark of night
I kill cacti by over-watering because I know dire straits
I tell the butterflies about the beauty of tomorrow
I, faced against this order, commit an unforgiven sin
My name now is veiled in secret envelopes
Inscribed on a cold tomb stone
This, is a solemn rain falling
And I’m awash down conscience street
Faced with people I come through my mother
No need to wait for the end
Everyday I’m wrapped up in whites
I practiced death many times
Now they handed me my life’s verdict
Seems it was worthless to a read after all
But even if I was to return a thousand times
I dare say I’d be dishonoured
If I buckle to tyrants, to unfairness

My fingers walk on the thin bridge between life and death
On the strings of my Saz*,
I’ll hold a folk song on the day of armageddon
Together with all the innocent, stuck in purgatory
Behind iron bars and sealed minds

Amidst waning consciences…

No matter the cradle I’m in, I won’t give up.
Perhaps through a tiny cell window,
Or the shores of a bay without horizons
I am in love with that unprecedented blue
The free birds and the happy children,
I sleep in their arms each night
and wake,
Our shadows grow as the sun sets.
The harder the blows on our beliefs, the sharper they get
It’s worth not one but worth a thousand lives, this dream of ours,
Hope will never bend the knee,
Because this child called hope
Springs from where injustice reigns.

*Saz: a long-necked stringed instrument of the lute family, originating in the Ottoman Empire.

Önceki / Previous Kendi Halinde Yaşar, Şapkasının Altında… Rüştü Onur
Sonraki / Next Bahar Telaşı