TÜRKÇE

Sabah

Bir kadranda iki ok diş dişe

Ellerimizde  gres yağları,

Alnından öperdik ölümü.

 

Ticarethane camlarında seyredip yüzümüzü

Akşama kadar sakal eskitirdik

Ve eskirdik camın bizim bildiğimiz bütün çizgileriyle 

Defterlerde ismimizin karşısında soframız

Mürekkep yer mürekkep içerdik

Midemize bir şenlik olduğu söylenirdi

Haberimiz yok.

 

Kapının ardında yavan bir gürültü,

Sindirilirdi keten elbiseler altında kararan vücutlarımız.

Tok olduğu söylenirdi para babalarının,

Haberimiz yok.

 

Tüm bunların yanında 

Yalnız pazarları avucumuzun içinde yaşamak 

Yıkardık duvarlarını evimizin ,

Güneşi ve umudun hasını selamlayarak.

ENGLISH

Dawn 

One a dial, two arrows are head to head

Grease oil on our hands

We used to kiss death on the forehead.

 

Watching our faces reflected on trade house windows

we wore out our beards until sundown

and we got worn out with the lines on the windows we were aware of 

On notepads our tables set across our names

We ingested ink and drank ink

They would say there’s a parade in our stomachs

We never knew about that.

 

Barren rumble outside the door,

Our bodies darkening under linen dresses were assimilated .

They would say tycoons were well fed,

We never knew about that.

 

Besides all of this

To experience lonesome bazaars in our palms

We would tear down the walls of our houses,

Saluting the sun and the pure kind of hope.

Bunları da Sevebilirsiniz

“Gülemiyorsun ya, gülmek  Bir halk gülüyorsa gülmektir  Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi … İşçiler, Almanya yolcusu işçiler Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi Ellerinde bavullar, fileler Kolonyalar, su şişeleri, paketler Onlar ki, hepsi Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlerde büyüyenler Ah güzel Ahmet Abim benim Gördün mü bak Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar …

Share

  “Ve tanrı öldü!” diye bağırdı delinin biri ardımdan. Kulaklarım çınladı, yankılandı sesi iç organlarımda. Çığlıklar kapladı gökyüzünü, kelimeler kaybetti gücünü. Soluğum kesildi, oturdum çıplak kaldırıma. Tozlar uçuştu havaya, kum fırtınaları sardı sarmaladı kollarımı. Yırtıp attım gecenin soluğunu, yırtıp attım kan kokusunu. Ve parçalandı yüreğim bir yarasa tarafından, barut kokusu! Yürüyordum caddelerde, şapkalar bir çıkıyor …

Share

Sırtında kabuğu bile olmayan bir kaplumbağa gibi hissediyorum, Emily. Sana ve olmayan binlercesine yazıyorum. Düşüncelerimi tatlı küçük kayıklara oturtuyorum, Üflüyorum, üflüyorum yelkenlerine. Ama niye, niye yazmak Emily? Biliyor musun artık yoksunuz diye, inanmayacaksın, Kendimi suçlamıştım ve Öldürmek istemiştim sizleri geri getirirse diye. Bir gün bir baktım kazığa bağlamışlar beni yakıyorlar, Aha ben de o cadılardanım. …

Share
Önceki / Previous "To Be Read ın an Interrogatıve Manner" Julıo Cortazar (translated by Carlos R Baron)
Sonraki / Next Bulaşıcı Hastalık Roman ve Öyküleri Aslında Ne Anlatır?