TÜRKÇE

Sabah

Bir kadranda iki ok diş dişe

Ellerimizde  gres yağları,

Alnından öperdik ölümü.

 

Ticarethane camlarında seyredip yüzümüzü

Akşama kadar sakal eskitirdik

Ve eskirdik camın bizim bildiğimiz bütün çizgileriyle 

Defterlerde ismimizin karşısında soframız

Mürekkep yer mürekkep içerdik

Midemize bir şenlik olduğu söylenirdi

Haberimiz yok.

 

Kapının ardında yavan bir gürültü,

Sindirilirdi keten elbiseler altında kararan vücutlarımız.

Tok olduğu söylenirdi para babalarının,

Haberimiz yok.

 

Tüm bunların yanında 

Yalnız pazarları avucumuzun içinde yaşamak 

Yıkardık duvarlarını evimizin ,

Güneşi ve umudun hasını selamlayarak.

ENGLISH

Dawn 

One a dial, two arrows are head to head

Grease oil on our hands

We used to kiss death on the forehead.

 

Watching our faces reflected on trade house windows

we wore out our beards until sundown

and we got worn out with the lines on the windows we were aware of 

On notepads our tables set across our names

We ingested ink and drank ink

They would say there’s a parade in our stomachs

We never knew about that.

 

Barren rumble outside the door,

Our bodies darkening under linen dresses were assimilated .

They would say tycoons were well fed,

We never knew about that.

 

Besides all of this

To experience lonesome bazaars in our palms

We would tear down the walls of our houses,

Saluting the sun and the pure kind of hope.

Önceki / Previous "To Be Read ın an Interrogatıve Manner" Julıo Cortazar (translated by Carlos R Baron)
Sonraki / Next Bulaşıcı Hastalık Roman ve Öyküleri Aslında Ne Anlatır?