Asuman Susam, 22 Mart 2018

Bireyin mükemmel bir yabancılaşmanın kurgu nesnesine dönüştüğü şimdide onu yalandan soyacak ve gerçeğin somut çıplaklığıyla karşılaşmasını sağlayacak başka türden, özgürleştirici güçlere gereksinim olduğu açık…

Mükemmel yabancılaşma versus şiir

Batı’nın egemen aklının, değerlerinin, kavramlarının, düşünüşünün biçimlendirdiği bir dünyada yaşıyoruz. Rahatsızlık duysak da bu böyle. Siyasî tarihimiz açısından bir sömürge devlet olmasak da zihin tarihimizin ve entelektüel eyleyişlerimizin sömürgeleştirilmiş olma olasılığından rahatlıkla söz açabiliriz. Batı’yla uyumlu olmak, batılı değerlere yüzü dönük, eleştirelliği eksik yaşam modellerine sorgusuz sualsiz kendini teslim etmek elbette salt kültürel olanla açıklanabilir bir şey değil. Bu büyük sistemin içinde, hem ekonomik ilişkilerin hem de ilişkiler ekonomisinin sistem tarafından belirlendiği ölçülerde özgür ve özgün hayatlar sürebiliyoruz.

Zygmunt Bauman’ın eleştirilerini de akılda tutarak, onun kavramsallaştırmasıyla söylersek, II. Modernite dönemi, akışkan modernizm olarak tanımladığı modern sonrası zamanların paradigma değişikliklerini ileri kapitalist ülkeler ve gerisinden gelen ülkeler doğaldır ki farklı iç tartışmalar ve dinamiklerle yaşamaktadır. Hız, teknolojik gelişmeler, dijitalleşme, dağılıp saçılan merkezler, görsel göstergelerin egemen olduğu bir algı manipülasyonu, daha birçok şey dünyaya, varoluşa dair insanın anlam arayışlarını, kendine ve dünyaya dair hikâyeleştirmelerinin süreçlerini ve dinamiklerini geri gelmez bir biçimde yerinden etti. Artık dünya onarılabilir bir dünya olarak gözümüze görünmüyor. Kurtuluş, özgürlük, mutluluk ve refah sözcüklerinin anlamları bugün bambaşka şeyler ifade ediyor.

Her dönem doğal olarak içinde bulunduğu zamanlara dair bir hikâye kurma arzusunu taşıyor. Dönemin kavramları ile şekillenmiş dizgeli bir bakış anlama ihtiyacı kadar sabitlenme, bütünlenme, tamam olmaya dair insanın bilinçdışı arzularını da yansıtıyor. İmkânsıza duyulan arzu… Mutlak Hakikat’e erme… Keşifler çağından icatlar çağına. İnsanlık tarihinin en büyük icatları, kurgu ürünleriyse birey ve toplum. İktidarlar, hegemonik söylemin gizli-açık baskı araçlarıyla ama çoğu zaman rıza ile kendi inşasını meşru kılma uğraşındadır. Tıpkı burada, şimdi’de olan gibi.

Bugünü tanımlayan kavramlardan biri olan Post-human, insan-sonrası süreç, insan merkezli bir dünya algısının bitişi olarak görülebileceği gibi kontrol edilemeyen arzu politikalarıyla, kaçınılmaz olarak bildiğimiz insan’ın yok oluş süreci olarak da tanımlanabilir. Böyle bir gerçekliğin içinde çağa, şimdi ve burada’nın bilgisine dair taşıdığı iddiasıyla ciddi bir eleştiriyle karşılanan popüler kavramlardan biri de Post-truth. Gerçek-sonrası ya da hakikat- sonrası karşılıklarıyla dilimize yerleşen bu kavram bir elimizde, bir elimizde şiir, karşı karşıya.

Şiirin elbette doğru, iyi, güzel ve hakikatle çarpışması ve ilişkisi ilk söz kadar eski. Ancak tüm kavramlar ve durumlar için söz konusu olan şiir-gerçek-gerçeklik-doğruluk-iyilik- güzellik bağı konusunda da geçerli. Dünya ile kurduğumuz ilişki, bağlam, uzam-zaman algısı değiştikçe, paradigmalar başkalaştıkça insanın dünyadaki konumlanışı da farklılaşacaktır elbette. Bu fark, dünya ile ilişkimizi değiştirdikçe onla olan bağımız, onu anlamlandırma ve hikâyeleştirme serüvenimiz de ister istemez değişecektir. Ancak bu değişimin aktörleri sandığımız kadar özgür müdür? Dünyayla ve şeylerle ilişkimizi kurarken, gerçekten ve yeteri kadar özgür müyüz biz? Olan biteni anlamaya çalışırken, irademiz, bilinç açıklığımız ne kadar devrede?

Gerçek-sonrası kavramına bu kapatılmışlığımızın bilgisiyle yeniden baktığımızda özgürlük, kurtuluş, mutluluk kavramlarıyla ilişkimizi de burada ve şimdide yeniden düşünmemiz ve kurmamız gerekecektir. Bu sorgulayıcı arayış en başta etik ve politiktir, ama bir yanıyla da, kaçış çizgileri üretebilme kapasitesi, akışın ve oluşun imkânlarını deneme arzusuyla, değiştirme dönüştürme gücüyle poetik bir inşayı içerir. Kavramlar algımıza doğrudan etki eder, onlar üzerinden yaratılan hâle tahakküm ilişkileri içinde bizi eritir, yönlendirir, hatta köleleştirir. Bu kavram da bizi gerçekten, somuttan kanaatlere, inanışlara fırlatan bir kaypaklık taşımakta. Sistemin istediği şey sorgulamak yerine inanışlar üzerinden mükemmel yabancılarla dolu bir toplumsal dönüşümü gerçekleştirmektir.

Gerçeği görünmez kılan, bizi kendimize yabancılaştıran mekanizmalar ve güç ilişkileri hep olageldi. Ve her çağ dünya ve kendimizle mesafemizi açan, bu tahakküm ilişkileri mücadelesiyle geçti. Bir açıdan dünya tarihi yalan ve hakikatin, doğru ile yanlışın çarpışma alanı olarak da bu bağlamıyla okunabilir.

Bütüncül, rasyonel ve ilerlemeci, aydınlanmacı aklın egemenliğinin çoktan aşındırıldığı farkın, çok’un sesinin, çokluğun, merkezsizliğin egemen olduğu, radikal bir paradigma değişikliğinin gerçekleştiği bir çağda, bir şimdideyiz. “Çoklu hakikat tezleri” ile hareket eden, etkileşen ve kaçış çizgilerini üreten bu çağ insanı, dünyanın hızla getirildiği bu eşikte, bu yaklaşımlarıyla geri döndürülemez bir biçimde, bütün bütün hakikatini kaybetti mi? Ona gerçekten sahip miydi? Bugün inanış ve kanaatlerin gerçeğin yerine ikame edilmesinde merkezi parçalanmış, anlamın eksiksiz kurulamayacağının bilgisi ile nihilist bir kimsesizliğin içinde yüzen, anlamını ve anlamlandırma araçlarını yitirmiş insanın zavallılığı mı yatmakta? Yoksa, bu eşik bizi buna inandırarak yeniden tekçi, merkezi, rasyonel akla kendisini teslim etmesi istenilen başka bir muhafazakarlığa doğru mu sürükleyecek.? Çok’un sesi, farklılığı tanıma üzerinden kayıp anlamın aranması çabası herkesin doğrusu kendine gemi azıya almış bir serbestliği mi imlemekte? Farklılıklara göre’lik ve farkı öncelemek konuşmanın, müzakerenin kesilmesi tehdidini mi taşıyor? İzlenen kimlik politikaları ile açılan pandoranın kutusu enfeksiyonu tüm dünyaya bulaştırdı; ama bir yanıyla da görünmezleri görünür kıldı. Çatışan hafızaları uyandırdı. Evrensel, üniter, genel, herkes tarafından anlaşılabilir ve kabul edilebilir, paylaşılabilir olanın geçerliliği… Buna yeniden dönerek mi dünya gerçeğini yeniden bulacak, Atlantis’ten çıkarılacak, doğru parmağa geçirilecek yüzük gerçekle aramızı düzeltmeye yetebilecek mi?

Gerçeğin ne olduğunun belirlenmesi meselesi bugün her zamankinden daha fazla güç dengeleri ile ilgili görünüyor. Bu açıdan bakıldığında da temelde felsefenin ve şiirin odağında, problem alanında yer almış bir kavram odak değiştirerek politikanın alanına sızmış görünüyor. Bireyin mükemmel bir yabancılaşmanın kurgu nesnesine dönüştüğü şimdide onu yalandan soyacak ve gerçeğin somut çıplaklığıyla karşılaşmasını sağlayacak başka türden, özgürleştirici güçlere gereksinim olduğu açık. Bu güç, “insanın” çürümeye yüz tuttuğu her yüzyılda olduğu gibi felsefe, sanat ve şiirdir.

Bugün sanat alanında eyleme gücü büyük ölçüde kapitalistik ilişki ağlarının kuralları ve yönlendirmeleriyle yürürken varlığında içkin özelliklerinden dolayı şiir sistem ilişkilerinin dolaşım nesnesi hâline dönüştürülemeyen biriciklik, bir kaçış çizgisi olarak duruyor. Tıpkı Ömer Şişman’ın Dikenli Zıplak’ındaki zıplaklar gibi:

Son günlerde_ dikenli zıplak_ her sabah/ Ayrı bir düşünceyle _dikenli zıplak_ uyanıyorum/ Türk şiirinde_ dikenli zıplak_ ben tutulması/ diye uyandım_ dikenli zıplak_ geçen sabah/ İyi ki _dikenli zıplak_ çok yazmamışım/diye uyandım _dikenli zıplak_ bu sabah/ sizin ezikliğinizi, köhneliğinizi_ dikenli zıplak_/ açıkçası küçümsüyorum evet/ Allahsız Müslüman _dikenli zıplak_ /emeğe saygısız solcu _dikenli zıplak_/ düşüncesiz düşünür_ dikenli zıplak_ / şiirsiz şair _dikenli zıplak_ …………/ Asla tanışamayacaksınız _ dikenli zıplak_ benimle/ Asla _dikenli zıplak_ teslim olmayacağım size /İki saniye bağlasanız _dikenli zıplak_ / tiklerim yeter kopartıp atmaya _dikenli zıplak_ zincirleri1

Şiirin en doğrudan kavramlarından biri ritim. Gündelik yaşam pratikleri, minör eyleyişler, rutinler ve ritüeller; bedenle duymak, düşünmek ve bedenin işleyişi ideolojik, kurgusal bir kapan olan toplumdaki yerimizi ve halimizi yansıtır. Bu hâlle ya uyumlu yaşar ya da bu uyumu bozarak insan. Henri Lefebvre, Ritimanaliz tezinde yaşamın, toplumun dizgeleştirilmesini ritimlerle açıklamaya çalışır. Ritimlerin tüm düzensizlikleri (…) çatışmalı etkiler yaratır; bozar ve aksatır; genelde derin, bölgesel ve artık işlevsel olmayan bir aksamanın belirtisidir. Daha sonra bir icat, bir yaratıyla doldurulmak üzere, zamanda bir boşluk, bir delik de yaratabilir. Bu ancak bireysel ya da toplumsal olarak bir krizden geçerek olur. Aksamalar ve krizlerin kaynakları ve etkileri daima ritimlerde ve ritimler üzerinde olur.2

Şişman’ın şiiri okurunu alışılmış, terbiye ile öğretilmiş ritim bilgisinin dışına fırlatan bir şiir. Bu şiir kendi bilinçdışını yazmıyor yalnızca, egemen dilin bilinçdışından yazıyor. Beden-özne olarak, dünyadaki varlık olarak yazıyor. Dolayısıyla üzeri yalanla örtülen bir dünyada yalana alışmış ve özüne yabancılaşmış insanın bu büyük yalanını yırtıyor. Bunu da kutsal ve yüce bir hakikat havarisi, bildiricisi olarak yapmıyor.

İlk sözden bu yana şiir bir olanak. Bizi iyiye de kötüye de çıkaracak, gerçeğe ya da yalana yaklaştıracak, düzen ya da kaos yaratacak bir olanak. Gerçekten yanaysak kaostan yanayız demektir. Babanın yasasını dizgeleştiren, hiyerarşik, dikey, hegemonik ilişkilerin düz, ilerlemeci çizgisinde insanı kendine yabancılaştıran sistemin güvencesi dile karşı o dili bozan, aşındıran, dilin sınırlarını zorlayan, verili olanın anlamını silen şiirdir. Dil versus şiirdir. Şiir düzeni bozmak, rahatsızlık, huzursuzluk vermek için var. O nedenle de sözün karşısında ulumadır bir anlamda şiir. Sınır aşımı ve aşırılık. Karın ağrısı ve sökme ve bozma.

Her kitabıyla dünyaya dair başka bir söküm icrası gerçekleştiren bir şair de Anita Sezgener. Dili bir bellek mekânı olarak kullanan şair, egemenin dilini bozarak, babanın dilinin, yasasının dışına çıkmaya çabalar. İmkânsız arzu burada karşı bir bellek mekânı yaratmak için ve ritimleri bozarak çalışır. Sezgener’in Tikkum Olam Walter Benjamin Şiirleri bir terbiye, hizalandırma aracı olarak da kullanılan ritmin özellikle öteki, başka, diğer olanı yutma iştahına karşı onu sesten önce sentaksla bozarak şiiri somut bir itiraza dönüştürmüştür.

kadınların uluorta yas tutması. Antik Yunan’da site/ düzenini tehdit edermiş. burada yas yok. bu sınırda./kendini bir kaybeden de. /mezarsız ölüm yaşsız ölüm müdür Benjamin?/ ev tanrılarındaki ısrarına bakılırsa!/ canını sıkan o değil. güç ilişkileri. orada ses ele geçirilirse./ olacağı. senin sesin yerin suyu. hem de deniz kestanesi./ her okyanusta.

O nedenle şimdinin şiiri ruhu okşamak yerine ruhunuzda gedikler açan bir şiir olmak zorunda, hoş bir arındırma, romantik okşayışlar, kendinden geçmeler, bildik olan imge sağanaklarıyla mest oluşlar, yavan melankolik savruluşlar, terbiye edilmiş bir ritimde hizalanışlar bu çağ insanını mükemmel yabancılığından kurtaramaz. Ona atonal bozgunlar, ulumalar, aykırılıklar lazım.

“… Uzun yüzyıllar boyunca kadınlar, zor kullanarak teşvik edilen ve nakledilen, dahası ideolojik olarak dayatılan varoluşun sahici kodu olan eril modele ritim sayesinde direndiler.”3 Elbette tek bir ses ve blok olarak olmadı bu direnme. Farkın ve çokun, merkezsiz saçılmanın sesi olarak eril dilin bakışını ve kanonun sesini minör bir dil yaratarak aşmaya çalışan birbirine benzemeyen atonal, benzersiz, farklı sesler var. Bu aşınmayı deneyen seslerden biri Sevinç Çalhanoğlu:

41 kez sağ bileğim
kızlık sidiği dökülmüş ölü toprak
kesilmiş dil temiz kaseye
Katran ağacı. Katran ağacı. Katran ağacı.
Ev benden gidecek mi?4

Diğer bir başka Fatma Nur Türk. Emekçi coşkunun desantralizasyonu’nda gündelik ilişkileri parodileştirirken kılcallardan anadamara dolaşan pis kanı açık etmeye çalışır. İronisi, sarkastik, gevşek dili trajiği hafifletmekten çok görünenin arkasındaki metafiziği açık etmek içindir.

Şimdi ikile buradan bizzat sigortanla aralıklı kendin çök
İnsanın insana yakınlığı tanrıtanımaz bir sorumluluk
Çök molozların üstüne adilce ve loterya dene
Emir kiplerine ve ölüme aldırma
Sen, patrondan başkasın
Herkesler senden başka.5

Lefebvre –tıpkı şair gibi- ritimanalist için “(…) dünyaya kulak kabartacaktır ama hepsinden önce hor görülerek gürültü diye adlandırılan, anlamı olmadığı söylenen şeyleri ve anlam dolu söylentileri ve en nihayetinde sessizlikleri dinleyecektir”6 der. Ritim ve beden ilişkisi sayesinde hissedilir olanla temas bir anlamda ritimanalist gibi davranan şairi de şimdiye fırlatır. Şair burada ve şimdide somut olana deneyim yoluyla varandır. Burada imgeyle gizlenmiş, üzeri örtülmüş olan gerçekle ilişkiyi apaçıklığın içinden kurmak imgeyi yırtmakla mümkün olacaktır. Şairin şimdi ve buradaki işi büyü yapmak değil, büyüyü, mış gibiliği bozmak, simülakrlar evreninde tutsak gerçeği ele geçirmek için kutsal ve yüceyi aşındırmaktır. Burada imgesel olanın yerini kaçınılmaz olarak ironi ve dolayımlı parodi alır. Şeyler şimdinin durumudur burada. Sanat yapıtlarında gündelik olana dair düşünüş için Lefebvre: “Yaşamı değiştirme iddiasında bulunmadan ama hissedilir olanı tamamen bilince ve düşünceye iade ederek, çökmekte olan bu dünyanın ve toplumun devrimci dönüşümünün küçük bir kısmını herhangi bir beyan edilmiş politik pozisyonu olmaksızın gerçekleştirebilir”7 düşüncesini taşır. Bu açıdan şiirdeki referans noktasını kendi zamanı olarak alan bir şair de Osman Konuk. Onun şiiri de bu saptamalarla birlikte “Trajik olanı ortadan kaldırmak, dönemin trajikliğinin bir parçasıdır.”8 fikrinin şiirdeki somut görüntüleriyle örülüdür.

diploma töreni

sekiz cilt bir sözlük tarafından yalnız bırakılırsın
havuz tabelası yanıltıcıdır. suyu garanti etmez.
kafa parçalanır.
kafan tarafından yalnız bırakılırsın.
önemli konularla başlar bütün ders programları
ölü olarak mezun olursun, kafanı havaya fırlatırsın, 9

Emerson “Vezin nabızla başlar” demiş. Ritim yaşanılan zamanın bedende ve bedenle hissedilmesi. Beden zaman örüntüleriyle kuruyor kendini. Sokaklar, metrolar, havaalanları, fabrikalar, plazalar; anadamarları ve kılcallarıyla kentler; onun ritmi ve onun içindeki insanın devinimleri… kırlar, fırtınalı denizler, durgun göller, karlı dağ dorukları, kızgın güneşli çöller… bitkiler, hayvanlar… başka ile, şeylerle tüm karşılaşmalar bedensel. Karşılayışlar ritmik. Hayatı görmek kadar duyuyoruz, hissediyoruz yani.

Ferit Edgü’nün hecelemeleri bu hissedişi hem biçimsel, hem ritimsel hem de görsel bir sarmal dizge oluşturarak vermeye çalışır. Yadırgatma, ezberin bozulması okur ve metin arasındaki bildik ilişki dizgesini değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda anlama dair çağrıyı radikalleştirir.

KAR

KAPKARA

Hecelemeler

XXII/

Bir sol-
uk yaş-
ama
yaşa-
ama yaz
son sol-
olukta sen
çok dağ-
lara çık-
tın
çok çöl-
leri geç-
tin

böylesi-
ini görmedin
diriler ölü
ölüler diri
düşler ger-
çek ger-
çekler düş
at imzanı
çek
git.10

Bu ritim dediğimiz şey bir olanak, bir açıklık gibi dursa da öyle pek masum bir şey de değil. Doğumdan ölüme, ritüeller, eğitimler derken ritim sihirli, gizil bir terbiye aracına da dönüşebiliyor. Yani içinde çelişki var ritmin. Ritimler, bir yandan toplumsal birliktelik ve bedensel haz yaratırken, öte yandan kontrol ve zaptetme anlamında güçlü birer araç olarak kullanılabilirler. İster bedenler ve işgücü ister sesler ve makineler üzerinde zamansal bir düzen kurmak olsun, ritmik biçim siyasî işlev anlamında ciddi bir potansiyele sahiptir.11 Tekrara dayalı zamansal düzenler toplumsal hayatın her alanına kısıtlanmalar getirir. Hayatı rutinleştirir. Toplumsal tutarlılık toplum mühendisliği açısından elbette iyidir. Zamansal bir düzen dayatmak, gücün kapsamlı ve modern kullanımının en karaktersitik özelliklerinden biri olmuştır.12 Tekrarlar, süreler ve ilerlemeler kamusal olandan mahrem olana tüm hayatımızı örgütler, standartlaştırır. Bu yalan hayatlara, hayatı yalanlaştırmaya gidişi kolaylaştırır.

Ergun Tavlan’ın şiiri bu standartlar eşliğinde inşa edilen bütüncül, kanonik edebiyat algısına dair itirazlı sorularını bırakır. Şiir içimizde hazır bulunan seslere ve onların ritmik bir araya gelişlerine yaslanır görünse de anlamıyla bizi bocalatır. Seslerin ve ritmin kolektif bellekteki anlamlarını ve çağrışımlarını bugüne çağıran ve şimdinin somutluğundan yararlanarak onları bozan, aşındıran bir şiirdir bu. Geçmişin ses ve anlam katmanları arasındaki boşluklara şimdiyi yerleştiren bir şiirdir bu. Hoşluğu boşluğa düşürür. Tatlı yalan, acı gerçek…

ŞAİRİN SÖMÜRGESİ OLARAK GELENEK (HAKİKATTE)

ellerini görebileceğim bir yere koy herkişi
fırl atan atalar olsun
sen taşını yorma

kuma göme atalar beni bir torunluğa kapadılar
ben de karanlıkta kura kura şeytanlar yapındım
aklına gelmez gelse de aranma
ellerini görebileceğim bir yere koy herkişi
fırl atan atalar olsun
sen taşını yorma13

Caroline Levine Biçimler- Bütün, Ritim, Hiyerarşi, Ağ çalışmasında ritimlerin baskı yapma ve düzenleme güçlerine ragmen stratejik amaçlar için kullanabileceğini ve diğer biçimlerle birlikte veya onlara karşı çalışarak şaşırtıcı derecede dönüştürücü siyasal etkilere neden olma potansiyeline sahip olabileceklerini savunur. Edebî biçimler ve toplumsal düzenlemeler arasındaki ilişkilere bu açıdan bakmak düzenin tipik ritimlerinin dışına çıkmayı başarmış ya da bunun için çabalayan eserlerin ne dediğine kulak vermek, fark ve tekrarı bir de bu açıdan düşünmek gerçeğin üzerini örten perdelerden kurtulmanın yollarından biri olabilir. Örgütlü bir düzeni arzulamak yerine sonsuz olanağa açık kaos, bütünün parçası olmak yerine parçada bütünü görmemizi sağlayabilir. Bu kendimize yaklaşmak için de bir olanak olabilir.

 

* İzmir, Dünya Şiir Günü’nü, 21 Mart öncesinde, Hakikat-Sonrası Çağ ve Şiir Sempozyumu ile karşıladı. Açılış konuşmasını Oruç Aruoba’nın yaptığı, Konak Belediyesi’nce düzenlenen sempozyumda, şairler “hakikat-sonrası” kavramı odağında şiire, çağa, çağ ve şiir ilişkisine bakmaya çalıştıkları konuşmalarını sundular. 16-17 Mart tarihlerinde gerçekleşen oturumların bildiri metinleri Asuman Susam- Duygu Kankaytsın tarafından hazırlanıp kitaplaştırıldı. Bu yazı da kitapta yer alan metinlerden biridir ve yazarının izniyle K24’te yayınlanmıştır.
1Dikenli Zıplak, Ömer Şişman, İstanbul: 160. KM, 2017.
2 Ritimanaliz Mekân, Zaman ve Gündelik Hayat, H. Lefebvre, Çev. Ayşe Batur, İstanbul: Sel, 2017, s. 71.
3 Age. s.72
4 Evde Bir Gezinti, Sevinç Çalhanoğlu, İstanbul: NOD
5 Kargo Kültü, Fatma Nur Türk, İstanbul:160.KM, 2016.
6 Ritimanaliz Mekan, Zaman ve Gündelik Hayat, H. Lefebvre, Çev. Ayşe Batur, İstanbul:Sel, 2017, s.44.
7 Age. s.56.
8 Age. s.22.
9 “metaşiir:flomingo blues”, Osman Konuk, Nepal, Nisan 2017, S6.
11 Biçimler Bütün, Ritim, Hiyerarşi, Ağ, Caroline Levine, Çev. D. Dinçsoy, İstanbul: KÜY, 2017, s. 79.
12 Age. S. 80.
13 Sesleri Alan, Ergun Tavlan, Konya: Heterotopya, 2015.
Kaynak: K24
Önceki / Previous Poetry Films - Rich Ferguson "Human Condition"
Sonraki / Next "To Be Read ın an Interrogatıve Manner" Julıo Cortazar (translated by Carlos R Baron)