İnsanlık ne zaman komün yaşamdan ayrıldı ve sınıfsal toplum düzenine ayak bastı; o gün
bugündür tarihin kıyafetleri kan lekesinden arınamadı. Friedrich Nietzsche kendini, çağının sözde çağdaş, üstten bakan, kürsü düşünürlerinden ayrı tuttu. Bu durumunu bize sunduğu eserlerinde çoğu kez bastırarak belirtti ve o düşünürlere resmen savaş açtı. Bu savaşın önemli sebeplerinden biri ‘’Tarihi Aşırıcılık’’tı ve kılıcının adı ‘’Beni kendimden koru!’’ idi.

Nietzsche’nin tarih üzerine düşüncesini daha iyi anlayabilmek için öncelikle onun ‘’İnsan
Anlayışı’’nı kavramak gerekir. Nietzsche için üstinsan(übermensch), insanlığın görev
edinmesi gereken amacıdır. İnsanın yenilmesi, aşılması gerektiğini savunur. Yani her bireyin
potansiyelini sonuna kadar ortaya koyarak kendi değerini yaratmasını, insanın değerlere hazır
ulaşamayacağını düşünür. Bunun sebebi, her insanın değer algısının farklı olduğunu
düşünmesidir. Bunu zorunluluk olarak görür. Çünkü insanoğlunun tekdüzeliğine son
verecektir. Tekdüzeliğe son verme istenci ise tekdüzeliğin yeni düşünceleri alaşağı etmesidir.
Nietzsche üstten bakan, kürsü düşünürlerine işte bu sebepten ötürü savaş açmıştır. Çünkü
onlar insanları kendi yarattıkları hazır değerler ile tekdüze hale getirmişlerdir. Onlar bu
değerleri hazırlarken, kullandıkları en önemli araçlardan biri ise ‘’tarih’’ olmuştur.

‘’İnsan unutmayı bir türlü öğrenemeyip de hep geçmişe bağlı kaldığı için şaşar durur kendi kendine de: İstediği kadar ileri ve çabuk yürüsün, zinciri ile birlikte yürür, hızla akıp geçen olaylara bağlıdır gene de.’’ 

Nietzsche, tarihin önemini bilmekteydi ancak onun bu denli olumsuz kullanılışına çok
kızgındı. İnsanoğlunun tarihten aldığı bilgileri analiz edip, ders alıp kendi değerlerini
yaratması gerektiğini düşünüyordu. Ancak insanoğlu geçmişine bilinçli veya bilinçsiz şekilde
takılı kalıp, çağını ileri taşıyamıyor ve kendi özsaygısını yitirmekle beraber kendi varoluşunu
yaratan bireylere de engel oluyordu.

Yazımın başında ‘’ İnsanlık ne zaman komün yaşamdan ayrıldı ve sınıfsal toplum düzenine
ayak bastı; o gün bugündür tarihin kıyafetleri kan lekesinden arınamadı.’’ derken aslında
Nietzsche’nin bu düşüncelerinden yola çıkarak yazmıştım. Modern diye adlandırdığımız ama
toplumun iyice tekdüzeleştiği bu çağda Nietzsche’yi daha iyi anlıyorum. Sınıfsal ayrılıkların,
ideolojik ayrılıkların, inanç ayrılıklarının insanoğlunu ne denli kalıplaştırdığını ve gelecekten
çok geçmişe değer verdiğini görüyorum. Bu durum ise yeniliğe karşı ağır bir darbe olarak
sürmektedir. İnsan kendi varoluşuna yönelerek geleceği şekillendirmek yerine, hazırda
bekleyen tarihteki varoluşları kıyafet gibi giymiştir. Bu kıyafetlerin üstündeki kan lekesini
görse dahi, kendine ait olduğu için saldırgan şekilde söz ettirmemektedir. Nietzsche’nin
‘’Tarihi Aşırıcılık’’ kavramı bu şekilde anlam kazanmaktadır.

‘’Ben Fransa’yı veya Fransızları asla sevmedim ve bunu söylemekten asla vazgeçmedim. Ben
savaş istiyorum.’’ Adolf Hitler

 

Yazan: Şafak Gülpınar

Kaynak: Sanat Karavanı

Bunları da Sevebilirsiniz

As İlkyaz, we work to introduce three young writers every month. We translate these works, which are be made up of a short stories or poems, into English and endeavour to introduce them to readers outside of Turkey. April’s works are now live and can be found below. This, we hope, will create new audiences …

Share

KAYNAK: GAZETE DUVAR Uzaktan eğitimi bizim durumumuzda uygulayamayacağımızı öğretmen arkadaşlarımla en baştan biliyorduk. Bir taraftan Milli Eğitim ya da müdür kontrol ederse endişesi yaygındı bütün öğretmenlerde. Özel okullarda çalışan arkadaşlarımdan daha ilk hafta zoom’la online sınıf kuran vardı. Ben eğitimi, EBA’yı (Eğitim Bilişim Ağı) geçtim, çocuklara ulaşmak, en azından hallerini öğrenmek derdindeydim. Tek tek denemeye …

Share
Önceki / Previous HİNT USULÜ DOKTOR JİVAGO
Sonraki / Next Faşizmin mikropolitikası – FÉLIX GUATTARI