Sabahın ilk ışıkları yüzüne vurduğunda huzursuz bir rüyanın pençelerindeydi. Sanki çok güçlü bir ses ona seslenmiş gibi aniden gözlerini açtı ve üç saniye boyunca vermeyi unuttuğu nefesi havaya teslim etti. Hızlıca yastığının altındaki telefonunu aldı ve saate baktı. Uyanması gereken saate daha vardı. Bunun verdiği rahatlamayla telefonunu yastığının kenarına koydu ve gözlerini sıkıca kapayarak ne gördüğünü hatırlamaya çalıştı. Rüyaruhunda gecenin ağzında bıraktığı gibi acı bir tat bırakmıştı. Tam olarak hatırlamasa da hisleri apaçık ortadaydı. En sonunda yatağından kalkmaya karar verdi. Bu ne yapacağını bilmemenin verdiği belirsizlikten kaynaklı bir karardı. Kollarını yukarıdan biri çekiyormuş gibi uzattı ve iyice gerindikten sonra uykudan yeni kalkmış insanlarda pek rastlanmayan bir çeviklikle yatağından kalktı. Seri hareketlerle güneşliği ve camı açtı, odaya bir miktar tazelik dolmasına izin verdi. Sağ eliyle sağ gözünü ovuşturarak odadan çıkmaya yönelmişken dün izlediği dizi aklına geldi. Henüz düzenlemediği yatağına tekrar oturdu ve dizideki hayran olduğu karakteri düşünmeye başladı. Kızıl düz saçlarını, yüzüne tatlılık veren özgürce yerleşmiş çillerini ve eşsiz bir hayat enerjisiyle dolu karakterini düşündü. Öyle olsa ne muazzam olurdu her şey. Bir kere kimse üzemezdi onu, kendisi yine kendi sırtını sıvazlardı. Doğaya, yıldızlara, ağaçlara bakar enerji dolardı. İnsanlar hayran kalırdı bakış açısına. Onunla olmaktan mutluluk duyarlardı. İnsanların hayatında kalıcı izler bırakırdı böylelikle. Onun sayesinde bambaşka bir bakış açısı kazandık diye anlatırlardı tanıdıklarına. Hayali bile enfesti. Bu sefer gerçek bir enerjiyle kalktı yataktan, aynaya koştu. Uyurken elektriklenen saçlarına, çapaklanan gözlerine baktı bir süre. Gözleri bu kadar çıkık ve birbirine yakın olmasaydı güzel kız olurdu aslında. Hafifçe yana döndü, burnunun uyumsuz kavisini inceledi. Bu kavisin yüzünü olduğundan daha kaba gösterdiğini düşündü.  Neyse ki dudakları güzeldi. Kız arkadaşlarıyla oturup birbirlerinde en beğendikleri yerleri konuşurlarken söylemişlerdi bunu onaGerçekten beğendikleri için mi yoksa yüzündeki diğer kısımları beğenmedikleri için mi dudaklarına iltifat etmişlerdi tam olarak karar veremedi. Zaten bu düşünmekten kaçındığı bir konuydu. Derhal bunu düşünmeyi bıraktı. Düşünmese bile gözlerinin dolduğunu, aynadaki görüntüsünün bulanıklaştığını fark etti. 

 Neyse,” dedi. Uyandığından beri ilk kez konuştuğu için sesi çatallı çıktı. Önemli olan bakış açısıydı, buna emindi. Hem herkes böyle demiyor muydu? Çok çabuk sinirlenip insanlar hakkında hızlı bir niyet okumaya gittiği oluyordu ama bunu düzeltebilirdi. Onun haricinde kötü bir kız sayılmazdı. Kime ne kötülüğü dokunmuştu ki? Hatta iyi bir kızdı kanaatince. İnsanlarla asla kaba konuşmaz, ters cevap vermez, hızlı sinirlenip kötü niyet okusa da bunu daima saklardı. Bir keresinde de annesiyle birlikte huzurevine gitmişlerdi. Ne iyi bir davranıştı bu. Doğrusu orada çok da eğlenceli vakit geçirmemişti. Fakat kendisini yaşlılarla konuşurken düşünmek hoşuna gitti. Bu çok doğru bir davranıştı. Dizideki karakter de kesinlikle böyle yapardı. Aniden morali düzeldi. Olacağı kişiyi bulmuştu işte. Dönüm noktası bu diziydi. Gelecekte bu dizinin ve karakterin kendisinde oluşturduğu güzel izlenimi ve hayatında değiştirdiklerini büyük bir insan topluluğuna anlatacağını hayal etti. Aynaya çok yakın olduğunu fark edip bir adım geri çıktı. Şimdi o değerli tecrübelerini insanlara anlatabilirdi. 

“Evet arkadaşlar,” dedi önce. Sesindeki çatallık kaybolmuştu. “Bakış açısı, tüm somut çirkinliği güzellikle kaplayabilen nadir bir hazinedir.” Alkış seslerinin koptuğunu hayal etti. Şimdilik güzel bir cümle olmuştu. “Bana bu hazineyi kazandıran, bakış açımı güzelleştiren dizi de işte bu dizidir. Evet, ta o zamanlardan karakterin hayat enerjisi, kötülüklerle başa çıkışı beni derinden etkilemişti. Ve işte o zaman hayatın nice güzelliklerinin olduğunu bu diziden öğrendim.”  

Çok heyecanlanmıştı. O karakter gibi olmak çok da zor olmazdı herhalde. Artık insanların niyetini okumayacaktı. Çevresindeki güzellikleri kesinlikle fark edecekti. Artık çiçekleri çok sevecekti. Renklerin kıymetini bilmediğini düşündü. Daha renkli, daha çiçekli giyinecekti. Yaşama sevinciyle dolu bir ruha da başkası yakışmazdı ki hem. Vücudunda akan kanın daha hızlı aktığını hissetti. Hayaller ve olmak istediği kişi onu çok heyecanlandırıyordu. Az önce açtığı camın önüne hızlıca gitti. Manzara ne kadar güzeldi böyle. Daha önce de fark edebilmiş miydi? Serin bir bahar havası vardı. Tüm havayı içine doldurmak ister gibi havayı içine çekti ve karşıdaki ağacın çiçekli dalına konmuş kuşa seslendi.  

“Çok güzel bir gün, değil mi?” dedi neşeyle. Hemen ardından biraz utandı. Alt kattaki hiç konuşmadıkları tombul oğlan duymuş muydu acaba dediklerini? Normalde böyle şeyler yapmazdı. Şimdi yaptığını biraz aptalca buldu. Neyse ki bunları düşünmekten vazgeçti. Artık böyle biri olacaktı. Hem alt kattaki oğlan diziyi izleseydi anlardı doğayla konuşmanın güzelliğini. Karar vermişti işte, ilk başlarda biraz aptal hissetse de böyle davranacaktı. En sonunda aptal hissetmeyeceğine emindi. Sonsuz bir yaşam enerjisiyle dolacak, bu yaptığının kat kat fazlasını hiç farkında olmadan yapacaktı. 

 Hızlıca yastığının kenarından telefonunu aldı, dizinin jenerik müziğini açtı. Mırıldanarak dolabına gitti. Dolabını karıştırmaya başlayınca umutsuzluğa kapılır gibi oldu fakat daha sonra büyükannesinin diktiği mavidizlerine kadar gelen elbiseyi gördü. Daha önce iki kere giymişti galiba. Neden bu kadar az giymiş olduğuna anlam veremedi ve hemen üstüne geçirdi. Şimdilik idare ederdi. Daha sonra heyecanla banyoya gitti, elini yüzünü yıkadı ve saçlarını örmeye koyuldu. Dizinin jenerik müziği az da olsa geliyordu. Bu şekilde kısık gelen müzik onu daha da dizide gibi hissettirdi.  

Örükleri istediği gibi olduktan sonra tekrar yüzüne baktı. Yüzüne baktıkça huzursuz hissetti. Kafasındaböyle bir yüze hayat dolu, enerjik bir ruhu yakıştıramıyordu. Boğazı düğümlendi. Pes etmeyecekti. Hem güzel bir bakış açısının düzeltemeyeceği şey yoktu. Zaten çirkin de sayılmazdı ki. En azından bununla yetinebilirdi. Tekrar odasına geçti, telefonunda çalan müziği kapayıp çantasına koydu, seri hareketlerle mutfaktan annesinin hazırladığı tostu aldı, evden çıktı. Tekrar temiz havayı ciğerlerine doldurdu ve hazır olduğunu hissetti. 

Okula gidene kadar arkadaşlarına nasıl davranması gerektiğine karar verecekti. Belirgin bir farklılıkla davranmaya utanırdı herhalde. Üstündeki elbise yeterince farklıydı zaten. İnsanların bakışlarını üzerine çekmeden yavaş yavaş değiştiğini hissettirebilirdi. O zaman insanlar bir anda ne oldu bu kıza diye düşünmezlerdi. Karakteri hep böyleymiş gibi olurdu. Yanlış davranmamak için dua etti ve tostundan bir ısırık alarak yürümeye başladı. Yürürken yeşilliklere, hayvanlara ve gökyüzüne dikkat etmeye çalıştı. Bulutlar gökyüzünü kapadığında ise bulutlara açın güzel gökyüzünü diye bağırmak istedi. Sonra etrafına baktı. İnsanların seri hareketlerle bir yerlere yetişmeye çalıştıklarını gördü. Belki kendisini duymazlardı ama şimdilik bu kadarına cesareti yoktu. Hem şimdilik bulutlarla konuşmasına da gerek yoktu.  

Kendini bu şekilde ikna etmeye çalışırken gök gürüldedi. Okula daha on beş dakikalık yürüme mesafesi vardı. Yağmur bastıracaktı bu incecik elbisesiyle. Yağmurluğunu da almamıştı yanına. Bu mevsimde buralar yağmursuz olmaz ki diye düşündü. Nasıl bu kadar aptal olabilirdi. Sonra kendine geldi. Hayır, sinirlenmemeliydi. Bugün güzel bakacaktı her şeye. Hem yağmur da güzel bir fikirdi. Hızlı olursa hem çok ıslanmazdı hem de yağmurun altında olmanın keyfini çıkarmaya çalışırdı. 

 Hasta olmasaydı bari. 

 “Hayır,” dedi, sesi bu sefer yüksek çıkmıştı. Düşüncelerini durdurmaya çalışır gibi bir hali vardı. Bugün iyimser olacağımdiye içinden geçirdi. Derin bir nefes aldı ve yüzüne hafif bir tebessüm koyarak adımlarını hızlandırdı. Yağmuru teninde hissetmeye başladığı anda yağmur fikrine alıştı. İyi hissetmişti. Şimdi olmasa da bir gün mutlaka yağmurun altında dans edecekti. Hayal etmeye çalıştı. Yağmurun altında dans ederken gerçekten güzel görünebilirdi. Bu fikir daha iyi hissetmesine neden oldu.  Yağmur ise düşüncelerine paralel olarak hızını artırdı. Tostu yenilmeyecek kadar ıslanmıştı. Bunun kendisini sinirlendirmesine izin vermeden tostu bir ağacın altına bıraktı ve çantasını kendisine siper etti. Mutlu olmaya başlıyordu. Bir elini açtı ve çantasıyla oluşturduğu siperden dışarı çıkararak elinin damlalarla dolmasına izin verdi. Ben artık böyleyim diye aklından geçirdi. Gülümsemesi arttı. Kimse onun moralini bozamayacaktı. İşte bu şekilde düşüncelere dalmış ilerlerken kaba bir ses onu bu düşüncelerden çıkardı.  

“Aptal aptal gülümseyeceğine önüne baksana be kızım!” 

Sesin kimden geldiğini göremedi. Yalnız kaba, düşüncesiz birine ait olduğu kesindi. Elleri çamura batmış, çantası yarım metre uzağına düşmüştü. Dizlerine çamurun yumuşaklığını hissetti. Canı acımıştı. Kafasını hafifçe aşağı çevirip baktı. Dizi kanıyordu. Elbisesinin etekleri mahvolmuştu. Bu şekilde okula gidemezdi. Hızlıca toparlandı. Eğer hızlı olursa evde üstünü değiştirip ilk derse yetişebilirdi. Bu olayda bir güzellik bulamadı. Bulmaya çalışmaktan da yorulmuştu. Bu kadarı da fazlaydı artık. Gözyaşları gözlerine hızlıca doluştu. Sinirleri bozulmuştu. Eve doğru yöneldi ve koşmaya başladı.  

Ama uzaktan ona bakanlar, daha doğrusu bakmakla yetinmeyip aynı zamanda onu görebilenler, hızla eve giden bir kız yerine kendinden kaçan bir kız görürdü. Bu onun taklit ettiği ilk karakter değildi, görünen o ki son da olmayacaktı. Acaba daha ne kadar kendisinden kaçıp başka rollere bürünmeye çalışacaktı? 

 

Önceki / Previous Ahmet Bozkurt
Sonraki / Next Süreyya