Anlar arasında sıkışıp kalmamızın bir nedeni olmalı, yoksa çok anlamsız kalırdı eski zaman yeni
zaman kavramları. Hangi andan bakarsan bak hep ortasında olacaksın hayatın. Bu doğru olabilir mi?
Peki zamana çok uzaklardan baksaydık, mesela kuş bakısı olarak görseydik hayatı. Hepsi o
bulunduğun anda olmaz mıydı? Düşünün bir kere tüm kozmik hareketler bir anda olup o anda yok
oluyor.
Çalışma odamda ayakta durmuş, kütüphaneme bakarak düşünüyordum, zihnimde gölgeleriyle
cirit atarlarken tuhaf sorular. Soluk bir kitap gördüm masa lambamın aydınlattığı kadarıyla . Yaklaştım
avuçlarımda can çekişiyordu yıpranmış sayfaları. Çaydanlık o anda fısıldadı, o anda kitap benzeri
yaratık düştü elimden ve o anda yerlere saçıldı yıpranmış sayfaların arasına saklanan küçük kâğıtlar.
Eğilip almak isterken fısıltılar bir ıslığa dönüştüğünden mutfağın o hiç sevmediğim beyaz florasan ışını
yakmak zorunda kaldım. Hızlıca en acısından kahvemi alıp tekrar döndüm yarı aydınlık odaya. Maun
ağacından yapılmış masanın başına geçip yere düşen notları saçtım üstüne.
İlk notta ;
Demirkazık yazılıydı.
İkinci notta;
Ben Ayşıl bir yolculuğa çıktım.
Üçüncü notta bir şiir yazılıydı;
-Siz hiç, yağmur yağan gecede sokak lambası gördünüz mü?
-Tabi ki gördünüz ama ben onda Demir Kazık’ı gördüm.
-Peki, siz üstü başı pislik içinde kâğıt toplayıcısı gördünüz mü?
-Tabi ki gördünüz ama ben onda dünyaları iyileştirecek şifayı gördüm.
-Peki ya siz hiç ayna gördünüz?
-Tabi ki gördünüz ama benim gördüğüm bir bitkiydi ve yanına yaklaşanları kül ederdi.
Korktuğunu biliyorum bende korkuyordum. Dediklerimi yaparsan sana yardım edebilirim.

Kahvemi ılık sevdiğimden ilk yudumu daha almamıştım. Ne demek istediğini düşünürken en
sevdiğim tabloyla göz göze geldim. Siyah bir fonda koyu lacivert renkli yaprakları ve koyu hardal sarısı
bir çiçekti bu. Seviyordum onu, beni içine çeken bir şeyler vardı bu tabloda. Masa lambasının
gelgitleriyle birden uyandım, sigortaları artık değiştirme vaktiydi. Yerde ölmüş vaziyette duran kitaba
yaklaştım. Kalemimle bir iki dürttükten sonra onu da masaya yatırdım. İlk sayfada Demirkazık
yazıyordu yine. Bana sorarsanız polaristen yani kutup yıldızından bahsediyordu. Orta sayfalara doğru
yetim ve öksüz bir kızın otobiyografisi olduğunu anladım. Okudukça çaydanlıkta fokurdama başlıyor

boşalan bardaklar tekrardan doluyordu. Bu kız bir gerçek mi bir hayalden mi bahsediyordu, yoksa bir
delinin güncelerini mi okuyordum. Yağmurda iyiden iyiye hızlanmıştı. Sırtım dönük pencerede savaş
sesleri kulağıma kadar geldiğinde bakmak zorunda kaldım ve sadece öylece kaldım. Şehrin bulanık
ışıkları vals ediyordu. Belki de beni çağırıyorlardı. Ağaçların sessizliği ürkütüyordu ama onlar somurtuk
izleyicilerdi bakışları korkutucuydu. Tekrardan masama döndüğümde deli saçmasını okumamaya
karar verdim. Çöp kutumu boylamıştı çoktan o notlarıyla beraber. İşte bir dehşet anı daha yerde bir
not daha var. Bana zaman kaybettirdiği için aslında yakmalıydım , ama okudum.
Dördüncü not:
Gündüz geceye yerini bıraktığında ay tam ortada yerini aldığında sokaklar ağızına kadar aklın
eremediği sırlarla dolar. Onlar ki iyi ve kötüdür, sevgi dolu ve korkuludur. Eğer bakanlardansan
cesaretli biriysen ayrıca demir kazığa ulaşmak istersen sana yardım edebilirim, kılavuz kaptanın
olabilirim. Yapman gereken sadece dışarı çıkmak ve bir sokak lambasının altında durmak.

İşte son notta da zırvalamanın eşiğine gelmiş bir kadın. Gerçekten bunu kim yapar. Belki beş yasında
ki çocuklar, ahmaklar, maceraperestler ya da hayal güçleri gelişmiş insanlar dışında kim yapar.
Kahvemde bitti, fokurdamalarda anlamını yitirdi. Koltuğuma uzanmış gözlük camımı temizlerken
yalnızlık beni tekrar köşe sıkıştırdı.
Gerçekten de kimsem yok muydu, vardı tabi ki kat görevlimiz vardı her sabah uğrayıp benle sohbet
eder.

Sohbet etmek mi kandırma kendini ekmek ve gazete getirmekten başka ne konuştunuz.

Doğru konuşmadık. 60 yaslarında gözleri iyi görmeyen hafif göbekli bir herifle kim konuşsun.

Kitap senle koşuntuya.

Saçmalık.
O seninle konuştu hem söylesene bu koltukta uyuklamaktan başka ne işin var. Sen değil miydin bir
yerde hayallerin gerçek olmadığını kim söyleyebilir diyen? Eskiden kürsüde hayal etmek olmasaydı
kumdan nasıl cam üretirlerdi diyen.

Bendim ama eskide kaldı hepsi. öğrencilerim , arkadaşlarım.

Bak, bu bir fırsat makalen içinde senin içinde bir fırsat, anda olmak istemez misin? Tam ortada ve
kus bakısı bakarak.

Biraz önce demiştim ya sadece ahmaklar çocuklar ve macera arayanlar bunu yapar diye,
düzeltiyorum bir de yaşlı ve yalnızları da ekliyorum şimdi.

Hadi o zaman uzun bir maceraya hazırlan oraya git ve keşfet. Belki de son yolculuğun olacak.

Hazırlanmam biraz zaman alsa da hazırdım ve gidiyordum işte, önce sol kolumda bir karıncalanma
hissettim ve kalbim ağzımdaydı sanki halının ucuna takılmasaydım yere kapaklanmazdım da. İşte
çıkıyorum evimin siyah ve rutubetli kapasından kendi geleceğime, ışık arıyorum gecenin karanlığında,
aydınlık ve ılık sokaklarda, bu dünya da olmayan ve göremeyeceğim yerlere. Yalnız hissetmediğim,
yardım edebileceğim o yere.

Önceki / Previous ÖZ
Sonraki / Next Postmodern Anlatıların Üstkurmaca Dünyasında Yazar ve Okur – Emrullah Çelik