İnsan olarak gelmeseydi güvercin olarak gelirdi dünyaya
Gökyüzünde sürüklenen bulutları izliyorum gözlerinden
Bir kafiye giydireceğim bir mısrada durup kalsa
Yapraklardan evvel sarardığım bol rüzgarlı bir eylülden
hayat boşuna akıp gidiyor yüzüme bakmadığında
Onu sevmeye yetişemiyorum eksik kalıyor mutlaka
Daima birkaç çocuk başı kokusu sızıyor ellerinden
İlk görüşte anlamıştım gülüşündeki kıvılcımdan yanacağımı
Ansızın durup güldüğünde bana bir yıldırım çarpıyor
Sayfalar dolusu yalnızlık çizer dişlerini örtünce dudakları
Altını çizdiğim tüm mısralar değerinde susuyor
Virajı dönemeyeceğim diye korkuyorum bir gece yarısı
Öfkeye bırakacağı belliydi yerini bu hasretlik ağrısı
Ellerim ona uzanamayınca iyi ki yağmur yağıyor
O boynu bükülen bir papatyadır yağmurlarla beraber
Dudakları daima sıcak parmak uçları şubat soğuğu
Yüzüme dokunduğunda içimden bir parça ağlamak geçer
Akrebi yelkovandan hızlı yamalı bir zaman korkusu
Bir cigarayı yakıp, içip, söndürüp bana sarılırsa eğer
İçinde fırtınalar kopsa da sadece seviyorum der
Ben şiire tutunuyorum onun bilmiyorum neye tutunduğunu
Kavuşmak da yetmiyor nasıl büyük bir hasretlikse
Ayrılıkları bölüşsek de dinmiyor sancısı bir türlü
Konuşmak da yetmiyor sussak daha iyi belki de
İçimdeki karanlığa bir kibrit çakmış gibi apaydın yüzü
Bir köprü var aramızda onun gülüşünden benim yüreğime
İşte böyle sararıyoruz sonbahar uğultusuyla birlikte
Ha gülüşüyle süslenmiş yüzünü izliyorum ha gökyüzünü

Önceki / Previous Kül Umudu
Sonraki / Next Dünya Kuşlardan Sorulur