Sevgi de mi satılık raflarda? Bulunması çok kolay lakin pahalı mı? Ya da cebinde beş
meteliği olan insanın bile ulaşabileceği kadar ucuz mu? O yüzden mi bu denli tüketilir oldu
dünya dükkanında satılık sevgiler… Bir çıkar uğruna yani. Karşılıklı sevmek bir şeyi sırf sana
bir nedenden iyi gelecek diye düşlerini bile karşılıklı sevmek dünya dükkanında. Ah! Bırak
sevgisiz kalsın çoğu yaşam kimin umurunda! Güneşi de bize yarıyor diye seviyoruz. Bir
defteri bir bahçeyi bir insanı. Hepsinin bir nedeni var her şeyin bir nedeni varmış çünkü…
Peki ya nedensiz? Nedensiz sevecek kadar cesareti bulabildik mi kalbimizde. Sırf o öyle
olduğu için. Hiç değiştirmek isteyeceğimiz kadar güzel oldu mu bir insan… Hakikati ele
alacak olursak güzel olan fazlasıyla düş var bir o kadar da hayal kırıklığı fakat öylesine
boğulduk ki düzene sonsuza dek kölelik yapacakmışız gibi ve geçmişteki adaletsizliği de
yargılayarak içimizden devam ettik oyunlara. Bazılarımız kurallara uyarak bir de kendini
yargıladı hiç bilmeden. Bazılarımız ise kuralların yanlış olduğunu söyledi ve bu sözlerin çoğu
bir gözyaşı ile çıktı lakin bunların hiçbiri fark edilmeden devam edildi her yeni güne.
Herkesin duyacağı kadar sesli söyleyenler ise her şeye rağmen konuşmayı tercih etti. Aslına
bakarsanız o gerçek sözcükler birçok zamanda insanları derin uykusundan kaldırdı.
Sahiplerine ölüm hükmü verildi öyle ki gerçek sözcüklerin sahipleri alışılmış, uzun ve kırıcı
bir ölümün ötesinde hakiki bir ölümü hak ediyordu ne de olsa bu sonlar haksızlığa karşı gelen
mücadeleler için değerdi. Kimisi için ışık kimisi için ızdırap olan yaşamlar zamanı gelince de
yine aynı gözyaşı ile uğurlandı. Adalet defalarca yazıldı ardından okundu ve tam olmasa da
işe yaradı. Tam olamayacak çünkü dünya dükkanında satılık sevgiler… Gülü ait olduğu yere
bırak eğer bir şeyin dalından koparılması gerekiyorsa o insan. Bulunduğu yerden kalkıp
bazıları olmaya ihtiyacı var. Kaybedeceğimiz ya da kazanacağımız belli değil lakin ömrünün
sonuna dek doğru olan uğruna vazgeçmemenin nihayetinde çok yorulmuş yaşlı bir insana
dönmüş kalp bir çocuk umudu taşıyacak. İşte umut. Gerçek, saf umut bizi hayata bağlayan bir
o kadar da ötesine götüren şey. Eskimiş evlerde, kirli kaldırımlarda, temizlenmemiş suların
olduğu bölgelerde insanların mutlu olmasını sağlayan şey. Yüreğinde o ilk gün ki umudu
taşıyan insanlar için gün doğumunu seyretmek zamana değer bir aktivitedir aynı şekilde
yıldızların olabildiğince parladığı gecelerde, ışığı az olan yerleşim yerlerinde gökyüzünü
seyretmekte her şeye rağmen en pahalı ve en iyi şeyi yapmaktır. Yine aynı şekilde çok fazla
bulunan sevgisizliğin süslü sözlerle kapatılmış sahte hayatın içinde her şeye rağmen yaşamak
belki de yaptığımız en iyi şey. Bir de en gerçek. Öylesine gerçek ki hiçbir yıkımın olmadığı
bir dünya hayal edemiyor aklı başında olan kimse. Anlık kahkahalarda boğuluyor çoğu hüzün
ve sonra acının en taze halini gösteriyor sana. Sen o acılarla yaşamayı öğrenip hayaller
kuruyorsun üzerine ve buna güçlü olmak deniyor. Evet, öyle… Yüzdüğün deniz mavi değil
ve çok yoruyor lakin ufuk öylesine güzel ki ah! Sarhoş olmak gibi düşlüyor insan ve bu
düşler cenneti yaşatırken sana hayal kırıklığı ile son bulanları ateşten çekemiyor elini. Zaman
geçtikçe o ateşi de sevmeye çalışıyorsun. Buna da alışmak deniyor fakat ateş canını yakıyor
nihayetinde ne kadar sevebilir ki bir insan? Kimileri bu sevgisizliğe direnmekten vazgeçiyor
bunlar hala umudunu yitirmeyen insanlar kimileri ise o eli ateşin içine daha da fazla sokuyor
bu da katlanmak işte. Çoğu yaşam böyle son buluyor seni ağlatan her şeye katlanarak… Ki
katlandıkça insan ruhundan bir parça daha veriyor görünmeyen boşluklara. Nasıl geri
alınabilir ki?

Önceki / Previous Budaklarında / In The Nodes
Sonraki / Next Duvarların Ardındaki Deniz