TÜRKÇE

Yanımızdaki bankada tonla para var fakat bizim değil. Bir kuruşu bile. Genciz, güzeliz fakat mangır yok. Kahvemizin buharı tütüyor. Kapıyı çalıp içeri giriyorum. Erkek arkadaşım. Yazıyor. Ama berbat. Kahvesini masaya bırakıp boynundan öpüyorum. Şehvetli bol salyalı bir öpücük. Sevdiğinden. 

“Nasıl giriyor bakalım?” “Gitmiyor.” 

Gitmez tabi, imzanı kendi kanınla atmadığın sürece. Kucağına oturup sarılıyorum. Biraz sevişip yalnız bırakıyorum. Boş fincanla çıkıyor mağarasından. Odası ışık almıyor perdeler de kapalı. 

“Gündüzleri yazamıyorum.” Geceleri de yazamıyor aslında. “Sorun ne?” 

“Dahiyane bir fikir istiyorum. Ama gelmiyor.” 

“Asla gelmeyecek. Dişinle tırnağınla sen kazıyacaksın o kelimeleri.” 

Bir sigara yakıp yanıma oturuyor. Yazar buhranları. Basılmış yayımlanmış bir eseri yok henüz ama tonla buhranı var. 

“Sana söylediğim şeyi hatırlıyor musun?”

“Hangisini?” 

“Biliyorsun.”

Biliyorum. Pekala.

“Emin misin?” 

“Sen uyurken seni izliyorum. Uyumuyorum. 

Biliyorsun.” 

“Biraz dinlensen iyi gelecek.”

“Hayır.” 

“Emin misin?” 

“Kanın niyeti. Yaptım bile.” 

Bileğinin kenarındaki küçük kesiği gösteriyor. Açık yara. Tırnak büyüklüğünde. Yapmış. O zaman bana söyleyecek bir şey kalmıyor. 

“İstiyorum.”

“Pekala.”

Biliyordum. 

“Şimdiden her şey için özür dilerim öyleyse. Bunu senin için yapacağım.” 

“Bakarsan bunları söylemene de gerek yok aslında. Şu andan itibaren başlayabiliriz.” 

 

Peki. Peki. Başlayalım madem. Demek yazar olacaksın. Her başarılı adamın arkasında bir kadın vardır derler. Doğrudur. Evdeki kapıları açan anahtarları  toplamakla başlıyorum işe.

“Buna gerek var mı?” 

“Ben yazarken sana karışmıyorum. Odana!” 

Kapatacağız yazarımızı. Yazmayan yazarımızı. Dış dünya ile kurabileceği ilişkileri kökünden sökmek 

lazım. Ne varsa topluyorum. Tuvalet dışında kalan diğer iki odayı kilitleyip ayakkabılarımı giyiyorum. 

“Gidiyorum ben.” 

“Böyle mi yapacaksın yani?” “Sigara ister misin?” 

“Var sigaram. Nereye gidiyorsun?” “Senin o sevmediğin çocuk var ya.” “Saçmalama!” 

Kapıyı çekip kilitliyorum. Tanıdığım bir kız vardı, dedikoduyu sevmeyen bir hippie özentisi. Onun yolunu tutuyorum. Beyaz şarap içip Bob Marley dinliyoruz. Erkeklerdenkonuşup lezbiyensel  eğilimlerden bahsedip kendine zarar verme konusunda geceyi getiriyoruz. Hippie saçları olan kızlar kötü kokarlar. Birde kedisi var gece birkaç kez koklayıp ayaklarımı tırmalayarak uyandırıyor. Kahvaltı olarak fıstık ezmesi –ekmeksiz- sigara ve geceden kalan beyaz şarabı mideye indirip eve dönmek üzereyken bana birkaç vuruşluk yeşil veriyor seninkiyle çekersiniz. Kibarca teşekkür edip öpüyorum onu. Dudakları dolgun fakat saçları kokuyor. Hippie işte. Dünya barışı falan filan. Boş işler yani. Az kalsın unutuyordum. Tekrar kapısını çalıp tanıdığı eczacı olup olmadığını ve hayal gücünün fitilini ateşleyip birkaç havai fişek patlatabilecek bir hap bilip bilmediğini soruyorum. Kedi gibi bakıp pis pis sırıtıyor. Tabii bir de imalı bakışlar. Adresi veriyor. Yakışıklı çocukmuş eczacı. İçeride kameralar olduğundan dışarıda tutuşturuyor elime. 500 mg. İki tablet. Parasıyla. Eve dönerken iki adet hamburger alıp birini yiyorum. Tuvalete geçip yıldızlarla kaplı zippomun kapağıyla portakal soyar gibi haplardan iki üç tanesini toz edip hamburgerin üzerindeki soğumuş et parçasının üzerine döküp turşularla kapatıyorum. Benimki aç bir an düşünmeden yiyecek. Yemek yapmaz çünkü. Aç kalır yine yapmaz. Açlığın garip rüyalar gördürdüğünü ve bir saat uğraşıp on dakikada yiyip sekiz dakikada bulaşıklarla uğraşmak saçma geliyormuş, öyle diyor. Açtır şimdi. Çöpte aranan bir kedi gibi. Kapıyı açıp içeri giriyorum. Odasında çırılçıplak amuda kalkmış. Tepetaklak ağzı oynuyor. 

“Kan beynime hücum ediyor. Düşünmek zorunda kalmıyorum. Özellikle seni.” 

“Bak senin bana söylediğin gibi.” 

Bütün gece beni başka bir adamla düşündü. 

Aptal. Yazması gerekirdi. Neyse. 

“Al bakalım. Kahvaltın. Turşulu.”

En çok iğrendiğinden. 

İki ısırıkta bitiriyor. Yanıma yanaşıyor. Yemek getirecek kadar düşündüysem başka biriyle olmamışımdır. Sevişiyoruz. İçime giriyor. Fena değil ama ufak ufak aşağılıyorum onu. 

“Uzun zamandır bunu yaşamamıştım.” 

Ben daha önce hiç orgazm olmadım gibisinden yalanlar işte. İşimize dönebiliriz. Deliler gibi tırmaladığım sırtına bakıyor. Sonra odasına geçiyor. Kapıyı kilitleyip orda bırakıyorum onu. Birkaç saat kadar çıt çıkmıyor. Bekliyorum bende. Geceye dek. Sonra uyuyup kalıyorum. Uyandığımda kapı yumruklanıyor. 

“Su!” 

Biraz daha bekleyip veriyorum suyunu. Dudakları çatlamış. Teşekkür edip konuşmaya çalışıyor. Cevap vermiyorum. Mosmor gözleri. Yazmış. Kapının altından fırlatmış kağıtları. Pek iyi değil. Sonraki gün erotik shoptan maske alıp suratıma takıyorum olmuyor böyle. Uyurken bağlıyorum ellerinden yemeğinin içine hapları toza çevirip koyuyorum. Elleri önden bağlı. Mışıl mışıl uyurken ayaklarını da bağlıyorum. Uyanmıyor. Bende ayaklarını sırtına doğru çekerek bir ip de boynuna geçirerek hareket etmesini kısıtlıyorum. Üzerinden örtüsünü alıp kapısını tekrar kilitliyorum. Uyuyamama sırası bende. Ona aldığım haplardan bir tane alıp  uyuyorum. Anne karnında gibi. Jung’un  açıklayamayacağı türden rüyalar görüp güneş doğmadan uyanıyorum. Saçlarımı toplayıp ayna göğüslerime bakıyorum. Sıkıp sıkıp bırakıyorum. Kalçam. Taş. 

Üzerinde hiçbir desen veya sembol olmayan maskemi takıp çiçek desenli porselen çaydanlıkta derisini yakmayacak kadar su ısıtıp kapının kilidini açıyorum. Suyu çırılçıplak bedeninde döküp çığlıklarla uyanmasını izliyorum. Çığlıklar sade. Yataktan düşüyor. Kafasını sertçe yere vuruyor. Alt kattan yine seviştiğimiz zannedip şikayete gelmezler umarım. Bana bakıyor kinle pişmanlıkla. Ama yazar olmak öyle kolay değil tatlım. Bir kahkaha patlatıyorum. Masasının üzerindeki kalemi kafasına fırlatınca tık diye bir ses geliyor. Bagetlerin birbirine çarpması gibi. Üzerine onca hevesin hayallerin kurulduğu kağıtları kaldırıp yere saçıyorum hepsini. Saçlarım açılıyor. Fakat güzel göründüğümün farkındayım. Çoğu kadının aksine çıplakken daha güzelim. Salıncak gibi savruluyor saçlarım. Kağıtları tekmeleyip çıkıyorum. Yazmak isterse yazar. Günler geçiyor. Artık yazdıklarını kapının altından fırlatmıyor. Sebebi karnına veya sırtına attığım tekmeler olabilir. Sigara verince seviniyor. Ama bazen çakmak vermiyorum. Bazen karşılıklı içiyoruz sigaralarımızı. O maskeme bakıyor ben gözlerine. Değişiyor. Geçenlerde nasıl olduysa mastürbasyon yaparken yakaladım. Kimi düşlüyordu acaba? Gün geçtikçe vahşileşiyorum. Dişi bir sırtlan gibiyim. Farkındayım. Lakin işe yayıyor. Kağıtlar doluyor. Üç hafta geçti o şekilde. Günde iki öğün haplı yemek bir litre kadar su odadan topladığım içine işenmiş şişeler ve git gide moraran gözler. Birkaç gün geçtikten sonra gece uyurken iplerini çözmeye başladım. Ama uyanık kalıp onu bağlamama engel olur diye yemeğine uyku ilacı katmaya başladım. Beton gibidir şimdi kafası. Haplardan bulanmış. Marley müridinin verdiği yeşili yakıp içtim ona uzatırken boynuna düştü sigara. Bilerek yapmamıştım. Çok sert vurdu meret. Elimden düştü. 

Bağlı olduğu için ben içiriyordum ve ellerimi ısırır diye temkinliydim. O günden beri konuşmuyor. Bakışları değişti. Boynu su topladı. İğrenç görünmeye başlamıştı. Ne kadar kaşınıyordur kim bir. Uyku ilacı. Gece. 

Çakmakla ısıtıp soğumasını beklediğim iğneyi elimde tutarken saçlarını okşadım. Bebeğim. Ne kadar da masum görünüyordu. Neyse. İğneyi boynundaki yanıktan dolayı oluşan su kabarcığına sokup temizledim yanığını. Birazda yanık kremi sürüp öptüm yanağından. Fazla mı ileri gitmiştim. Çözdüm onu. Yanına girip sarıldım uyudum omuzlarından öperek. Saçlarını okşadığım gözyaşlarımla yıkadım onu. Uyandığında konuşmadı hiç. Yemeğini bile kendi yaptı. Odasına gidip yedi. Yazdı. Yazdı. Bende devam etmem gerektiğini anlamıştım. Kapısını kilitledim. Devam ediyorum. Haplıyemediğini veriyorum.. Uyuyor. Zayıflıyor. Saçlarını makasla kesip. Sakalını tıraş ederken kullandığı makine ile kazıyorum. Yıkanmıyordu. Bitlenebilirdi sonuçta. Sessizleşiyor gitgide. Uyandığına tek bir kelime dahi etmeden oturuyor. Daha az işemeye başlıyor. Odadan topladığım şişeler azalıyor. Yemeklerini az yiyor. Ama yazıyor. Bir gece uyurken kitabın adını gördüm: “Kelebeğin Yüz Fotoğrafı”. O kadar yaşarlar  kelebekler. Okudum biraz. Kelimeleri dikkat çekmeye başlıyor. Kelebekler. İşte bu. Haklıymış. Biraz daha zorlayalım o zaman. Kapıyı kilitleyip çıkıyorum. Eczaneden hamilelik testi alıp kütüphanedeki kitapların arasından kırmızı bir sayfa arayıp buluyorum. Yırtıp deri çantama atıp evin yolunu tutuyorum. Geldiğimde hala uyuyor. Kırmızı sayfadan ufak iki adet tire kesip testte sonuçların belirtileceği yere yapıştırıyorum. Gerçekçi olsun diye de üzerine işiyorum. Başucuna bırakıyorum sonra hüngür hüngür ağlıyormuş gibi yapıyorum fakat sonra gerçekten ağlıyorum. Otomatik bir tüfekten çıkan mermiler gibi boşanıyor gözyaşlarım. Yapmak istemiyorum daha fazla ama. Ojesiz bakımsız tırnaklarımı bileklerime geçirip bekliyorum. Çıt çıkmıyor odadan. Girmiyorum bende. Ses gelene kadar bekleyeceğim. Ama gelmiyor. Akşam oluyor. Sabah oluyor. Sadece yazıyor. Arada bir kalkıp kapı deliğinden kontrol ettiğimde sadece masasına oturup kağıtları harcayıp fırlatıyor. Bir gün. İki gün. Hala oturuyor. Üç gün. Kapıyı açıyorum. Aynı evin içindeyiz fakat üç gündür görmedim yüzünü. Belki saçlarını keserek fazla ileri gittim. İçerden de çıkmıyor. Yemek bıraktım. Hamburger. Turşusuz. Sinekler onun üzerinden hamburgere göç ettiler. Ama o hala kalmadı. Masasına bir sigara ile çakmak bıraktım. Önünde iki tire gösteren testi karşısına koymuş yazıyor. Sigarayı yakıp bekledi. Gitmemi. Gittim. Çıktım odadan. Devam etti yazmaya. Bekledim. Kötü hissediyordum. Marley müridine gittim. Geçerken Beck’s aldım. İçtik. Marley dinledik. Charles Manson’dan konuştuk. Hitlerin askerlerini anıp geceyi getirdik. Eve döndüm. Beni bekliyordu. Yanan bir sigara ile. Masasında değildi. Elinde tuttuğu beş yüz sayfayı sertçe masaya vurdu. Kalkıp sarıldı bana. Soğuk. Öptüm. Şehvetli bol salyalı bir öpücük. Sevdiğinden. 

Sevişemeyecek kadar yorgun ama. Sarılıp uyuyoruz o yüzden. Uyandığımızda güzelce kahvaltı yapıyoruz dilimlenmiş ekmeğimizde var. Çavdar. O dolaşmak istiyor tek başına. Bende yazdıklarını götürüyorum. Normalde ilgilenmezler ama olağanüstü yazmış olmalı. Bir hafta sonra haber alıyoruz. Müspet bir sonuç. 

Basıyorlar. Diğer hafta kitap elimize geçiyor. Okuyorum. İlk defa. İmzalamasını istiyorum ama yapmıyor. Epidermolysis bullosa hastası bir çocuk hakkında. Omurganızı söküp alıyor. O kadar güçlü yazmış. Diğer hafta bin adet satıyor. Reklamı da kuvvetli. Yayın evinin gönderdiği bütün parayı kelebek hastası olan çocukların yardım derneğine bağışlıyor. 

Yüklü bir miktar. Önce yakmak istiyor ama zor ikna ediyorum. Diğer hafta yardım derneğinin dolandırıcı kancıkları olduğunu gazetelerden öğreniyoruz. Morali biraz yerine gelsin diye bir havai fişek alıyorum. Deniz kenarına yakıyorum. Önce havai fişek patlayacak sonra şarap içip biz patlayacağız. Ama öyle olmuyor işte. Fena patladık. Deniz kenarından gelen bir esinti özenle diktiğim havai fişeği deviriyor ve yuvasından çıkıp sokağa fırlıyor. Öyle ya oradan da bir çocuk geçiyor. Küçük bir oğlan çocuğu suratında patlıyor. Çığlıklar ve sirenler. Havai fişeğin kalanından önüme düşen bir parça kağıt. Şöyle yazıyor: Ürün tek fitil ateşlemelidir. 

ENGLISH

Translated with the author’s approval by Irmak Ertaş

On the bench next to us, there’s a great amount of money. But it’s not ours. Not even a penny. We are young and beautiful; but we are poor. The steam rising from our coffee mugs, meets the air. I open the door and enter. There’s my boyfriend. He is writing. But it’s terrible. I put his mug on the table and give him a kiss on the neck. A passionate, slabbery kiss. His favorite.  

“So, how is it going?” 

“It isn’t” 

Of course it isn’t; unless you sign it with your own blood. I sit on his lap and hug him. After making love for a while, I leave him alone. He steps out of his cave with an emptied mug. The curtains in his room are drawn, there is no light in the room.  

“I can’t write in the morning.” 

He doesn’t write at night either… 

“What’s keeping you?” 

“I’m waiting for a stroke of genius. But it’s not coming.” 

“It never will. You have got to earn the right to use those words.” 

He lights a cigarette and sits next to me. Writer’s block. He doesn’ have anything published yet, but he has been through every kind of depression.  

“Do you remember what I told you?” 

“Which one?” 

“You know…” 

I know, true.  

“Are you sure?” 

“I watch you sleeping. I don’t sleep threfore. You know.” 

“You should rest for a while.” 

“No.” 

“Are you sure?” 

“Scope of blood. I already did it.” 

He shows me the tiny cut on the side of his wrist. Open wound. As big as a nail. He did it. Then I am left with nothing to say.  

“I want to.” 

 “Ok.” 

I knew it. 

 “Well, I am deeply sorry for everything. I will do this for you.” 

“You don’t need to say that. We can start immediately.” 

 “Bakarsan bunları söylemene de gerek yok aslında. Şu andan itibaren başlayabiliriz.”  

Ok. Let’s begin. So you want to be a writer. They say, there is a sucsesfull woman behind every men. That’s true. I begin by collecting the keys to every door in the house.  

“Is that necessary?” 

“I don’t interrupt you when you’re writing. To your room!”  

We are going to lock our writer in. Our writer, who can’t write. We have tor rip apart any connection he has with the outer World. I gather everything necessary. I lock all the doors except the bathroom door and put my shoes on.  

“I am leaving.”  

“So is this how it’s going to be?” 

“Do you want cigarettes?” 

“I have some. Where are you going?” 

“You know that guy you don’t like…” 

“Don’T be ridiculous!” 

I leave and lock the door behind me. There was this girl I knew; she doesn’t like gossip and is a hippie wanabe. I go to her house. We drink white wine and listen to Bob Marley. We talk about boys, then about our lesbian tendencies and finalize our night on the discomforting urge we have to hurt ourselves. Girls with “hippie hair” smell bad. Plus, she has a cat. It smells me and scratches my feet a couple of times, which wake me up. As breakfast we eat peanut butter without bread, smoke a cigarette and skull the leftover white wine from the night before. She gives me a pre-rolled joint, so we can smoke when I get back home. I thank her politely and give her a kiss. Her lips are full but her hair is smelly. Well, hippie… World peace and what not. Nonsense. I almost forgot. I knock her door again and ak her if she knows any pharmacy owners. And if she knows and pills that get your imagination going and lets the fireworks enter your brain. She looks at me like a kitten, with a filthy grin on her face. She gives me an address.  

The pharmacy boy is cute. There are cameras inside.  When we step outside, hhands me 500 mg, two pills, with full payment. I buy two hamburgers on my way home and eat one of them. I go to the bathroom and crash one of the pills with the back of my zippo with a star figure on it. I pour the dust on top of the hamburger meat and cover it with a piece of pickle. He is hungry, so he will definitely eat this. He never cooks. He prefers starving to cooking. He claims hunger makes his dreams weird and he thinks giving and effort to cook for an hour, eat everything in 10 minutes and wash the dishes for another 8 minutes is just annoying. He must be hungry. Like a cat picking through garbage. 

I open the door and step inside. He is doing a headstand, butt-naked. His mout is moving.  

“Blood rushed to my brain. I dont have to think then. Especially about you.” 

“Like you told me.” 

He imagined me with another man all night. Idiot. He should have been writing. Whatever.  

“Here you go. Breakfast. With a pickle.”  

  

He hates pickles. He chokes down the hamburger. Walks beside me. If I though about bringing him food, I couldn’t have been with another men. We make love. He is inside me. Not bad but I insult him a little bit. “I haven’t felt like this for a long time.”  

Lies like, “ I never had an orgasm before.” We can get back to work. He looks at his back which I scratched like crazy. Then he goes to his room. I lock the door and leave him be. There is no sund for a few hours. So I wait. Untill nighttime. Then I fall asleep. I wake up to the sounds of punching on the door.  

“Water!” 

I hold for a while and then give him water. His lips are sore. He thanks me and tries to speak. I dont answer. His eyebags are purple. He wrote. And threw the sacks of paper from under the door. Not very good.  

The next day I buy a mask from the erotic shop and wear them, this isn’t working. I tie his hands and put pills inside his meal. His hands are tied in the front. As he sleeps, I tie his feet too. He doesnt wake up. So I pull his feet towards his back and tie them to his neck so he can’t move even a bit. I take the blanket from top of him and lovk the door again. It’s my time to stay awake. I swallow one of the pills I bought for him. As I was in my mother womb once  again. I see dreams, event Jung couldn’t explain, and wake up near dawn. I put my hair up and look at my breasts in the mirror. I keep squeezing and releasing them. My hips. Firm. I put on my plain patternless mask and heat up the water to a point where it wouldn’t burn his skin. I pour the water in a patterned porcelain pot. I pour the water on his naked body and watch him wake up in screams. His screams are neat. He falls off the bed and hits his head severely on the floor. I hope the downstairs neighbour wont come knocking our door and complaining again, thinking we’re having sex.  He looks at me with regret and grudge. But being a writer isn’t that easy, honey. I burst into laughter. I throw the pencil on his desk to his head, tick. Like drumsticks banging into each other. I throw the papers where he wrote his dreams and desires on the ground. My ties hair loosens. But I know I look beautiful. On the contrary to many other women, I look better when I’m naked. My hair swurls like an empty swing. I kick the piece of papers on the ground and leave. If he wants to write, he will. Days go by. He doesnt throw his writings from under the door anymore. Might be beacuse of the way I kicked his stomach and back. He gets happy when I give him a cigarette. But sometimes I dont give a lighter with it. Sometimes we smoke together. He looks at my mask and I, to his eyes. It changes.  

A few days ago, somehow, I caught him masturbating. Who was he thinking about? I get wilder, day by day. I am like a female hyaena. I am aware of it. But it Works. Blank papers have full writing on them now. Three weeks went by. Two meals a day accompanied by two pills, one litre of water,  bottles full of piss which I collect from his room and more purple undereyes. After a few days, I begin unleashing his ties at night. But started putting a sleeping pill inside his meal, thinking he wouldnt let me tie him again. His head must feel like concrete. All buzzy because of th e pills. I lighted up the joint as I was passing it on to him, I dropped it on his neck. It wasn’t on purpose. I was high and I dropped it. Since he was tied up, I was making him take a sip and I was afraid he could bite me. He stopped talking to me after this. He doesn’t look at me the same way. There was a blister on his neck. It was disgusting. I bet it was itching like crazy. Sleeping pills. Night. I heated the syringe needle. As I waited for the needle to cool down, I carressed his hair. My baby. He looked so innocent. Nevermind. I popped the blister on his neck and cleaned his wound for him. I put on some burn ointment on it and gave him a kiss. Did I go too far? I figured him out. I layed down beside him and put myself to sleep as I kissed his shoulders. I cried my heart out. 

When he woke up, he didn’t talk to me. He even prepared his own food. Went into his room to eat. He wrote and wrote and wrote. I knew then, that I should keep going. I locked his door. Kept giving him the roofied meals… He slept. lost weight. I cut his hair with the scissors and then shave them. He didn’t shower. So we wouldn’t want him to be infested with lice. He gets quieter every passing day. When he wakes up, he doesn’t speak a word. He starts peeing less. The bottles I collect from his room gets fewer. He eats less. But he writes.  

One night when he was sleeping, I saw the title of the book: “Hundred Pictures of the Butterfly” Do butterflies last that long. I read a few pages. There are some outstanding words. Butterflies. That’s it. He was right. I must push him more. I lock the door and leave. I buy a pregnancy test from the pharmacy and rip out a red page from one of the boks in the library. When I get home, he is still asleep. I cut out two little dashes from the red paper and stick them to the results screen on the pregnancy test stick. I pee on it tom make it look real. I leave it right beside his bed and begin faking a cry. But then I really began crying. My tears float down like bullet out of an automatic rifle. I don’t want to do this anymore. I clech my unattended nails on my wrists and wait. His room is silent. I don’t enter. I decide to wait until there is a sound. But there isn’t. The sun sets. The sun rises. He is only writing. When I peak through the keyhole, I see him writing and throwing the pages on the ground. One day, Two days. He is still at his desk, sitting. Three days. I unlock the door. We are in the same house but I haven’t seen him in three days. Maybe I went too far by cutting his hair. He doesn’t step outside his room.I left him some food. A hamburger. No pickles. Flies rushed from his skin to the hamburger. But he stayed put. I left a cigarette and a lighter on his desk. He placed the pregnancy test in front of him, where he wrote. He lighted the cigartte and waited. For me to leave. I  left. I got out of the room. He kept writing. I waited. I felt bad. So I went to see the hippie wannabe. I bought a couple of Beck’s on my way. We drank. We listened to Marley. We talked about Charles Manson. We mentioned Hitler’s soldiers and finalizedour chat fort he evening.  

I went back home. He was waiting for me. With a lit cigarette. He wasn’t at his desk. He slammed the 500 pages on the desk. He walked by and hugged me. Cold. I kissed. A passionate slabbery kiss. His favorite. But he’s too tired to have sex. So we cuddle and sleep. When we wake up, we have a healthy breakfast. He wants to take a walk alone. I  take his writing to the publishing house. Normally, they wouldn’t be interested, but this must be really good. A week later, thy call us with good news. They publish the book. The week after that we reviece a copy of the book. I read it. Fort he first time. I want him to sign it but he refuses. It’s about a child diagnose with Epidermolysis bullosa. It’s folds your spine into two. That’s how powerful his writing is. The week after that, the book sells 1000 copies. It is promoted well too. He gives all his gaining to the non profit organization for  kids with Epidermolysis bullosa. A good amount of money. He wants to burn it first but I convince him not to. The week after, it turns out that the organisation is a fraud. I buy fireworks to cheer him up. We light them up by the sea. The plan is to set the fireworks off first and ourselves, with a bottle of wine. But it doesnt work out that way. A gust of wind coming from the sea knocks the firework over. A kid happens to be passing by just then. The firework ignites towards the little boy’s face. Screams and sirens. A piece of paper left from what remains of the cartridge falls in front of me. It writes: The product should ignite a single wick.  

 

 

 

Önceki / Previous Ankara’nın Yaşına Bak: Tümülüslerin Hikâyesi
Sonraki / Next The Neighbors' Window - Oscar Winning Short Film