Diren Demir, Gazete Sanat

Lgbt+ kimlikler dünyanın her yerinde, her coğrafyada ve her zaman diliminde vardılar ve var olacaklar. Tarihe baktığımızda Dünyadaki bu yönelim çeşitliliğini en iyi algılayabilen ve toplumsal yaşama sentezleyebilen insanların Kızılderililer ve İnuit halkı olduğunu görüyoruz. Öyle ki bu kimlikler zamanında ötekileştirilmemiş; saygı duyulmuş ve mitlerinde önemli yerler edinmişler.

Inuit şamanizminde, ilk iki insan Aakulujjuusi ve Uumarnituq idi. Bu aynı cinsiyetten çiftin cinsel karşılaşması Uumarnituq için hamilelik ile sonuçlandı. Fiziksel olarak doğum yapacak donanıma sahip olmadığından, bir büyü ile cinsiyeti değiştirildi ve çocuğunun geçebileceği bir vajina verildi. Tanrıça Sedna ise, deniz hayvanlarına hakimiyetiyle bilinen bir Inuit yaratıcısı tanrıçasıdır. Bazı efsanelerde hermafrodit olarak tasvir edilir ve “iki ruhlu” şamanlar tarafından hizmet edilir. Diğer efsaneler Sedna’yı okyanustaki eşi ile yaşayan bir biseksüel ya da lezbiyen olarak gösteriyor. Kızılderililerin birçok hikayesinde lezbiyen çiftleri baştan çıkartmaya çalışan Coyote’u da görürüz.

Kızılderililer; interseks, androjen, hermofrodit bireylere, feminen erkek ve maskülen kadınlara büyük bir saygı ile yaklaştılar. Bu bireyleri tarif etmek için kullanılan genel kelime “Çift ruhlu” idi. Çift ruhlu insanların, “erkek ve kadın doğalarını aynı yerde taşıdıkları için”, doğa tarafından onurlandırıldıkları ve her şeyin iki yüzünü de görebildiklerine inanıldı. Burada hala ikili cinsiyet tanımlarıyla yorumlanmış gender conformatif bir oluş hali söz konusu, bu yorum sonradan bu kültürün üstüne çökmüş sömürgeciler tarafından mı yoksa halkın kendisinin belirlediği kültürel kodlardan mı kaynaklanıyor bilemiyoruz. Ancak şöyle bir gerçek var ki Kızılderililer bu toplumsal kodlarına yalnızca 2 değil, 5 (bazı kaynaklara göre 6) farklı cinsel oluşu dahil etmiş idi;

“Indian Country Today” kitabının yazarı Duane Brayboy’a göre, tüm yerel kabileler şu cinsiyet rollerini kabul ediyordu: “Kadın, Erkek, Çift ruhlu erkek, Çift ruhlu kadın, Transgender.”

İşgal zamanlarında kendi kabileleri içinde tanımlanmak isteyen ve diğer ırklarla gruplandırılmayan LGBT+ Kızılderililer, “LGBT+” kelimesini karşılayan Einnipeg kabilesindeki Ojibwe diline ait “Çift Ruhlu” kelimesini sahiplenmişlerdi. Aslında başka her kabile kendi spesifik cinsiyet ve kimlik terimlerine sahipti (ve hepsi de ikili cinsiyet düzeninden daha fazlasına sahipti), ama herkesin anlayabilmesi için genel bir kelimeye de ihtiyaç duyuldu.

Navajo’da “Naadlehi” kelimesi “çift ruhlu” anlamına geliyor ve transgender kimliği de ifade ediyordu. Lokata kabilesinde ise “Winkté”, kadınsılığa yönelen erkek anlamına gelmekteydi. Ojibwe kabilesinde “Nizh Manidoogwag” ise çift ruhlu demekti. Cheyenne kabilesindeki “Hamaneh” ise “yarı kadın yarı erkek” anlamına geliyordu.

“Çift ruhlu” terimi, eşcinsel yönelimleri veya çeşitli trans deneyimlerinden ziyade bu bireylerin dini/spritüel anlamdaki üstün kabiliyetine odaklanmaktaydı. Çift ruhlu insanlar gender-conformist bir yapıda kabul edilmekteydi. Bununla beraber kabile içinde ve kabileler arası toplumda herhangi bir normun dışında da değillerdi.

Kızılderili gelenekçiler bugün bile insanların karakterlerini onların ruhlarının yansıması olarak ele almakta. Var olan her şeyin ruh dünyasından geldiği düşünüldüğü için, hem erkek hem de kadın ruhuna sahip olan androjen ya da transgender insanlar iki kat kutsanmış olarak görülmekteydi. Kızılderililer aynı anda her iki cinsiyetin gözünden dünyayı görebilen bir kişinin yaratıcının bir armağanı olduğuna inanıyordu.

Geleneksel olarak bir Çift Ruh, kabileleri içinde; Tıp insanları, şamanlar, vizyonerler, mistikler, hokkabazlar, kabilenin sözlü geleneklerini koruyanlar, çocuklar ve yetişkinler için şanslı isimler verenler gibi büyük saygı duydukları pozisyonlarda bulundular. Kabilelerde kadınların işini (vahşi bitkiler toplamak veya çiftlik işleri) yapmayı tercih eden feminen erkeklerin mantıken maskülen bir erkek ile evlenmesi beklenmekteydi. Aynı şekilde erkeklerin işini (avcılık) yapmayı tercih eden maskülen bir kadının da feminen bir kadın ile evlenmesi beklenirdi. Yani bir şekilde roller arası akışkanlık, bireylerin hayatlarına devam edebilmesi için düşünülmüş ekonomik denilebilecek kaygılar ile sınırlandırılmıştı ve gender-conformist bir realite kabul edilmekteydi.

Homofobik/transfobik Avrupa-Hristiyan etkileri birçok Yerli Amerikalı arasında artmış, LGBT+ insanlar için saygı büyük ölçüde azalmıştı. Çift ruhlu insanlar genellikle hükümet görevlileri, Hıristiyan misyonerler veya kendi toplulukları tarafından, standart cinsiyet rollerine uymak zorunda bırakıldı. Uyum sağlayamayan bazı kişiler ya bastırıldı ya da intihar etti. Bu ilkel süreçte eski Avrupa-Amerikan evlilik yasalarının dayatılmasıyla çift ruhlu insanlar ve eşleri arasındaki eşcinsel evlilikler artık yasal olarak tanınmıyordu.

Kaynaklar:

Some Native Americans Recognized Not Two, Not Three… But Five Genders


https://indiancountrytoday.com/archive/two-spirits-one-heart-five-genders-9UH_xnbfVEWQHWkjNn0rQQ
https://www.theguardian.com/music/2010/oct/11/two-spirit-people-north-america

Bunları da Sevebilirsiniz

Haziran ayı için İletişim Yayınları’nda araştırma-inceleme dizisi editörü Tanıl Bora’ya ulaştık. Gençler için bir okuma listesi paylaştı bizlerle… Hepimize iyi okumalar!    “Kitap seçmek zor, hele beş tanecik… İşimi kolaylaştırmak için, çemberi daraltıp, çalıştığım yayınevinden beş kitap önereceğim, anlayışınızı diliyorum.”                    1. André Comte-Sponville / Büyük Erdemler Risalesi (Çeviren: Işık …

0 1.3k
Share

Edebiyat: İsmail Palıt – Düşünüş / To Think / Réflexion Cennet sanıp girsen içine,Hayal kırıklığına uğrarsın.Çünkü apaydınlık bir beyaz değil.Biraz gri, biraz daha mavi. Bu bir sarmal.Birbirine girişik yollar, eller bacaklar,Akarsular sesler, hayatlar…Bu bir yumak içinden çıkması imkânsız.Bir saat yağ gibi pürüzsüz.Bir saat, ikiyi biraz geçiyor.Altımdaki yol durmadan gidiyor.Sesler dikkatimi çekiyor ayrı ayrı.Hepsini birleştirip öyle …

0 264
Share

Üst üste konulan taşlardan, taşların arasına çekilen sıvalardan oluşmuş bir yığın, bir tuğla yığınıyım ben. Her katında farklı bir sırrın yaşadığı bir binanın 3. katındaki bir daireyim. Üst katımdaki evde sevinç var bir haftadır. Aileye yeni katılan bir bebeğin getirdiği sevinç. Yüzlerinde gülücük var tüm ailenin. Ufaklığın ağlama sesi geliyor ara sıra. Hemen ardından tatlı ninni sesleri. Alt …

0 39
Share
Önceki / Previous İlkyaz'ın Yeni Yazıları Yayında!
Sonraki / Next Meraklı Kâşifler / Curıous Explorers