Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907’de Gümülcine’de doğdu. Yedi yaşına geldiğinde eğitim hayatı Füyûzâtı Osmâniye Mektebi’nde başladı. Zabit olan babası Ali Selahattin Bey’in tayininin Çanakkale’ye çıkmasıyla birlikte ailecek taşındılar. Eğitimine Edremit İptidaî Mektebi’nde devam etti. Okulu bitirip İstanbul’a dayısının yanına dönen Sabahattin Ali bir yıl dayısıyla yaşadıktan sonra 1922-1923 ders yılında Balıkesir Muallim Mektebi’ne kaydoldu.

Şiir ve hikâye deneyimleri bu zamanlarda ortaya çıkarken çeşitli dergi ve gazetelere yazılar göndermeye başladı. Bunlardan biri Balıkesir’de yayımlanan Irmak dergisidir. Sonrasında okul naklini İstanbul İlköğretmen Mektebi’ne aldıran Sabahattin Ali, okulu bitirdikten sonra Yozgat’ta öğretmenlik yaptı. 1928 yılında dil eğitimi amacıyla Almanya’ya gönderildi.

1930 yılında Türkiye’ye geri döndü. Sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü’nde memurluk, Devlet Konservatuarı’nda dramaturgluk yaptı. Bu yıllarda Sabahattin Ali, öykücülüğe yeni bir soluk getirmeye, gerçekçi akımda örnekler vermeye başlamıştı. Bir Orman Hikâyesi 1930 yılında Resimli Ay dergisinde yayımlandı. 1932 yılında Konya’da bulunduğu sırada okuduğu bir şiir yüzünden “Atatürk’e hakaret” suçlamasıyla tutuklandı ve mahkûm oldu. Bu dönem aşağıdaki mektup ile af dilemiştir, fakat affedilmemiştir.

‘Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine,

Zât-ı âlinizi îmâen ve telmihen tahkiri mutazammın (imâ ve kastederek hakaret eden) bir şiiri yazmış ve okumuş olmak cürmü ile bir sene hapse mahkûm edildim. Mahkeme zabıtlarının sathî bir tedkiki bile bu kararın nasıl bir zihniyetin tesiri altında verildiğini isbat edebilir. Fakat, Temyiz Mahkemesi tarafından tasdik edilmiş olması, hükmün isabetsizliğine dair daha çok söz söylemekten beni alıkoymaktadır. Beni en çok üzen yediğim ceza değil, sizin büyük isminizin şahsî intikam vasıtası olarak kullanılabilmesi ve buna müsamaha edilmesi keyfiyetidir. Kablî (önfikirli) hükümlerden, sakat düşüncelerden ve lüzumsuz korkulardan uzak bir heyete herzaman kabahatsizliğimi ispat edebilirim. Fakat bütün bunlara lüzum kalmadan işi sizin yüksek kararınıza bırakmayı tercih ettim: ‘Ben böyle bir şey yapmadım’ diyor ve buna inanmanızı rica ediyorum. Benim şimdiye kadar yalan söylediğim görülmemiştir. Ne karakterde bir adam olduğum da Maarif Vekâleti’nden sorulabilir. Herhalde bana inanacağınızı ümit ediyorum. Şimdilik kendi sözlerim ve teminatımdan başka müeyyidesi (yaptırımı) olmayan bu iddiam inanılacak kuvvette görülmediği takdirde yine size müracaat ediyor ve affımı rica ediyorum. Eninde sonunda hakkımı ispat edeceğimi bilmesem böyle bir ricada bulunmazdım. Beni affedecek kadar büyük ve iyi kalpli olduğunuzdan eminim. Ellerinizden öperim efendim. 14 Nisan 1933.

Konya Hapisanesi’nde mevkuf, Konya Muhtelit Ortamektep Almanca Muallimi Sabahattin Ali.’

Hapishanede olduğu yıllarda Başın Öne Eğilmesin ve Geçmiyor Günler, kaleme aldığı şiirler arasındadır.

1934 yılında Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü’nde görev aldı. 1935 yılında Aliye Hanım’la evlenen Sabahattin Ali’nin 1937 yılında kızı Filiz Ali dünyaya geldi. 1938 yılında yeniden öğretmenliğe başladı. 1945 yılında görevden alındı. Aynı yıl İstanbul’da yayımlanan siyasi mizah gazetesi Markopaşa’da yazıları yayımlandı. Bu yazılardan dolayı hakkında çeşitli davalar açıldı. 1948 yılında üç ay tutuklu kaldı. Kendisine pasaport verilmeyen Sabahattin Ali üzerinde bitip tükenmek bilmeyen siyasi baskıdan ve takibattan kurtulmak için Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü.

Ölümünden önce yayımlanmış dokuz kitabı ve Varlık dergisinde tefrika edilmiş Esirler (1936) oyunu ayrıca yetmişten fazla şiiri ve Türkçeye kazandırdığı kitaplar vardır. Eserleri birçok dile çevrilerek yayımlanan Sabahattin Ali’nin eserlerinden bazıları şunlardır: Değirmen 1935, Kağnı 1936, Ses 1937, Yeni Dünya 1943, Sırça Köşk 1947, Kuyucaklı Yusuf 1937, İçimizdeki Şeytan 1940, Kürk Mantolu Madonna 1943

1935 yılında, 28 yaşındayken basılan ilk öykü kitabı “Değirmen”, ‘İyiyi kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim’ önsözü ile yayımladığı, on altı hikayeden oluşan bir derlemedir.

“Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekala,
ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?.. Atma
be adaşım, kaç tane kalbin var senin?.. Hem biliyor musun, bu
aptalca bir laftır. Kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana
veya falana veriyorsun… Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır
ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun…

Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde
yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz,
birisinden korkan ve birisini tehdit edenler… Siz sevemezsiniz.

Sevmeyi yalnız bizler biliriz… Bizler: Batı rüzgarı kadar serbest
dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz Çingene’ler.

Dinle adaşım, sana bir Çingene’nin aşkını anlatayım…”

Kaynakça: https://tecahuliarif.com/2016/09/unlu-yazarlarin-ilk-eserleri/

https://korkitap.com/book-author/sabahattin-ali/

http://informadik.blogspot.com/2020/07/sabahattin-ali.html

Bunları da Sevebilirsiniz

Martin Chilton, Olivia Petter and Ceri Radford had a tough task whittling down their list of defining books of the 2010s, but they settled on a good mix of veteran heavyweight authors and the voices of a new generation of writers. Selecting the books that can be said to have defined a decade as turbulent and introspective as the 2010s has been a …

Share

As İlkyaz, we work to introduce three young writers every issue.We translate these works, which are made up of a short stories or poems, into English and endeavour to introduce them to readers outside of Turkey. This exchange, we hope, will create new audiences for our writers in the world arena and introduce them to …

Share
Önceki / Previous Mücevherler / Jewels
Sonraki / Next Tanrı’ya, Sana ve Yazdıklarına / To God, You and The Thıngs You Wrote