TÜRKÇE

Mesela, üslup ilk cümleden tüm metne sızar demişsin. Bir röportajında. Röportaj yapılmaya layık görülüyorsun, tüm alkışlar sana. Mesela, mesela diyerek söze başlanmaz dersin bunu okuyunca. Dünyaya geldiğim an ilk cümlen ne olmuştu biliyorum. Üslubunu en başından açık etmişsin, tüm hayatımıza sızmış. Şimdi neden tüm kitaplarını hatmettim peki? Seni tanıyorum.  Tanımıyorum. Yokluğunla huzurluyum. Huzursuzum.  Tıpkı senin gibi Tanrı’nın da bir adı var, biliyorum. Ama siz ormanda devrilip hiç işitilmeyen o ağaç gibisiniz.  Varsınız desem bundan emin olamıyorum. Yoksunuz desem böylesi daha iyi. Buna rağmen acı verici. Hayır, inandığına da inanmadığına da inanmayan Stavrogin değilim. İnanacak bir şeyler buluyorum öyle ya da böyle. Ama Tanrı’ya, sana ve yazdıklarına inanmak içimden gelmiyor. Bazen seni anlamak için bile çaba sarf ediyorum. Evlisin, yasak bir ilişkiden çocuğun olmuş. Meseleye para olarak yaklaşmış, her şeyi onunla çözeceğini düşünmüşsün. Tüm olanları gizli kapaklı tutmak için kırk takla atmışsın. Çok değerli yazar büyüğümüz, taklalarınızda esenlikler dilerim, daha nice nice taklalara. Yıllarca babası meçhul bir piç olarak yaşadımsa da mutsuz bir yaşam sürmedim.  Yokluğunla bir şekilde baş ettim. Eksikleriyle yaşamayı öğrenen, öğrenmese bile bir şekilde buna alışan insanlardanım. BABA’nın adı bile olmasa da.  Yıllarca, annem nedense gizleyip durdu. Gözüm açıldıkça meraklandım, sordum. Baba nedir? BABA’nın adı böyle doğdu. O adın senin adın olduğunu yıllarca sonra öğrendim. Merak ettim, merakıma yenik düştüm. Meğer adı anılmaktan imtina edilen o adam senmişsin.

Baktım kitapevlerinin raflarında neredeyse bir sıra yer senin için ayrılmış. Adın ders kitaplarına ha girdi ha girecek. Böyle bir adamı yakından tanımak istedim.  Romanlarında vicdanının sesiyle karşılaştım. Günah çıkartmayı yazdıklarınla yaparken, imza günlerinde insanların takdirini alınca göğsün nasıl da kabarıyor. Beni rahatsız eden şey, bu işte. İkiyüzlülüğüne katlanamıyorum. Yıllar boyu oluşturduğum değerler, insana bakış açım, seninle yıkılıyor. Bu tutumunuzdan dolayı esefle kınıyorum haşmetlimiz. Büyük yazar. Ödül avcısı. Eminim romanlarında karakterlerin hayatını kaleme alırken de için sızlıyordur. Neticede vicdan abidesi bir adamsın. Bir karakteri öldürdüğünde, birinden ayırdığında belki gözlerin bile doluyordur. Kendimi o roman karakterlerinden farksız hissediyorum. Çocuğum olmuş, aman ne hâli varsa görsün,  benden gizli doğurdun, kendin bakacaksın o zaman. Belki sonradan benim için de arada sırada gözün dolmuştur,  hatta belki beni merak etmişsindir. Ancak roman dünyan öylesine geniş ki üzüntünü, acını dindirmek için kaleme sarılmışsındır. Romanda yaşayan yılan, çok yaşasın! Bazen tüm dünya bunun üzerine kurulmuş gibi geliyor bana. Asıl olanı telafi etmek için bir şeylere sığınmak. Romana, müziğe, sanata, işe, aşka, keyfe, dine, yasaya… Böyle söyleyince de asıl olabilecek ne kalıyor geriye? Hiç kalıyor. Bir hiç kalıyor. O hâlde asıl olan diye bir şey yok. BABA yok. Tanrı yok. O boşluğu, bir şeyle doldurduğunu sanıp doldurmayınca var ancak. İşte benim için sen biraz da böyle bir şeysin. Her şey yolundaysa aklıma bile gelmiyorsun. Bir darbe yesem, sendelesem, ha yıkıldım ha yıkılacağım, topyekûn her bir şeyi gözden geçiriyorum, sonra senin boşluğun karşıma çıkıyor yine.

Devam ediyorum bir şekilde, devam etmezsem son bellidir. Bundan kurtulacağım diyorum, zaman unutturuyor. Hem belki ben de senin gibi roman yazarım. Avunurum. Avuturum. Kandırırım diğerlerini de kendimi kandırdığım gibi. Üstat olurum belki, öyle derler. Keyiflenirim. Parmakla gösterilirim. Yanında heyecanlanılan o kişi olurum. Kucaklar bir bir açılır. Sarılır sarılır ısınırım. Sonra bir başkasına bir başkasına… Yanlış yaparım roman yazarım. Vicdanım susmaz roman yazarım. Bir gün yazamazsam işte o zaman, sığınacak bir başka liman ararım. İçimdeki sesler sussun diye.  Ama ben, sen olamam. Kendimi avutamam. Kendini avutamayan insan ne yapar? Yüzleşir, yüklerini atar omuzlarından. Kendi değerini kendi bulur. Sayende buldum ben de. Sayenizde daha doğrusu… İyiliğin olmadığını, kötülüğün de olmadığını; hatta seni ikiyüzlü olmakla suçlarken ikiyüzlülüğünün de insani olduğunu anladım. Seni bile anladım. Anlamama rağmen çoğu zaman duygularıma yenik düştüm öfkemi sağa sola kustum. Sonra seni anlamaktan vazgeçtim. Evet, bu insanidir ama bunu kabul etmiyorum, öfkelenmekte sonuna kadar haklıyım dedim. Hatta az önce imza gününde yanına geldim. Bana da poz kestin, kitaba büyük harflerle sevgilerle diye yazdın. SEVGİLERLE. Benim tuttuğum kitaba böyle yazdın. Samimiyetin gibi olan sevgine ustaca işlenmiş diliyle çağın insanının içerisine düştüğü buhranları olağanca açıklığıyla aktaran kitabını başına çalarak karşılık vermek istedim, yapamadım. Teşekkür ederim dedim. Gözlerine bakmayı beceremedim.  Oysa sen bana dikkatli dikkatli baktın.  Bilseydin bakabilir miydin, suratına yerleştirdiğin gülümsemeyi sürdürebilir miydin?  O gülümsemenin intikamını almak için aklımdan neler geçmedi. Hep anlayan, anlayış gösteren tarafta olmanın yükünü bilemezsin. Bilmediği için onu yargılayamam diye düşündüm, sonra böyle düşündüğüm için kendime kızdım.  Elim çantama gitti, defterimden bir parça koparıp yazmaya başladım. İmza saatin dolmadan önce seni yakalayıp bunu eline tutuşturmak içimi rahatlatır mı? Yoksa bu kâğıdı top edip çöp kutusuna mı atmalıyım? Senden önce.

ENGLISH

Translated with the author’s approval by Irmak Ertaş

For instance, you said that the turn of phrase reflects on the whole text. In one of your interviews. You are someone worthy of interviews, all applauses are for you. For instance, you would say that it’s wrong to begin a sentence with “for instance” if you read this. I know what your first sentence was when I first came to this world. You reflected your own type of wording to our whole lives. Why did I read all of your books then? I know you. I don’t know you. I am at peace with your inexistence. I am not at peace. Just like you, I know God has a name too. But you are like one of the trees in the forest which tumble down silently.I’m not entirely sure that you exist. It’s better to say you dont exist. Alas, this is still painful.  No I am not Stavrogin who doesn’t believe the fact that he believes or doesnt believe. I find something to believe in either way. But I don’t feel like believing to God, you and the things you write. Sometimes I even put up an effort to understand you. You are married and you have a child from a forbidden love. You saw a price on everything and thought you could solve everything with money. You juggled six thing at the same time to hide the things you did. Our most beloved writer, we wish you a great juggling journey… Although I lived my life as a bastard with an unknown father, I didn’t live an unhappy life.   I managed your inexistence. I am a kind of person who learnt to deal with abscences or maybe only got used to them. Even though FATHER didn’t have a name. For some reason, my mother kept it from me for years. As I grew up, I became more curious and began asking questions. What is father? FATHER’s name occured this way. Years later, I learnt that it was your name. I got curious and this curiosity took over me. It turned out that this man with a forbidden name was you. I saw that a whole shelf was reserved for you in some of the bookstores. Your name is close to be mentioned in schoolbooks. I wanted to get to know this man.I stumbled upon the voice of mercy in your books.  When you confess all your sins in your writing, you feel blessed to have everyones attention and gratitude in book signing days. This is what bothers me. I can’t stand your hypocricy. All the values I stood for through all these years, my view of the people around me, they all collapse with you.Your heiness I reprimand you greatly for this. Great writer. Bounty hunter. I bet you feel bad when you write about the lives of the characters in your books too. At last, aren’t you a man of conscience. Maybe even your eyes tear up when you kill a character or seperate them from someone. I feel no different than those novel characters.I had a child, well I don’t care much, you gave birth to him secretly, then you are responsible of him. Maybe years later, you eyes teared up thinking of me too, maybe you even wondered how I was. But your literary World is so welcoming that you probably started writing to ease your pain. Long live the serpent who lives inside a novel! Sometimes I feel like the whole World spins around this. To take shelter in something in order to compensate the truth. To literature, music, art, work, love, comfort, religion, law… So what is left that is true? Nothing. Then there is no such thing as truth. There is no FATHER. There is no god.

That only exists when you thought you filled that gap with something but you just fooled yourself. For me, you are something similiar to that. If everything is fine, I don’t even think of you. But when I stumble and struggle, evaluating eveything in my life, the emptiness you make me feel comes back. I continue somehow, if I don’t, the end is obvious. I promise myself to get over this and forget, time heals. And maybe I could write a novel like you too. Ease myself. Ease everyone else. Fool the others as I fool myself too. Maybe I would become a masterwriter, they could call that. I would feel happy. People could point me with their fingers. I would be that person who excites people. Arms would spread to embrace me. I would hug them and feel warm. Then another one, then another one… I would make a mistake and write a novel. My conscious would smuther me and I would write a novel. One day if I can’t write, then I would seek for another shelter to cover in. As long as the voices inside me stop. But I, can’t be you. I can’t ease myself. What does a person who can’t ease himself would do? They would face everything and lift off the weight upon their shoulders. They would find their own worth in life. I found it too, thanks to you. Thanks to all of you, actually.I understood that there is no such thing as evil or good; I even understood that hypocricy is a part of human nature too when I found you guilty of it. I understood you. Even though I did, my feelings took over me and I blew out in anger.  Then I stopped trying to understand you. Yes, this is human nature but I can’t easily accept this, I have the right to be angry. Just before, I went to see you at your book signing event. You were a hypocrite to me too. You wrote “with love” in huge letters. WITH LOVE. You wrote exactly this. I wanted to throw the book at you as thank you to your love like sincerity, but I couldn’t. The book, with it’s skillyfully crafted language, portraying the great daily depressions everyone living in these times are having I said thank you. I couldn’t even look into your eyes. But you looked at me carefully. Could you have looked at me if you knew, would you still smile at me the way you did? I thoughj of many ways to avenge that smile on your face. You have no idea what it’s like to be the side that always understand and accepts. I though to myself, I can’t judge him for something he never knew. Then I got angry with myself for thinking that. I reached for my bag. I ripped a piece of paper from my note book and began writing. Would it ease my pain to give this piece of paper to you before the event is finished? Or should I just throw it to the bin. Before you do.

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Evin minik bir bahçesi vardı. Taşlardan örülmüş yaklaşık bir metre yüksekliğinde bir duvarla çevriliydi. Duvardan daha çok, evin etrafını çepeçevre sarmış bir taş yığınına benziyordu bu. Bahçe minik olmasına rağmen yan yana dikilmiş bir sürü meyve ağacı vardı, doğru düzgün su bile alamadıkları hâlde -görünürde çevremizde herhangi bir su kaynağı yoktu- dalları meyvelerle doluydu, öyle …

Share

Kaynak: Semih Gümüş, Oggito Tarihte büyük kültürlerin sık sık kendilerinden büyük kültürlerin etki alanına girdiği gerçeğini bırakalım bir yana –ve öyle olmadığını varsayalım–, bugün nasıl yaşanıyor bu etkileşimler? Kültürler arasındaki eşitsiz gelişmeden birilerinin ötekilere üstünlüğü sonucunu çıkaranları ciddiye almak gerekmiyor. Dünya kültürünü bir bütün olarak düşününce, Batı Avrupa’dakilerin kültürü, Afrika’dakilerden ağır çekmez. Bu gezegenin kültür …

Share
Önceki / Previous Sabahattin Ali
Sonraki / Next Derman Arıbaş Önoğlu + Alev Cınbarcı