Yoksunluk… Ne de garip bir kelime. Eksikliklerinle veya kaybettiklerinle sahip olduğun, bir şeylerden eksildiğin zaman kendine ekleyebildiğin bir kelime. Yoksun… Kaybettiğin vakit kazanabildiğin bir unvan.

Yaşadığım yerde herkes bir şeyden yoksundur benim. Mesela karşı apartmandaki Saadet abla, huzurdan, mutluluktan yoksundur. Her gün bağırış kıyamet kopar evlerinden. Gırla kavga gürültü… Her zaman, en az bir yerinde morluk veya bir yara vardır. Ya gözü mordur ya dudağı patlamıştır ya da başı şişmiştir. Bazen hepsi birden olur güzelim yüzünde. Gözünde hüzünden başka bir duygu görmedim bugüne kadar. O çirkin izleri bırakan kocasından başka birisi de yok sanırım ailesinden. Kimsesiz bir kadın Saadet abla. Bir çocuk sahibi olmak da nasip olmamış garibime. Ne zaman bir çocuk görse hafifçe büker boynunu; yüzünde özlemle, uzun uzun izler etrafta koşuşturmalarını. Bir çocuğun düşüp ağladığını görse, ilk o koşar. İlk o üfler yarasına. Allah’tan çok korkar. Ölüme yürümeye cesaret edemez o yüzden. Ama ben gözlerinden bilirim, her gün dua eder yaratana “Gel al canımı da kurtar beni bu eziyetten,” diye. Çaresizce ölümün gelip onu almasını bekler. Hayattan bir amacı kalmamış gibidir. Gözünün feri sönmüş, ruhu bedenini terk etmiş laf olsun diye dolanır öyle etrafta. Konu komşuyla da öyle çok konuşmaz. Sessizce bir kadındır. Kocası olacak o herif ne istiyor da bunca eziyet ediyor anlamam ben bir türlü. Birkaç kere konuşmayı denedim: “Gel kurtul bu adamdan, ben de sana yardım ederim, klişe ama yeni bir hayat kurarsın,” desem de dinlemedi beni. Yüzüne emanet bir tebessüm kondurup, hüzün dolu gözleriyle baktı, tek kelime etmeden uzaklaştı yanımdan her seferinde. Ne yaşadığını hiçbir zaman öğrenemedim. Mahalleli de bilmez. Her gören acıyan bakışlarla bakar Saadet ablaya, kocasını cık cık’lar ama kadıncağıza yardım namına hiç de bir şey yapmazlar. Sadece bakarlar ve devam ederler kaldıkları yerden.

Bazen de öyle bir şey olur ki dururuz sadece kaldığımız yerde. Bir süre bekleriz, devam edemeyiz. En yakın dostum mesela; devam ediyor gibi gösteriyor kendini herkese ama durdu şimdi. En fazla olduğu yerde saydırıyor. Karısını uğurladık daha geçen ay ebediyete. Gözleri yaşlı iki ufacık çocuk, hiçbir zaman yıkılacağını düşünmediğimiz ama şimdi paramparça olmuş bir adam kaldı geriye. Annesini babasını da tanımadığımdan bilmiyorum ama ne haraptır halleri kim bilir. Şimdi iki çocuk annesinden eksik kaldı. Her zaman boğazlarında bir yumruyla dolaşacak iki ufaklık. En mutlu anlarında hep bir burukluk olacak kalplerinde. Kimse kazandıkları bu yoksunluğu dolduramayacak. Onlar büyüyecek, zaman hızla akıp gidecek, yeni şeyler öğrenecek, yeni insanlar tanıyacaklar ama onlar hep eksik kalacak. Hayatları yarım bir şekilde sonlanacak. Saadet ablanın çocukları izlediği gibi; annesiyle beraber gördükleri her çocuğu özlemle ve imrenerek izleyecekler. Dostum güçlü durmaya çalışıyor elbette çocukları için ama onun da kalbi yangın yeri. Sırtını yasladığı, kalbini emanet ettiği biricik yol arkadaşından yoksun kaldı şimdi. Sudan çıkmış balık gibi. Ne yapacağını bilemiyor, akışa bırakıp savrulmak istiyor belli. Ama sorumlulukları var. İki ufak, yaralı emaneti var biriciğinden kalan. İçi paramparça ama hiç parçalanmamış gibi davranmaya çalışıyor. İki hafta önce çocuklar okula geri döndü. Her sabah erkenden kalkıyor, beslenmelerini hazırlıyor; şarkılar, öpücükler ve şakalarla çeşitli şaklabanlıklar yaparak annelerinin acısını unutturmaya çalışıyor. Okuldan sonra çeşitli aktivitelerle yoruyor onları ve gecenin yalnızlığında acılarını hatırlamadan mışıl mışıl uyumalarını sağlıyor. Onlar uyuduktan sonra, tüm yorgunluğuna rağmen uyuyamıyor. Gecenin yalnızlığında acısıyla baş başa kalıyor. Her gece arıyor beni. Hüngür hüngür ağlıyor dakikalarca. Yatağında yatamıyor artık, salondaki kanepede uyuyor. Henüz hazır hissetmiyormuş her gece biriciğiyle girdiği yatağa tek başına girmeye. Acısından kıvranıyor ama evlatları daha da üzülmesin diye gıkını çıkarmıyor. Yangınının dinmesini, zamanın akıp gitmesini bekliyor. Başka bir eksiklik de işe gittiğim yoldaki bir parkta yaşıyor. Bahsettiğim park büyükçe bir yer. Tıklım tıklım dolu olur her zaman. Çocukların bağırışları, kahkahaları yükselir devamlı. Köpeği, kedisi de bol olur oranın. Belediyenin koyduğu kedi-köpek evlerinin hepsi sahiplidir. Hatta çocuklar tüm hayvanlara isim vermiş, her kulübenin başına isimlerini yazmışlar dostlarının. Yemini sularını da hiç eksik etmez, korur kollarlar. Aynı parkta bir de Salim Ağabey yaşar. Evsiz yurtsuz bir adam Salim Ağabey. Büyük ağacın altındaki bank onundur. Yaz kış fark etmeksizin orada yaşar. Mahalleli de yardım eder ara da sıra da. Bazen sosyal hizmetlerden görevliler gelir Salim Ağabey’e yardım için. Ama o onlarla gitmeyi istemez. Ayrılmaz hiç parktan. Yemeye davet eden mahallelinin evine bile gitmez. Onları da parka çağırır. Cebinde mendilini hiç eksik etmez Salim Ağabey. Ağlayan birini, yarası kanayan bir çocuğu görse hemen çıkarıp verir. Parası olduğunda yarısıyla kendisine, diğer yarısıyla da -mahalleli ne kadar eksik etmese de- parktaki hayvanlara yemek alır. Aklı bizden biraz farklı çalışır Salim Ağabey’in, daha farklı düşüncelere sahiptir. Hatta bazıları onun aklından yoksun olduğunu söyler. Ama yanılıyorlar bence. Salim Ağabey bizim sahip olduğumuz düşüncelerden yoksun olabilir ama biz de onun düşüncelerinden yoksunuz aynı zamanda. Eğer o bize göre akıldan yoksunsa biz de ona göre akıldan yoksunuzdur. Bu durumda akıl göreceli bir çerçeveye girer Salim Ağabey’le bizim için. Aklın felsefi boyutunu tüm mahalleliyle tartışmak güç şimdi. Elbette bunu karşılıklı konuşabileceğin insanlar var ama ne yazık ki büyük çoğunluk bunu tartışmak için gerekli bilgi ve ilgiden yoksun. Velhasıl kısacık ömürlerimizde hepimiz bir şeylerden yoksunuz, eksiğiz. Bazılarımız Saadet abla gibi huzurundan, mutluluğundan yoksun; kimimiz anamızdan, babamızdan, evladımızdan. Birinin kolu, bacağı eksik, birinin ekmek alacak parası. Salim Ağabey gibi düşüncelerinden dolayı akılsız kalıbına sokulanımız da çok, aklı çok olup hayalleri çalınanımız da. Bir yerimizi yaralarız da üzerine yara bandı takarız ya. Eksilen kanımıza, açılan yaramıza karşılık kazandığımız bir şeydir o yara bandı. İşte yoksunluk da o yara bandı gibidir. Eksildiğimiz vakit eksildiğimiz yere yapıştırdığımız bir bant. Feda ettiklerimize, kaybettiklerimize karşı kazandığımız tek etiket.

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Ankara: İyi kalpli üvey ana* 20’li yıllarda yayınlanan bir dergiden aldığım görselden de takip edilebileceği gibi, sağda görülen, frapan kıyafetli, açık tenli, Batılı bir çehreye sahip İstanbul iğdiş edici, eril iktidarı sarsacak ve edilginleştirici ama aynı zamanda cezbedici bir femme fatal figürü olarak tasvir ediliyordu. Ankara ise Anadolu’yu temsilen mazbut görünümlü, geleneksel bir kıyafet içinde, …

Share

Bu günlerde yani bu ömürlerde -öyle değil mi? Her yıl her ay her gün bir ömür değil mi?- Gözlerinin içine bakıp Ta en derinlere seni seviyorum demek istiyorum Manası yaşamak, yaşatmak En derinlerine ki yankılansın sesim duysun insanlar insanoğulları Duysun ki reklamı olsun yaşamanın, yaşatmanın Gerekli bu , gerekli yeryüzüne filmleri çekilmişken Ölmenin, öldürmenin

Share

Literature: BİNNAZ DENİZ YILDIZ: ÇIKMAZ SOKAK / BLİND ALLEY / БИННАЗ ДЕНИЗ ЙИЛДЫЗ A hand-full of dreams Caught in a trap On the blind alley of irrelevance. Uncle Yorgi by the end of the road, Attaching things on taverns. Curves under busses and a woman a man… Planting chewed up, Dried mulberry seeds to gardens. Finally …

Share
Önceki / Previous Çiviler
Sonraki / Next Orada