İnsanlar ilk yaratıldığından beridir, hep bir kavga hep bir ayrım yapıldı. Adem’in oğulları birbirini öldürdü, Peygamber torunları’nın canına savaşta kıyıldı. Bu dünya var olduğundan beridir insan insana kıymaya hep devam etti. Bunlar olmaya devam ederken başkaları ise hep güçsüzleri ezdi, onların istedikleri her şeyi ellerinden alıp kendi istediklerini yaptırdı. Doğan kim büyükse kendi doğrusunu yazdı ve diğerlerine bunun herkes için doğru olacağını söyleyip öyle büyüttü ve bir nesli kendi doğrularını aramamayı öğretti.

Türkiye’de Genç veya çocuk fark etmeksizin her tür insan illa ki birinin sesinden konuşuyor. Türkiye’yi örnek veriyorum çünkü diğer yerleri görmedim. Birisinin “Ya giydiğin eteğe bak bu sana hiç yakışmış mı? ” demesi ile en sevdiği ve kendine en çok yakıştırması eteği çıkarıp siyah bir pantolon giyen bir kadına da denk geldim veya Bir başka birisinin “Ya erkek adam pembe mi giyermiş? ” demesi ile bir erkeği bile sevdiği bir şeyden soğutabilen insanlara da denk geldim. 21. Yüzyıl insanı her zaman kalıplaşmış bir şeyi yaşıyorlar, eğer birisi o kötü dediyse araştırmadan onun kötü olduğuna inanıp o yoldan ilerliyorlar. Oysa bu zaman da insan insana iyi gelmesi gerekirken, insan insanın sesini kesiyor. Birisi tam kendi doğrularını bulacakken, sanki onun akla ihtiyacı varmış gibi çıkıp “Ya benden sana bir tavsiye bunu yaparsan şu başına gelir ” deyip birini güzel bir şeyden mahrum bırakanlar var. Neden kendinize odaklanmıyorsunuz? İnsanların hangi cinsi hangi rengi veya hangi diziyi takımı vb. Gibi şeyleri sevmesinden size ne? Eğer ilkbahar ve yazı aynı anda yaşamak istiyorsanız, insanları sevmeyerek aptallık yaparken onları severek onlara iyi gelmeye neden çalışmıyorsunuz? Sizler fark etmeseniz de her kısıtladığınız insanın sesi kesiliyor ve sizin doğru bildiklerinizi ile yaşıyor, bu şeye benziyor dünya da herkese yetecek kadar yemek varken açlıktan ölen veya durduk yere evinin üzerine atılan bir bomba ile ölen veya en olmadı daha doğar doğmaz yetimhanede bırakılan bir çocuğun umudunun ölmesine benziyor.
İnsanın doğasında her zaman yapma isteği varken, küçüklükten koyulan sesler onun her zaman aklını deşiyor, hiç bir zaman kendi yolunu bulamıyor birisi çıkıp “Bak kızım şunu yapma şöyle olur böyle olur” demesi ile çocuk yaşta ki o kız veya herhangi biri ona inanıp öyle yaşıyor. Her insanın ya kitaplardan öğrendiği şekil kendi sesini ortaya çıkarmaya çalışması gerekirken bazen tanık olduğumuz tek şey onların cansız bedenleri. Yanlışı yaşayanlara büyüdükten sonra “o öyle değil” deseniz bile bir kar etmiyor. Hani ağaç yaşken eğilir derler ya, çocukları başkalarının sesleri ile kovuşturmaya alıştırmayın.
Ve her kim olursanız olun, Eğer başarılı biri olmak istiyorsanız, kendi sesiniz ile konuşun. Başkalarının size öğrettiği doğrular ile yaşamayın, kendi doğrularınızı kendiniz bulun. Size göre doğru olanlar başkalarına göre yanlıştır o yüzden her zaman kendi sesinizi aramaya bakın. Siz ne seviyorsunuz? Bir öğrenin, neyi sevmiyorsunuz? Not edin ama kendinizden asla vazgeçip başkasının sesine hoparlör olmayın. İnsan yalnız doğar ve yalnız ölür, yalnız doğdunuzda yanınıza sonradan aileniz geldi ama yalnız öleceğinizde kimin geleceği belli değil o yüzden doğrularınızı bularak kimin ölürken yanınızda olacağına siz karar verin.
Sevgilerimle
Fatma Gül Badem

Bunları da Sevebilirsiniz

“Biraz daha uyusam ve bütün bu delilikleri unutsam…”(Franz Kafka/Dönüşüm, sf:18) Uyandığımdan beri kafamın içinde tek bir düşünce, tek bir hayal… Mutfağımda oturmuş, karşımdaki bomboş tabağa bakıyorum. Belki bir belki üç saattir oturuyorum burada. Zaman kavramını yitirmişim. Kafamın içi hem çok dolu hem de bu tabak kadar boş. Bir elim masada diğeri ise kucağımdaki mektubu kavramış, …

Share

İlkyaz ile her ay öncelikli olarak üç genç yazarı tanıtıyoruz sizlere. Bir öykü veya birkaç şiirden oluşacak bu eserleri İlkyaz gönüllüleri olarak İngilizce’ye çeviriyor ve dünya kamuoyuyla tanıştırmak için çabalıyoruz. Aralık ayından seçilen yazarları aşağıda bulabilirsiniz! Bir seneyi aşkındır seçtiğimiz isimlerin yazılarını her ay dünyanın farklı bir yerinde konumlanan PEN merkezinden birinin o ülkenin diline …

Share
Önceki / Previous Genç Yazarımız Orkun Türkmen: Sanat Toplum İçin Midir?
Sonraki / Next Neden Yazıyorum: George Orwell’ı yazmaya ve yaratıcılığa iten dört evrensel dürtü!