Geçmişin yükü bir kar tanesidir ilk konduğunda
Her geçen günü içine alıp çığ gibi büyür
Gece vakti bir sürüngen gibi çöker yarını bekler
El değmemiştir, kimselerin görmediği bir odadır
Temelinde sen olan inşaattır günbegün yükselmekte
Bir el arar dokunacak, bir ses bölsün ister geceyi
Haramilerin yağması, itinayla bezeli bir paredir yürekte
Uyanmak istememek, istemeyerek uyumaktır;

Yek vücut tüm alemde

Duvarı yıkacak bir yumruk; adeta delecektir büyük arşı
Çınlayarak tüm sistemlerimde, gırtlağımı deşecektir
Bir parazit bağırsaklarında, tarihte mihenk taşı
Efes’te bir çatlak; Câlut’un kafasıdır Dâvud’un elinde
Lise merdivenlerinde koşmak, hastalıktan kıvranmaktır
Uçsuz bucaksız bilinmeyen yerlerde
Bir sırt çantasıdır geçmişin yükü

İç çamaşırlarından bir valiz; takvimde işaretli bir yaprak
Okunmamış kitaplarımda altı çizilidir
Paltomu tutar giymem için, güzel nasihatleri kulağımda
Önlüğümü yırtar bir çekişte, kravatımı bağlar
Aynamdadır geçmişin yükü
Pay edilmiştir sevdiğim insanlar

 

Bunları da Sevebilirsiniz

o vedalar ki bıçak mevsimidir mademoiselle écureuil bavula sığmayanların yürekte taşındığı yolculuklarda loş otobüslerin boğazladığı otogar akşamlarında bilet satılır yan koltuğu boş cesetlere kendilerine “yalnız ” yerine “yolcu” diyebilsinler diye o bilenmiş mevsimde senden sonra hiçbir çingene uğramıyor masamın ahşap tenhalığına öldürdüğü gülleri sevgine dikmek için konuşkan çingenelerden öğrendim rengahenk suskunlukları ve yürekten dile kıvrılırken …

Share
Önceki / Previous The Rise of Therapy-Speak - Katy Waldman, The New Yorker
Sonraki / Next Basit Şarkılar: Virginia Woolf ve Müzik