Saat kaç?

Belki sabahın ilk ışıkları, hırıltılı sesin doluyor kulaklarıma. Yorgun değildim oysaki. Ama açamıyorum gözlerimi. Zihnimde; yaralanmış dudağının kanlı kenarına elinle ezerek sıkıştırdığın sigara canlanıyor.

Konuşmalı.

Belki dilimin üzerinde tanrının yarattığı en büyük kaya parçasını taşıyorum. Seni unutup kafamda felaket senaryoları yazmaya başlıyorum. Temelleri güçlü olsun diye tarihi geçmiş ata baba öğütlerini ekliyorum hamuruna. Birkaç da kişisel gelişim kitabı cümlesi. Biraz hayal kırıklığına uğramış akraba bedduası. O an da şimşekler çaktırıp, bardaktan boşanırcasına yağmur yağdırıyorum aklımın odak noktasına. Tutarsız birkaç avuntuyu da ekliyorum ki zamansız mutluluğum yalnız kalmasın.

“İnanma,” diye başlıyor hadsizlikte zirve halsizliğe ufak bir selam çakan aklımın üçüncü kattaki yöneticisi.
“Sil, at kafandaki barış güvercinlerini. Yak zeytin dallarını. Karala tüm beyaz bayrakları. Önce gidenin kazandığı kancık bir savaş. Sahi hayat ne zaman barışçıl oldu ki. Şimdi mutlusun peki ya sonra. Bu barışseverlerin hepsi yalnızken de yanında mı? Yağmurları severim bilirsin. Aynı yağmurda beraber ıslandık kaç kişi şemsiye tuttu. O da gidecek. Hem de en sevdiğin serin bir sonbahar akşamı. Toprak ve ıhlamur kokusu birbirine karışmış, sen her şeyden habersiz bir maydanoz sevdası  tutturmuşken. O televizyonu kapatmadan, kapıyı çekmeden, bahçedeki yeni kuruyan çamaşırlarını  almadan gidecek. Sen ise ruhundaki bu derin çukurla baş başa kalacaksın, ağlayışlar hep derinlerdeki yalnızlığa.”


Biz en mutlu anda mutsuzluğu hayal edip mutluluğu geleceğe sakladığımızı sanan kayıp yürekli çocuklardık.

Yarım kaldı gülüşlerimiz sokak aralarında.

Ya araba tekerine sıkıştı, ya komşu annenin gudubet bahçesine kaçtı.

Doğuştan yorgun çocuklardık biz, emeklerimiz hep ölü doğdu”.

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Gürüldeyen motoru susturmak için kontağı kapattığımda, büyük bir tarlanın yanındaydım. Parsellenmiş, işaretlenmiş ve birilerinin masasında küflenen dosyalarda verilere dökülerek kayıt altına alınmış bir buğday tarlasının yanındaydım. El frenini çektim ve her yeri gıcırdayarak isyan eden arabamın kapısını açarak ayaklarımı yere bastım. Kabaca dökülmüş asfaltın kenarlarını, eğimlenerek, uzaklaşmaya çalışan topraktan ayıran çakılları ayağımla biraz düzleştirdim ve …

Share

Elektronik Ufuklar Vakfı’nın (EFF) kurucularından ve ağ toplumunun öncü teorisyenlerinden John Perry Barlow, aşağıda okuyabileceğiniz 1996’da “Siber Mekanın Bağımsızlık Bildirgesi”ni dünya liderlerine ithafen yayınladığından beri, internetin bir çatışma alanı olacağı öngörülüyordu: “Endüstriyel dünyanın hükümetleri, siz etten ve çelikten yapılmış yorgun devler, ben Siber Mekan’dan, Zihnin yeni evinden geliyorum. Gelecek adına, geçmişten gelen sizlerden bizi rahat …

Share
Önceki / Previous Benlik / Ego-Invidiualism-Selfness
Sonraki / Next ZORBALIĞIN FOTOĞRAFI