gölgelerin kıvrımlarında kalmış makûs maskeler 

dirilmeden, kavi ruhun intihallerine uğramadan düştüler 

düştüler çünkü harbin son sireni esaretle çaldı 

insanlık bunu ipek böceklerine sarılırken anladı 

sarıldılar ipeği diri bir kadının boynuna 

o an harp, özlemi oğlundan çevirecek aklı andırırdı 

vicdana iman etmiş aklı 

yurdu, ufku, kuşku pusulalarından arınık bir aklı 

 

bilgeler sarp sapaklıkların seçkin tayları 

gittikçe sığınak erbablığı yapan uzun ve iri taylar 

kanyonların beklenen soyluları mıdır 

“düşünmek henüz intihar sayılmaz” 

bu sav örüntüleriyle bertaraf etmiş sloganları 

hiçbir us nişanesi bu denli zümrüt değil 

bir nesil yahut kara bir nergis 

iradesiz toprağa muhtaç değil 

 

Bunları da Sevebilirsiniz

“Kaldırın önümden cesetleri, Onlar daha çocuk!” soba üstü portakal kabuğu sabundan baloncuk iplik-kamış-poşet çiviyle bir delik daha açılmış kemer biraz kızgın şiş, bazen terlik mütemadiyen damdan ihtihara itilen kar kızgın biraz annem, babam hiçlik suyun buharında nemlenen alevli bir kokudur şimdi bunları konuşmak odayı kemiren hava kruçyonıh’ın değil ki çok uzak ben sonra iyi şiirler …

Share

Steve Cutts explores the destruction of the environment, climate change and species extinction from a different perspective 

Share

Bir… İki… Üç… Saymak rahatlatmıyordu. Ama geciktiriyordu. Saydıkça on, yüz, bin olacaktı, ve bir noktada paydos zili çalacaktı. Tam karşımdaki, durmadan gözümü alan parlak ışığa bir küfür salladım ama sabahtan beri ustabaşının asansörde söyledikleri aklımdaydı ve ışıkla dikkatimi dağıtamazdım. “Bugün iki ton çıkartana, akşama içebileceği kadar bira!” “İçebileceği kadar mı?” “İçebileceği kadar!” Acaba paydosa ne …

Share
Önceki / Previous Yabancı
Sonraki / Next Duvar