TÜRKÇE

Şimdi sınırlarda ölüyoruz
Bir bardağın kenarında közlenmiş kestaneler
İçinde yanmış kar taneleri, minik eller
Buradayım ve tek başıma,
Bir romantizm savaşını başlatıyorum.
Demir döküm kuzinenin yanı başında
Portakalı soydukça, kabukların kulaklarına
Coğrafyalar tarihi okurum
Bu turuncu koku savurur yoksulluğu
Okuduğum kitabı da ateşe korum
Orada tekrar dağılır Yugoslavya
Vietnam’da sular taşınır bir kıyıdan ötekine
Külahtan şapkalara benzer kitap yanıkları
Alıp başıma takarım, Fransızca olur birden lisanım
Elimdeki portakalı şapkanın ucuna koyarım
Yalanlarla örülür üç hasır sepet
Biri ültimatom, biri nota, biri ninni
Müstemlekelerde uyku bilmez kimse
Geceleri anadilde patates turtaları pişer
Edebiyat yalnızca bir film, bir dernektir burada
Ve “edebiyat burada bize yardım edemez”
Haklı bir isyan, haklı bir rüyasızlık
Ama hileli bir erişkinlik
Üç yıldır çarpan bir kalp için.
Bu durakta iniyoruz, atmayan bir kalbi
İlk gördüğümüz bu yerde
Bırakıyoruz uyuşuk duygusallığı,
Ve avare yürüyüşleri başka evrenlere.
Şimdi sınırlarda ölüyoruz
Köleler ve köleleri köle kılanlar arasında.
Dirilten ve yenilgiyi zapt eden besteler
Bir ültimatom, bir nota, bir ninni
Şimdi söylüyoruz, bu kıyıdan
Evlerin kapıları kilitli
Sesimiz sokakta kalıyor,
Sınırlarda kimsesiz bir şenlik
Tek başına bir şarkı ,
Tüm kıyıları dolaşıyor.

ENGLISH

Translated by Irmak Ertaş and Ege Dündar

Nowadays we are dying at borders
Roasted chestnuts on the rim of a glass
Burnt snowflakes inside them, tiny hands
I’m here and all alone,
Starting the war of romanticism.
Right beside the cast iron cooker
I peel the oranges and whisper to the peels
The history of geography
This orange scent repels poverty
I will set the book I’m reading on fire too
Yugoslavia splits then, once again
In Vietnam, waters get carried from one shore to another
Burnt books resemble paper hats,
I take one and wear it on my head, my mother tongue suddenly turns French
I place the orange in my hand on the tip of the hat
Three wicker baskets get woven with lies
One is an ultimatum, one is a tone, one is a lullaby.
No one truly sleeps in colonies
Potato pies are baked at night in the mother tongue
Literature is only a movie, an association in here
And “literature can’t help us here”
A righteous rebellion, a righteous dreamlessness
But a twisted adulthood
For a heart that has only been beating for three years
We get off at this stop, where for the first time we see
An unbeatingheart
We let go of the comfortably numb sentimentality,
And those vagrant walks to other universes.
Nowadays we are dying at borders
Between slaves and enslavers.
Compositions which resurrect and stop defeat
An ultimatum, a tone, a lullaby
Now we speak, from this shore
Doors of the houses are all locked up
Our voices left hanging on the streets,
A forlorn festival is held by the borders
A song sung all by itself,
Wanders all the shores beyond.

Bunları da Sevebilirsiniz

Türkiye’de koku duyusu hakkında literatürün yaratıcısı Vedat Ozan, onun önderliğiyle koku hakkında Türkçe kaynaklar çoğaldı diyebiliriz. Koku deyip geçmemek lazım, limbik sisteme ve dolayısıyla hafızamıza kestirmeden bağlı olan tek duyumuz. Kokulu malzeme ticaretinin kapitalizmin yolculuğunun ilk adımı olmasından, kokuya borçlu olduğumuz evrimimize kadar, hakkında en az düşündüğümüz duyu olmasına rağmen çok kapsayıcı ve büyüleyici.

Share

July’s works are now live and can be found below and throughout the postings on the English homepage! As İlkyaz, we work to introduce three young writers every month. We translate these works, which are be made up of a short stories or poems, into English and endeavour to introduce them to readers outside of Turkey. …

Share

Ömrüne katıp arzuyla sunulan gerçeği Çocuksu heyecanı bastırıp yüreğine Sabahın kör, dilsiz vakti Yeni bir şehrin acemi telaşıyla Çıkmamışken henüz yola İmzasız, imlasız ve imkansız Bir veda mektubu oyuyorum Ezgisel hafızadan Anın uzayıp giden sonsuzluğuna. Beklemek olsaydı oysa Baharını tablasında taşıyan çiçeğe Kokusunu veren Beklerdim! Tanımaksa İsimsiz bir kokina tanırdı seni. Masanda kırk derece bir …

Share
Önceki / Previous Philippe Sands
Sonraki / Next DÜNYA’NIN BİLİNEN İLK YAZARI: Mezapotamyalı ENHEDUANNA