“Boşluk.” Dedim.

Boşluk olarak tanımlardım hayatımı. Karşımdaki insanı süzdüm tepeden tırnağa, şımarık cevabıma vereceği tepkiyi ölçmeye çalıştım. Ne de olsa orta yaşlı kesim değil miydi doğduğumdan beri bilinçsiz bir şekilde memnun etmeye çalıştığım? Orta yaşlı kesim değil miydi hayatımdan ne zaman memnun olmasam şükretmem gerektiğini falan söyleyen? Gerçekçi olmak lazım beyefendi, ne siz benim doğduğum dünyaya doğdunuz ne de tam tersi. Anlayamayacaksınız ve ben de anlayamayacağım ve benden sonraki de muhtemelen anlayamayacak çünkü açıkçası hepimiz burada bir şeyler anlamak için var olmuş olamayız. Bazılarımız sadece bir süre burada durup sonra da yavaşça, sakince, olaysızca çürüyüp gitmek için var. Bunda anlaşabiliriz belki, çünkü ikimizden de rockstar havası alamıyorum ne yazık ki. Normallerdeniz biz. Bir süre mütevazi bir alan kaplayacak, sonrasında usulca ölüp gideceğiz. Öldüğümüzde de ne milli yas ilan edilecek, ne de haberlere çıkacağız. Üç-beş kişinin aklından geçeceğiz sadece, bizimle olan ilişkilerini analiz edecekler baştan sona. Yeterince üzücü bir anı bulduklarında belki ağlayacaklar böyle bir durumda uygun bulunan ağlama süresince, daha fazla değil. Zamanında denmiş bazı laflar üzerinden suçluluk duyacaklar, pişman olacaklar. Eninde sonunda hepsi bitecek. Biz biteceğiz. Hiç var olmamışçasına yok olacağız. Zaman obsesif kompulsif bir temizlikçi gibi silecek bizi, bir zamanlar olduğumuz her şeyi. Ve biliyor musunuz? (Buraya en sevdiğiniz rakamı yerleştirin,sıfır hariç) yıl sonra kimse ama kimse düşünmeyecek bizi. Çünkü başından sonuna kadar boş yaşadık hayatımızı. Dürüst olmam gerekirse hiçbir işe yaramadım ben. Kimseye yardım etmedim. Kimseyle aşırı eğlenmedim,aşırı üzülmedim. Anı yaratmadım. Kimseye olmam gerektiğinden iyi veya kötü bile davranmadım. Her günü bitirene kadar yaşadım sadece. İz falan bırakmadım. İz bırakma düşüncesi midemi bulandırıyor. Hayatım bende çok iz bıraktı, yetmez mi? Hangi travmadan başlamamı istersiniz? Hangi sinir krizi sizi tatmin eder? Ekonomik krizin tam da içine orta sınıf bir ailede doğmuş olmamı da konuşabiliriz. Her günün her saatini aynı sıkıcı fakir rutinde geçirmiş olmamı. Boşluk, boşluk, tam bir boşluk içine doğmuş olmamı. Yapacak hiçbir şeyim olmayışını, aslında kimsenin bana ihtiyaç duymuyor oluşunu, zaman içerisinde büyüyen tedirginlik verici mental hastalık koleksiyonumu, asla ve asla mutlu olamayacağımı. Neredeyse bütün hayatımı başarılı olmak istediğimden emin olmadığım konularda başarılı olmaya çalışarak geçirmiş olmamı. Çünkü başka kaçış yok, başka yolu yok. Prestijli okul bir, prestijli okul iki, prestijli okul üç arasında geçirdiğim hayatta kendim hakkındaki her şeyi kaybetmiş olmamı. Anlamsız oluşunu, artık benim için her şeyin anlamsız oluşunu. Ama bunlar tabu. Ama ben nankör ve şımarığım. Siz beni bu gerçekliğe getirmiş olduğunuzu gözardı edeceksiniz. Siz bu gerçekliği oluşturmamış gibi davranacaksınız. Bilinçli halde yaptığınız bütün seçimlerin sonuçlarından; beni, herkesi, dünyayı soktuğunuz halden soyutlayacaksınız kendinizi. Bu sizin için yeterince iyi bir çözüm. Tebrikler, her günün her saati kendinizi bu yalana inandırabiliyorsunuz. Ama ben inandıramıyorum. Önemi yok bunların. Konuşmuyorum, dinlenmiyorum, varım, yokum. Boşluğum ben, boşlukta yaşıyorum.

Bitti her şey.

“Nerede kalmıştık?” diyorum karşımda oturan sıkılmış adama.

“Hayatınızı bir kelimeyle tanımlasanız ne olurdu diye sormuştum. Bu soruyla kapatıyoruz programı bugün.” Oturuşunu düzeltiyor, gitmeye hazır.

“Tek kelimeyle tanımlamak epey zor olurdu, ama dolu derdim sanırım. İyisiyle kötüsüyle dopdolu yaşadım. Bu süreçte yanımda olan herkese teşekkür ediyorum.” Hayatımın ne ilk ne de son planlı yalanı. Yirmi yaşındayım. Daha yeni başlamışım gibime geliyor. Sabırsızlıkla bekliyorum olmayacak her şeyi.

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Sönmüş ışıkların unutulduğu, parlayan yıldızlarla çevrilmiş siyah bir hiçlikte doğdum bugün.  Tenimde kan, ruhumda toprak var. Ellerim tutmuyor, gözlerim hiçliğe bakıyor ve yalnızca ağlıyorum ilgiye, sevgiye, açlığa. Zaman umarsızca yapıyor işini ve geçiyor beni görmeden.  İşte şimdi sanatçısı Tanrı, korsan yazarı insan olan kitaplara ve paraya hizmetçi yeminli ellere budanıyorum: “Doğrul! Doğrul! Doğrul!”   Hatalar yapıldı, bir süre sonra …

Share

Bu denli eski bir eve neden yeni bir yapılandırma kurma gereksinimi duymuşlar? Evi bilen ve ilgi duyan herkes, onu kabul edip sırf varlığı, kendinden bir ayna gibi yansıttığı kültürü için gelmeliydi. Burayı düzenlemek içindeki canlılığı bir ölü zamana, anılara dönüştürmektir. Ve ölü bir zamana dahil olamazsın, tam içinde olsan bile bir seyirci olarak tanıklık edebilirsin …

Share
Önceki / Previous GÖZLERİMİ KAPATTIĞIM ANDA
Sonraki / Next Unutulmak Makamı ve Evrensel Gelişim