Bu şehirde renkli kıyafet bir tek o kadın giyer. Şehrin siyah beyaz insanları onun renklerine henüz alışamadılar. Kadını her gördüklerinde gözleri şaşkınlıktan fal taşına döner…

 

İş yerinde bile patronu her defasında azarlar onu:

  • Bir bak etrafına, senden başka renkli giyen var mı?
  • Unutmuşum… – diye kadın gülümser ve patronu bir günlüğüne başından savmayı başarır.

 

Kadın bu şehre geldiğinden beri gülmeyi de unutmuş. Ara sıra öylece boş boş gülümsediği oluyor. Aynaya baktığında yüzündeki tebessümün kaybolduğunun farkına varınca üzülüyor. Giydiği renkli kıyafetler de onu mutlu etmiyor.

Bir de üstüne çalıştığı yer… Duvarlar siyah, masalar gri. Küçücük pencereleri var. Buradan bakınca da renksiz şehrin sıkıcı manzarası gözükmektedir.

 

İş arkadaşlarıyla halen tanışmamış durumda. Ofiste üç kişi var: Biri bütün gün gazete okuyor, telefonla konuşuyor, diğeriyse tek başına satranç oynuyor. Ve üçüncüsü… Allahın her günü uyuyor. Arada bir kafasını kaldırıyor, etrafına umursamaz bakışlar atıyor ve yeniden kafasını kollarının arasına alarak şekerleme yapıyor.

Kadın sıkıntıdan kendini nereye koyacağını bilmiyor. Bazen bu şehrin insanlarının rüyalarını ziyaret eder. Bu rüyalarda da uzun süre kalamaz, apar topar kendisini rüyadan çekip çıkarıverir.

 

Birbirine benzeyen rüyalardan fenalık gelmiş artık. İnsanların rüyalarında bile renk yok, hepsi ışıkları kapalı olan bir oda gibiler. Kadın bazen o insanların rüyasına renk katmak ister. Elindeki fırçayı boyaya daldırır ve rüyanın duvarlarını boyamaya başlar. Bir an için renkli rüyaya bakarak ellerini birbirine vurur. Renklerse uzun süre yerinde kalmaz, aniden kuyunun dibine çöker. Yine herşey renksizliğine geri döner.

 

Kadın o gün eve giderken düşünüyor. Düşünüyor ki, belki de bu şehir, bu hayat, bu dünya “çalışmama” ofisinde uyuyan adamın rüyasıdır. Bu şehrin düğmesi onda olabilir. Belki o düğmeni bulursa, ışıkları yakarsa, şehir renklere boyanırsa..

 

Bu düşünceler ertesi sabah iş yerinde de kadına rahat vermez. Eli çenesinde iş arkadaşının uykuya dalışını izler.

 

O, masaya adeta bir hamur gibi yayılmıştı. Arada burnunu karıştırıyor. Bazen de “Aaa…” diye ses çıkarıyor. Kadın bu sesleri kelimelere dönüştürebiliyor. Adam uzun “a” sesi çıkardığında demek ki su istiyor. Kadın çabucak kalkarak bir bardak su getiriyor. Adam gözlerini açmadan sudan bir iki yudum alarak “ımm” der. Kadın gülümser – sonunda onu can sıkıntısından alıp kurtaran bir eğlence bulduğu için çok mutlu olur.

 

Adam ara sıra horluyor. Kadın onun nazik birisi olduğunu, uykusunda horladığını anlayınca kendine çekidüzen verdiğini düşünür. Uykunun bir sonraki aşaması horlamadan geçer.

 

Kadın zamanla bu adama aşık olduğunu farkeder. Artık her hareketini gözlemler. Bazen yaklaşır, yüzünü inceler. Bir insanın uyuduğu zaman ne kadar güzel ve masum göründüğünü kadın o an anlar.

 

Adamın yüz hatları ona tanıdık gelmeye başlar. Ünlü bir oyuncuya benzetir. Bazen adam yüzünü masada gizler. Galiba kadının iltifatlarından utanıyor.

 

Kadın kararını vermiş, onu kendi duygularından haberdar edecektir. Adam ise uyanamıyor. Hatta onu birkaç kez sallamış bile. İşe yaramamış. Öte yandan da mışıl mışıl uyuduğu için kadın ona kıyamaz. Çocuksu yüzüne bakar ve gülümser. Bırak uyusun, ona uyumak yakışıyor der kendi kendine.

 

Kalbi küt küt atar. Artık kesinlikle biliyor, bu şehrin ışığının açma kapama düğmesi şu adamda. Hem kendi hayatını hem de buradaki insanların hayatını yalnızca bu kişi değiştirebilir. Onun rüyasında olup bitenleri değiştirmesi gerekiyor.

 

Ertesi gün kadın onun rüyasına girer. Küçücük bir kasaba görür, ortalarda çok az insan dolanıyor, arada geviş getiren inekler gözüküyor. Çocuklar köpeğin boynuna tasma takarak onunla oynuyorlar.

 

Adamı arıyor kadın. Uzaklarda bir kuyruk görüyor. Upuzun bir kuyruk. İnsanların orada ne beklediğini bilemez.

Adam kuyruğun sonunda durmuş, ayakta uyukluyor. Onu sallar. Mıncıklar. Tokat atar.

  • ..
  • Ne eveti? Rüyanda bile uyuyorsun…
  • Pardon, tanışıyor muyuz?
  • Aynı yerde çalışıyoruz. İsmim Sarı.
  • Çok güzel. Uzun zamandan beri mi?
  • Çok uzun zaman oldu. Sizin isminiz neydi?
  • İsmim… Hmm… Unuttum.
  • .. Siz bütün gün uyuyorsunuz. Çok sinir oluyorum buna. Peki neden?
  • Sıram gelmiyor, ne yapayım?
  • Ne sırası? Ne alakası var? Burada durmak zorunda mısınız?
  • Tabii ki.
  • Peki neden?

 

Adam “Ehhhhh” diye esniyor, kafasını kaşıyor, tekrar uyuyor. Galiba şu an rüya görmüyor. Kadın her ne kadar uğraşsa da onun rüyasına dahil olamıyor. Her defasında karşısındaki kapıyı kapalı buluyor.

 

Kadın adamın yeniden rüya görmesini beklerken kendisi uykuya dalıyor. Denizin kıyısı, sahilde kimsecikler yok. Suyun rüzgarla birlikte bestelediği şarkıyı dinliyor. Denizin rengi yok. Gökyüzü bembeyaz. Kumsal siyah… Uzaklarda birisini görüyor. Kadın koşuyor, koşuyor ama oraya bir türlü varamıyor. Gözleri doluyor, çömeliyor, kumları tokatlıyor, saçlarını dağıtıyor. Bu an bir adam onu ​​kaldırıyor, elini öpüyor… Gözlerini açtığında…

 

– Ofisi kapatıyoruz. Dağılın!

 

Kadın yerinden fırlıyor. Gazete okuyan adamın gazetesini okuyarak,  satranç oynayanın ise elindeki at figürüyle çıkışa doğru gittiğini görüyor. Kadının aşık olduğu adamsa gözleri kapalı halde dilinin altında mırıldanarak onların peşinden gidiyor. Kadın, onu takip etmesi, her adımını izlemesi ve bu adamın nerede yaşadığını öğrenmesi gerektiğini düşünüyor.

 

Sokakta kimse yoktu. Uyuyan adam sallanarak yürüyordu. Sanki sarhoştu. Kadın hayalet gibi onun peşinden gidiyor ve kendi kendine “Allahım, sen şunun yardımcısı ol. Düşerse bir yerlere çarpacak, kendini yaralayacak” diye söyleniyordu.

 

Kadın bu şehre karanlık düşmediğini biliyordu. Gökyüzünde güneş bile yoktu. Aslında vardı, ama yok gibi – yalnızca tek bir renksiz, hayalet gibi gözüken güneş var. Şehir sanki kurşun kalemle çizilmiş. Bir tek o renkli. Bugün de sarı elbisesini giymiş.

 

Şehir dışına çıkıyorlar. Uyuklayan adam, uzaktaki kuyrukta duran insanlara doğru yürüyor. Kadın onun rüyasını hatırlıyor. İşte aynı sıra, adamın rüyasındaki sıra. Ve orada olduğu gibi, adam burada da en sondaki kişinin arkasına geçerek uyuklamaya devam ediyor.

 

Kadın ona arkadan yaklaşıyor. Mıncıklıyor, tokat atıyor, sallıyor. Adam öyle derin bir uykuda ki  kadının onu uyandırma çabaları bir işe yaramıyor. Kadın çaresizce ellerini dizlerine vuruyor. Bir de ne görsün? Sıradakilerin hepsi uyuklamaktadırlar. Rüyayı hatırlamaya çalışıyor. Acaba orada da herkes uyuyor muydu diye düşünüyor.

 

Kuyruğun en sonuna varıyor. Yaşlı bir adam taşın üzerine oturmuş.

 

  • Amca!
  • Ne var?

 

O, gözlerini ovuşturarak kadına bakıyor.

 

  • Şükürler olsun! Nihayet birisi uyandı.
  • Ne var, kızım?
  • Burada ne yapıyorsunuz?
  • Sen neden soruyorsun? Sen renklisin.
  • Anlamadım.
  • Renk dağıtıyorum, kızım, renk. Sırayı bozma hadi.

 

Kadın sonu gelmeyecek gibi görünen kuyruğa bakarak derin bir iç geçirir. Sıranın sevdiği adama çabuk gelmesi için gizlice dua eder.

 

 

 

 

Bunları da Sevebilirsiniz

December’s works are now live and can be found below and throughout the postings on the English homepage! As İlkyaz, we work to introduce three young writers every month. We translate these works, which are be made up of a short stories or poems, into English and endeavour to introduce them to readers outside of Turkey. …

Share

Halil Gediz – NOUVART Sanatın daha ilgi çekici kılınmasını sağlayan magazinel anekdotlara ihtiyaç olmadığını söylemek bugün mümkün değil. Bu alan, sanatçının yaşamı, ilişkileri, dostlukları, alışkanlıkları, tabiatı hakkında bize ilk planda çok gerekli görülmeyen ama sanatçının eserleriyle olan ilişkilerinin anlamlandırılmasında çok faydası dokunan tamamlayıcı bilgiler sunuyor. Ancak sanatçının yaşadığı hayatın ve diğer ilişkilerinin onun eserlerini icra …

Share
Önceki / Previous Yazarlar ve sosyal medya: Aklımızı mı kaçırıyoruz yoksa?
Sonraki / Next Takip