Sıcaklığın mevsim normallerinin üzerinde olduğu bir nisan gününde, seher rüzgârı bir lütufmuşçasına esiyordu. Bu sırada içinde bulunduğu polis arabasının camından sigarasını tüttüren Celal, sabahın köründe devriyeye gönderilmesine küfürler ediyordu. Oysa bugün kızının doğum günüydü ve tüm günü onunla geçireceğine söz vermişti. Şimdi, neyin nesiydi ve nereden çıkmıştı bu devriye işi? Sözde mesai arkadaşı Zeki yataklara düşecek kadar hastalanmıştı ve onun yerini Celal’in alması gerekmişti. Ama Celal, bunun bir yalan olduğunu çok iyi biliyordu. Daha iki gün evvel gazinoda şişenin dibini gören ve üstüne biri fahişe, iki kadınla eve dönen Zeki mi hastalanmıştı? Olsa olsa yine o kadınların koynuna girmek için bu yalanı uydurmuştur, dedi Celal sigarasını sinirle içine çekerken.

Etrafını saran ormanların ve belli belirsiz kayaların dışında hiçbir şeyin bulunmadığı bu ıssız yolda, tek ses baykuşlara aitti. Ancak bu tek seslilik pek uzun sürmedi, başka bir araba hızla yolun öteki ucundan geliyordu. Önünde ise bir bisikletli var gücüyle pedallara yüklenmiş, sanki ölümden kaçarcasına yokuş aşağı iniyordu. O sırada ağaçlıkların arasında farlarını yakmadan bekleyen Celal, onların yanına yaklaşmasını bekledi.

Celal ile aralarında bir kilometreden az bir uzaklık varken, bisikletli bir kayaya takıldı ve bisikletinden bağımsız bir şekilde taklalar atmaya başladı. Peşindeki araba ise hiç tereddüt etmeden arabayı, önce bisikletin sonra da yerde acıyla kıvranan zavallı adamın üzerine sürdü. Bu anları dehşetle izleyen Celal sigarasını fırlattı. “Seni gavurun dölü!” diyerek farlarını ve çakarını yaktı. O sırada bisikletlinin ölüp ölmediğini kontrol etmek için arabasından inen adam, Celal’i görünce nutku tutulmuş gibi bir süre hareketsiz bir şekilde, üzerine doğru hızla gelen polis arabasına baktı. Ardından hemen aracına doğru yöneldi. Arabaya doğru giderken birden yere düştü. Hiç vakit kaybetmeden ayağa kalktı ve kapısı açık arabaya zıplayarak girdi. Toprakta iz bırakarak ve tozu dumana katarak tekerlerini döndüren araba, sanki saniyenin onda birinde yüz kilometre hıza ulaşmışçasına oradan uzaklaştı.

Peşinde sirenlerle ve mavi kırmızı ışıklarla onu takip eden Celal, aradaki mesafeyi hızla kapatıyordu. Bir ara o kadar yaklaştılar ki polis arabasının tamponu, öteki arabanın arka tamponuna vurdu. Bazen dip dibe geliyor, bazen de metrelerce uzaklaşıyorlardı. Celal, tam arabanın yanına yanaşıp onu yolun dışına itecekken, karşı yoldan gelen bir araba her şeyi bozuyor ve onu tekrardan arabanın gerisine itiyordu.

Yaklaşık yarım saat süren bu kovalama, nihayetinde Celal’in öne geçmesi ve adamın önüne kırmasıyla son buldu. Adam, arabasını tüm yolu kapatacak bir şekilde park etti ve kapıyı açtı. Aracından inen adam, yol kenarında üst üste bulunan bisikletlerden birine atladı. O anda Celal anladı ki, adam yakalanmamıştı. Aksine bisikletleri görmüş ve arabasını bilerek polis aracının çıkamayacağı bir şekilde park etmişti. Celal, adamın öldürdüğü bisikletlinin de buradan geldiğini düşündü. Kaçan adamı yakalayamayacağını anlayınca bisikletlerin yığıldığı yerde araştırma yapmaya karar verdi.

Aracından inip bisikletlerin olduğu yere giderken, adamın arabasının kapısının açık olduğunu fark etti. “İşte şimdi yakaladım seni,” diyerek öteki araca doğru koştu. Arabaya atlar atlamaz bisikletli adamın peşine düştü. Görünürden kaybolan adam, bir süre sonra tekrardan yolun oldukça ilerisinde göründü. Celal, öfkeyle ve hırsla aracı bisikletliye doğru sürdü. Kızının doğum gününü kaçıran Celal, öfkesini bu katilden alacaktı. Artık aralarında çok mesafe kalmamıştı. Adamın yakalanması an meselesiydi. Vites arttırırken sağ bileğindeki, kızının hediye ettiği kırmızı-beyaz bileklik koptu. Bu, Bulgarlara ait bir gelenek olan Marteniçka bilekliğiydi. Baharın gelişi münasebetiyle geleneksel Baba Marta günleri başlar ve martın sonuna dek devam eder. Bu günlerde Bulgarlar yakınlarına ve arkadaşlarına Marteniçka olarak adlandırılan sembolleri, yıl boyu sağlık ve güç dileğiyle hediye ederler. Celal’in eşi de Bulgar göçmeni olduğu için kızına bu geleneği aktarmıştı.

Celal, bilekliği yerden almak için eğildiğinde gözlerine inanamadı. Bir süre o şekilde yola bakmadan aracı sürdü. Celal’in eğildiği yerde, onlarca Marteniçka vardı. Neler olduğunu anlayamadan büyük bir gürültü koptu. Celal daha kafasını kaldıramadan araba yukarı aşağı indi, sonra bir daha yukarı aşağı indi. Bir şeyi ezdiğini anlamıştı. “Aman ya Rabbi!” diyerek arabadan indi. Arabanın gerisinde paramparça olmuş bisiklet ve altında ise tekerlerin yanına doğru uzanan kanlar içinde iki el vardı. Celal, daha nefeslenmeden ve olayları kavrayamadan kendisinden yaklaşık bir kilometre ötede bir ışık parladı. Kafasını oraya çevirdiğinde çakarları açık bir polis arabasının tam gaz üzerine geldiğini gördü. Ne yapacağını bilemez bir şekilde arabanın içindeki kişiyi görmeye çalıştı. Sonra refleksif bir şekilde üzerine tam gaz gelen bu arabadan kaçmaya başladı. Eli ayağı titriyordu. Kapının ağzına geldiğinde takılıp yere düştü. Yerde yüz üstü dururken, arabanın altına gözü kaydı. Arabanın altında, kendisinin ölü bedenini gördü. Başının çatladığını ve gözlerinin karardığını hissetti, sanki beyninin yalnızca yüzde biri çalışıyordu ve o kısmı da hayatta kalma içgüdüsünü yönetiyordu. Dehşetle ve hızla arabaya atladı. Toprakta iz bırakarak ve tozu dumana katarak tekerlerini döndüren araba, sanki saniyenin onda birinde yüz kilometre hıza ulaşmışçasına oradan uzaklaştı.

 

Bunları da Sevebilirsiniz

View poetry in an entirely new and innovative way. Billy Collins, former US Poet Laureate and one of America’s best-selling poets, reads his poem “Forgetfulness” with animation by Julian Grey of Headgear. Noted for their intelligent humor, accessibility and observations on daily life, Collins’ popular poems come alive further in a series of animated poems …

Share

OGGITO.COM Wladimir Krysinski Anlatı biçimlerinin evrimini üstkurmaca aracılığıyla anlamak ve üstkurmacayı da Borges’in, Calvino’nun ve Eco’nun üstkurmacasal ve kurmacasal metinleri bağlamında kurmaca aracılığıyla anlamak niyetinde olduğumuzdan, üstkurmacayı karmaşık gösterge sistemlerinin keşfini kolaylaştıracak bulgusal bir alet olarak ele alacağız. Üstkurmaca hem yapısökümün tezahürü olarak hem de bilişsel bir süreç olarak ele alınmalıdır. Giriş Edebiyatın özellikle 1960’lar, …

Share
Önceki / Previous Renksiz Şehrin Rüyası
Sonraki / Next BUĞDAY TARLASINDA SERENAD