Yabancıyım! Bu yabancılık bir çağa ya da bir topluma yahut düzene duyulan türden bir yabancılık değil. Ömrümü geçirdiğim sokağa yabancı olmak için görünürdekinin de görünmeyenin de tamamen değişmesi gerekir. Ama ben aynıyım ama sen de aynısın, aynıyız; olması gerektiği şekilde, fazlasıyla aynı. Hem eğer değişiyorsak da eminim bunu da birlikte yapıyoruz, tıpkı bir saatin çarkları gibi. Ama yine de bir yabancılık hissini inkâr edemem. Galiba yaşam bir yağmur gibi yeryüzüne yağdığında bir göl doğdu. Yaşamın titrek gölü. O gölde yüzerken de çıkıp yeryüzünde yürürken de hep aynı şeyi paylaşıyorduk. Yaşamın titrek tıngırtısı… Sınırlı bir süre içinde olsa da lanetler okusak da yaşıyoruz. Bizler yaşamın alt kategorileriyiz. Zaman, belki de doğa demek daha doğru olur, basit zıtlıkları karşımıza çıkardığında, eminim gayet iyi niyetliydi. Fakat sonra insan, yani gerçekten yaşayan insan, tanrısal olana dair varlığını tümüyle hayata dokundurduğunda, işte tam o anda, ilk kirli el suya değdi. 

Göl büyük, peki ya insan? 

Böyle bir denklemde yetersizliğin bir kanıtı olarak belki de bu tanrısallığın huyunu yöneltecek bir güç olarak teknolojik olanı kurduk. Koca bir robot büyük elleriyle gölde temizlendi. Belki de günahsız oldu. Hayır tekrarlıyorum; bir çağa, bir insana yabancı olmak bize göre değildi. İnanın bana tüm bunlar insan için fazla dışsal. Ben bu gölün kendisine yabancıyım! Ben yaşamımın kendiliğine yabancıyım. Ben bir robot için ortanca olanın ne demek olduğuna yabancıyım. Ben karşıtların temellendiremediği bir anlamsızlıktan çok anlamlı bir aşırılık yarattım ve yabancılaştım. Bir balık olmanın kendiliğini kaldırabilirim ama denizin altında, bulanık görüşüyle, anlayamadığım bir ışık huzmesinin denize çarpmasının neler hissettirdiğini taşıyamam. İmkân ararken kazdığım ya da kazdığımız kuyuda, bulduklarımızı neden yaşama yaklaştırmak için bu kadar çabalarız. Bunca bilgi rüzgârda savrulurken birisi gelip yüzüme çarptığında ne düşüneceğimi düşündünüz? Ben çocuğum, ben doğanın çocuğuyum; ben bir yaratılışın, bir nizamın, bir imkansızlığı çocuğuyum. Ben yaşamın alt kategorisinde yer alan güzelim. Peki beni düşündüklerim ve yaptıklarım? Onlar hangi kategoriye sığacaktı? Yoksa yaşamayacaklar mıydı onlarda. Öyleyse neden yaşayacakmış gibi davranıyorum. Ne diye onlara bir yüz, bir konuşma, bir kelime sığdırıyorum. Konuş benimle dediğimde ne duymayı beklerim ki. Hem neden mutluluğu, sonsuz bir mutluluğu düşleyecek ve onu ele geçirmeye çalışacaktım. Ama böyle oldu işte. Dediğim gibi yabancıyım ve aynı zamanda yalnızım. Yaşama karşı, özüme karşı bir yabancılık bu. Yaşamıyorum, yaşamak da istemiyorum. Benim yerime yaşayacak şeyler yaratıyorum. Bahanesini koydum bile “imkân” için.  

Önceki / Previous EDEBİYAT + ÇAĞATAY ÜGE x MELİZ ELENDİL
Sonraki / Next ÇARPIK MODERNLEŞME SORUNLARI