TÜRKÇE

Unutulmuş bir ceset gibi
bulmuştum kendimi yaman bir parkta
kaldırıp başımı zoraki, siyah mı siyah
şöyle kallavi tabut dilemiştim silah geceden
çırılçıplak tenler hecelemişti azgın kelimelerim,
morfin dilemiştim
sakat köpekler, sakat çağlar, sakat yüzüm için,
bir şey dilemiştim söylenmeyecek
ağır tahrik ve ağır tahribat,
yoksun çöl, keza hakim bozkır dallardan sarkmıştı
sarkıtmıştım yani gevşemiş etlerimi,
cesedime bir ad koymuştum:
soluğu nüfus memurluğunda almıştık.

kimsenin dolaşmaya cesaret edemediği o parkta,
damarlarımda dolaşmayan kanımla,
ben de dolaşmamıştım zaten…
yoldan geçenler, geçmişin toy delikanlıları
geçenlerde hepsi pelikan olmuş
bir şarkı listesine sığmışlardı,
eskimiş pantolonumun yüzülmüş ceplerinde
birkaç göz, birkaç söz
kaçmamıştım daha aklımdan
yatmamıştım koynuma sarı suskun
haklıydım ayrılık mahkemelerinde
biraz şansımı zorlasam,
biraz şansımı zorlasam
bu parka senin adını verebilirlerdi,
görevine iade edileli özlem
piyadesi olunmalıydı hem hasretin.

soluğu nüfus memurluğunda almıştık,
İyi kalpli cesedim! sana borçlanmıştım,
seni taze açılmış mezara götürüp koyamazdım,
parktan el ele çıkmıştık
kötü şiirler, kirli kanım,
yırtılmış gökyüzünden can havliyle düşen yağmur,
yırtılmış kitapların yapayalnız ayraçları,
cenaze marşı ve
yeni başlayanlar için helva tarifleri,
ardımızda bırakılan onca şey
bir şarkı listesine sığmışlardı.
pelikan yüzüm su dökerdi
o vahşi delikanlıların ardından o vahşi parkta.

cenaze aracı geldiğinde
hışımla cesedim! seni sakladım
siyah tabutun içine metanetle uzanırken
biraz şansımı zorladım,
-neşter parmaklarımla-
adını parkın tabelasına kazıdım.

ENGLISH

Translated with the author’s approval by  Ege Dündar

Like a forgotten corpse,
I had found myself in a formidible park

Raising my head involuntarily, black on black
I had wished a huge coffin from the gun-like night
My horny words had spelled buck-naked bodies,
I wished for morphine
For crippled dogs, crippled eras, my crippled face,
I also wished something that won’t be said
Heavy provocation and hard devastation,
The deprived desert, likewise the master moorland was dangling from the branches
I mean I too had dangled my loosened flesh,
Naming my cadaver:
We had rushed to the civil registry in no time flat

In that park where no one dared to walk around,
With the blood not circulating in my veins,
I too had not taken a stroll…
Those passing by the road, the callow youths of the past
They all became pelicans recently
They once fit into one playlist of songs,
In the scraped pockets of my tattered pants
A few eyes, a few words
I had not yet escaped my mind then
Not yet laid on my chest yellowish, speechless
I was right in judicial separation cases
If I pushed my luck a little
If I pushed my luck a little
They could’ve given your name to this park
Since longing was reinstated to duties,
One should be in the infantry of nostalgia anyways.

We had rushed to the civil registry in no time flat,
My good hearted corpse! I had become indebted to you,
I couldn’t just take you to a freshly dug up grave and lay you down,
We had left the park hand in hand
Bad poems, my sullied blood,
The rain falling from a sky ripped up desperately
The lonesome bookmarks of torn books,
A funeral march and
Helva* recipes for beginners.
All the things left behind us
Had fit into a playlist.
My pelican face would pour water
Behind those wild youngsters in that wild park.

When the funeral coach arrived
With a fury I hid you, my corpse
As you reached into the black coffin with resolve
I pushed my luck a little,
-with my scalpel fingers-
I etched your name to the sign on the park.

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Yazan: Anıl Mert Özsoy Tüm dünyayı etkisi altına alan ve binlerce insanın ölümüne neden olan Covid-19 pandemisi kimseyi eşitlemedi. Yoksullar daha da yoksullaşırken sermaye, krizi fırsata çevirerek  kendi varlığını yeniden yarattı. İşçiler, kadınlar, sağlık  hizmetlerine ulaşamayan binlerce emekçi yığını, çarklarını acımasızlaştıran kapitalizme karşı yaşam mücadelesi verdi. Kimisi sokaklarda motosiklet üstünde alınteri dökerken, kimisi ‘hapishane’ye dönüşen …

Share

Bırakmayacak elbet, Her zaman da böyleydi. Bir anda olacak Keşke anlam bulacak. Yok olmak korkusu mu bu? Var oldun mu ki? Bahar renkleri taşır ya kışın üstüne Sen de içimi ısıt Toprak gibi sert Toprak gibi yumuşak Bu düşüncelere İyi gelir mi denizin kokusu? Bir anlamı olmalı Rastgele olamaz ya! Neresinden tutsan Bir büyüteç bulmalı …

Share
Önceki / Previous Uyanış / Wake Up Call
Sonraki / Next Çok Kısa Bir Mum / A Very Short Candle