TÜRKÇE

 

Kırk yıllık bir yaşamın içinde deneyimlediklerini düşünüyordu. Önündeki masanın üzerinde açık bir defter ve bir kalem vardı. Sandalyesini masaya iyice yaklaştırmıştı. Bazen dirseklerini masanın üzerine koyuyor, avucunu çenesine destek yaparak kıpırtısız birkaç dakika duruyordu. Sonra birden bu duruşunu bozuyor, masanın üzerindeki kalemi eline alıyor, tam önündeki deftere bir şey yazacakken vazgeçiyordu. 

Aslında yazmak için masanın başına geçmişti. Fakat düşünce dünyası, yazma fırsatı vermeden içine çekiyordu onu. O da bu çekime karşı dirençli değildi. Ne de olsa insanlar, çekimler karşısında dirençsiz olmaya, çekimlerin etkisi altına girmeye alışkındır.  Ayrıca kendi düşünce dünyasına karşı daima ilgili biri olması da bu çekime tâbi olmayı cazip hâle getiriyordu. 

Dalmış olduğu derinliğinden ayrılmadan önündeki boş sayfaya uyuşuk hareketlerle “KIRK YIL” yazdı. İlk kez yaşadığı ömre bu kadar bütün bakacaktı. Yazdığı başlığı mırıldanarak okudu. Hangi ‘kırk yıl’ı göz önüne alacağını sordu kendine. Kendisinin bu kırk yıllık ömrü, paralel iki çizgi gibi canlandı zihninde bir an. Başlığın altına zihnindeki gibi paralel uzaklıkta iki başlık daha yazdı: ‘Dış Dünya’, ‘Zihin Dünyası’. Bu ikinci başlıklar, genel ve bütün olan ‘kırk yıllık ömür’ kavramını iki ayrı yöne ayırmış oldu.

‘Dış Dünya’ başlığına baktı, birkaç dakika düşündü. Kendi dış dünyası, onun görünen dünyasıydı; başkalarının gördüğü dünya veya kendi adına başkaları için anlam ifade eden dünya. ‘Dış Dünya’ başlığının altına ‘gerçek yaşam’ yazdı. Kanı çekilir gibi oldu, mimikleri kasıldı, yüzü beyazlaştı ve gerildi. Defteri parmaklarının ucuyla itti. Sayfaya şöyle bir baktı. Sanki yazan ve yazdığı kırk yıllık yaşamın sahibi kendisi değilmiş gibi yazının sonuyla ilgili içini bir yandan merak sardı.

‘Zihin Dünyası’ başlığına kaydı gözleri. Kendinden başkasına kapalı olan bu dünyanın mahremiyetini düşününce bir gizlilikle birlikte tedirginlik hissetti. Zihin dünyası yalnızlık demekti, bununla ilgili yazılıp söylenecek her şey kendi sırrına ihanet sayılırdı. Ama sonra bu dünyayla ilgili yalnızlık değil özgüllük fikrine kapıldı. Zihin dünyası, kendi dışındakilere kapalı olsa da, bu dünyanın içinde kendi dışındakilere ait imgeler bulunmaktaydı. Yani bu dünya yalıtılmış değildi. Bu sebeple doğrudan yalnızlığı çağrıştırmıyordu. Ayrıca zihin dünyası başkalarına açımlanabilirdi. Bu açımlanmada, zihin dünyası, yalnızlık niteliğini daha az yüklenecek fakat özgüllük durumunu koruyacaktı. Çünkü yalnızlık paylaşma ile bir azalma ifade ederken, özgüllük paylaşma sırasında artma, belirginleşme gösterebilir. ‘Zihin Dünyası’ başlığının altına ‘istenen yaşam’ yazdı kararsız hislerle.

Başlıklara bakınca kendini parçalanmış gibi gördü. İçinde bir burukluk duydu, haksızlığa uğramışçasına öfkelendi. Neden ‘istenen yaşam’ ‘gerçek yaşam’ın böyle uzağındaydı? Yaşarken de böyle olmamış mıydı? Aynı şu an defterde durduğu gibi, yaşadıkları ve yaşamak istedikleri, huzursuz aralıklarla, ayrı taraflarda durmuştu. Bu ‘aralık’ kendisine bir cambaz hüneri kazandırmıştı. Ama onunki bir uçtan bir uca gidip gelmenin değil, tam ortada durmanın cambazlığıydı. 

Haksızlığa uğramış olmaktan çok kendine haksızlık ettiğinin bilincine vardı sonra. Başkaları onu hep ‘gerçek yaşam’a çekmeye çalışırken ortada durmak kendi seçimiydi mesela. Fakat başka durumu da seçemezdi ki! ‘İstenen yaşam’ın yaşadığı yaşama en uzak tarafta durmasına tahammül edemezdi. Böyle bir seçim vazgeçmek; oysa ortada durmak umut demekti, diye düşündü. ‘Umut ama nasıl umut’ dedi içinden. Deşil-mavi, dipdiri, parlak bir umut değil. Karamsarca bir umut. Yaşama sebebi olan değil de, ölümü durmadan ertelenen bir mahkumun umudu gibi bir umut. Tekrar bir burukluk hissetti. İki vadinin arasında çarpa çarpa kırk yıl boyunca düşmeye benzetti yaşamını. İçi de ondan böyle parçalanmış olmalıydı. Ondan uzun süreli depresyonalizasyonlarla mücadele etmek zorunda kalmıştı. Bu adına ‘gerçek yaşam’ dediği ve yaşamak istediği arasındaki bölünme, kendi bedeninden ruhunu da ayırmıştı kimi zaman. 

Bütün ömrünü ikilem içinde yaşamış olduğuna karar verdi. Kırk yıllık hayatında, istediği yaşama, gerçek dünyada yer bulamayacağı söylenmişti ona. Kendisi de inandı bu söylenenlere. Bu yüzden ‘Zihin Dünyası’ onun ikinci bir dünyası, yaşam alanı oldu. 

Yaşadığı ikilem, mutsuzluğu getirmişti. Arada kaldığı sürece, ne kendi tarafından ne de dışarıdan tam kabul görmüştü. Sanki hiç var olmamıştı. Kırk yıllık ömrü boyunca da giderek silinmişti. İşte bir masanın başında ve bir başına duruşu hayatının özeti gibiydi. Oysa dış dünya kalabalıktı. Ciddi tavırlarla ‘hiç’ olmaya giden insanlar kalabalığının en azından mutlu olmak için şansları vardı. İç dünyası da kalabalıktı ayrıca. Kırk yıl boyunca durmadan zenginleştirdiği düşlerin ışıltılı atmosferiyle kaplıydı. Ama kendi hiçbir yanda olamamaktan yapayalnızdı şimdi.

İki dünyaya da yabancılaşmıştı. Birden kendini gölge gibi hissetti. Dehşete düştü. Titreyerek kalktı yerinden. Başı dönüyordu. Sandalyeye tutundu. Durdu. Sonra birkaç adım attı. Ayna. Aynada görmek istedi kendini, varlığına ikna olmak istercesine. Bir aynanın karşısına geçti. Baktı.  Boşluk. Tekrar boşluk. İç içe sonsuza giden boşluklar… Hatırlıyordu kendini.  Siyahtı gözleri. Gözleri vardı, nasıl görünmez olabilirdi. Boşlukları görürken nasıl görünmez olunabilir! Çıldırdığını düşündü. Çöktü aynanın karşısında. Kapadı gözlerini. Boşlukları hayal etti. İç içe… Bir, iki, üç… Kırkıncı da açtı gözlerini. İki siyah göz. “‘Gerçek dünya’ydı kaybolan aynada” diye mırıldandı. Hiç düşünmemişti kırk yıl bunu: ‘Gerçek’ dedikleri de yitikti. Kırk boşluktan geçti. Kendi gözlerine vardı. Artık arada değildi.

ENGLISH

Translated by Irmak Ertaş

She thought about the things she experienced in forty years of life. There was an open notebook and a pencil on the desk in front of her. She pushed her chair, close to the desk. Sometimes she would rest her elbows on the table, her palm against her chin, and stand still for a few moments. Then she suddenly broke this stance, picked up the pen on the table, and gave up when she was about to write something in the notebook in front of her.

Her intention when she sat near the desk, was to write. But her world of thought pulled her in before she could write anything. She wasn’t good at resisting to this pull. Afterall, people are used to being low in resistance and in control of some sort of force. In addition, the fact that she was always interested in her own world of thought made it attractive to be subject to this attraction.

Without leaving her world of thought, she wrote “Forty Years” on the blank page in front of her with lethargic movements. She was to look at the life she lived from this perspective for the first time. She read the title written on the page. She asked herself which 40 years she will take into account. She imagined her 40 years as two parallel paths in her mind. Under the title, she wrote “Outerly World” and “World of Thought” in pararlell, just like she imagined. These subtitles seperated the general perspective of a “life of 40 years” into two different paths. 

She looked at the title, “Outerly World” and began thinking. Her outerly World was what’s outside; what other people saw and what her life meant to others. Under the title, she wrote, “real life” She felt dizzy, her ezpressions froze, her face whitened and streched. She pushed the notebook with her fingertips. She gazed at the page. As if she was not the lead character in her 40 years of life, she wondered the ending of the story, of what’s written ın the paper.

Her eyes shifted to the title “World of Thought” When she thought of the privacy of this world, which was closed to no one but herself, she felt an uneasiness with this secrecy.  World of thought meant loneliness, anaything to be written or told about this was counted to be a betrayal on her secret. But then she got the idea of specificity, not loneliness, of this world. Event though her world of thought was a only a secret to her, this world contained of images from the world outside herself. This world was not purified. And that’s why it didnt only remind loneliness. Besides, the world of thought was open for everyone. By this way, the world of thought was to be less lonely and more specific to the person.  Because loneliness disappears when shared and specificity appears more when shared. She wrote “the world desired” under the subtitle “World of Thought” with mixed feelings. 

She thought of herself as shattered when she read the titles. She felt uncomfortable and angry. Why was the world desired, so far away from the “real world?” Wasn’t it like this when she was living it? Just as it was sritten on the notebook; what she desired to live and what she lived in real life stood apart and afar, parallel from each other. The fact that they stand apart, forced her to be an acrobat. Bur she didnt fly from one side to the other but her trick was to stand still in the middle. 

 

Later, she realized that she was being unfair to herself rather than being wronged. For example, it was her choice to stand in the middle while others were always trying to lure him into ‘real life’. But she couldn’t have chosen any other way! She could not bear to see the ‘desired life’ being on the far side of the life she lived. This choice meant giving up; but standing in the middle meant hope, she thought. “Hope, but what king of hope?” she said to herself. Not a bright, blue-green, solid hope. A desperate hope. Not a reason to live but a  hope more like a prisoner would have when his sentence is constantly delayed. She felt broken. Her life reminded her of a freefall between two mountains, bouncing back and forth, which lasted 40 years. Maybe that was why she felt so broken. She had to deal with long terms depersonalizations. This division between what she called ‘real life’ and what she wanted to live sometimes separated her soul from her own body.

She decided that she had lived in dilemma her whole life. In her forty years of life, she had been told that the life she wanted could not find a place in the real world. And she believed it. Thats why her world of thought was her second world, her playground. 

This dilemma brought unhappiness. All this time she felt in between, she never found a place to fit in. It was as if she never even existed. And through her 40 years, she disaapeared. So her standing beside a desk, all alone was like a summary of her whole life. Whereas the Outerly World was very crowded. Crowds of people who are walking towards the goal of being nothing in very serious manners; at least they had a shot for happiness. Her inside world was crowded too. It was covered with the radiant atmosphere of dreams, which she had continually enriched for forty years. But now she was lonely because she was in between. 

She was a foreigner to both worlds. She suddenly felt like a shadow. She was terrified. She stood up from the ground, trembling. Her head was spinning. She held on to the chair. She stopped. Then took a few steps forward. The mirror. She desired to see herself in the mirror, she had to be convinced that she really existed. She stood in front of the mirror. She stared. Void. Void again. Entangled void… She remembered herself. Her eyes were black. She had eyes, how can she be invisible. How can you be invisible when you can see the void.  How can one be invisible when they can see the void! She thought she lost her mind. She sat on the ground, in front of the mirror. She closed her eyes and imagined the void. Entangled… One, two, three… She opened her eyes on the 40th. Two black eyes. “It was the real world which disappeared in the mirror,” she mumbled. She never thought of this during the 40 years: what they called “real” was also vanished. She hopped from 40 voids. She reached her eyes. She wasn’t there anymore.

Bunları da Sevebilirsiniz

Diren Demir, Gazete Sanat Lgbt+ kimlikler dünyanın her yerinde, her coğrafyada ve her zaman diliminde vardılar ve var olacaklar. Tarihe baktığımızda Dünyadaki bu yönelim çeşitliliğini en iyi algılayabilen ve toplumsal yaşama sentezleyebilen insanların Kızılderililer ve İnuit halkı olduğunu görüyoruz. Öyle ki bu kimlikler zamanında ötekileştirilmemiş; saygı duyulmuş ve mitlerinde önemli yerler edinmişler. Inuit şamanizminde, ilk …

Share

  Dinleme alışkanlıkları, prodüksiyon teknikleri, yayın metotları… 2010’larda müzik sektörüne dair her şey köklü değişikliklere uğradı. Bu on yılın finali de tüm bu değişikliklerle birlikte benzersiz bir “yeni müzik bereketliliğiyle” oldu. Geniş bir jüriyle oluşturduğumuz 2019’un en iyi yabancı albümleri listemizi 100 albümle “sınırlandırmamız” gerekti. Birçok farklı anlayış ve disiplinde zihin açıcı örneklerin yayınlandığı 2019’da …

Share

ANNE CHATHAM MAY 27, 2019 What is left of the church was discovered in the ancient port of Marea, near the city of Alexandria.T. Skrzypiec/pcma.uw.edu.pl Polish archaeologists have discovered a 4th Century church in Egypt, which they say could be one of the oldest known Christian temples in Egypt. What is left of the church was …

Share
Önceki / Previous İlkyaz'ın 26.Sayısı Yayında!
Sonraki / Next Bir Park İçin İsim Önerileri / Name Suggestions For A Park