-Aç kapıyı! Aç dedim, çıkamam mı sanıyorsun? aç! Dedim demesine de sesimin yankıda bana usulca geri döndüğünü fark edince sert bir tekme indirdim kapıya. Çıkamayacağım, yapamayacağım sanıyorlardı ama yanılıyorlardı. Bir kapı, bir kapı dostlarım beni Ayşen’i şu dört duvara hapsedebilir miydi? Asla, hayır. Eninde sonunda açılacaktı kapı. Saatler geçti hava karardı önce anahtar sesi sonra gıcırdayan ön kapının o şiddetli sesi ,benim mesaim başlamıştı sesim kısılana kadar bağırdım,  tehdit ettim  küfrettim. Sesim kısılınca tekmeledim var gücümle. Sabah ezanı ve anahtar sesi iç içe geçmişken yeri boyladıktan sonra  özgürdüm artık. Özgürlüğü bilirmisiniz bilmem ama eminim sizde, tutsaklığa, hapsedilmişliğe, ötekileştirilmişle,  bir selam vermişinizdir. Şunu söylemeyi boynuma borç bilirim; hapsedilmek de en az özgür olmak kadar haz verici. Uğruna kapıların tekmelendiği, nefeslerin harcandığı, ölmek kadar canlı hissettiren, devasa bir duygu geçişine ev sahibi olmanızı sağlayan garip ufacık, nokta kadar bir devrimin ta kendisidir dostum özgürlük. Söylene söylene mutfak ve salon arasındaki o dar alanda ayakta yemek yedim, su ile hasret  giderdim . Bu ufak evde annem ablam ben yaşardık pek eşyamız yoktu, keşke kapılarda olmasaydı. O ikisi çalışıyordu ben ise insanların okuyor sandıkları o varlıktım , kendi hikayemde. Derin bir nefes alıp odamın, tek canı kalmış, kapısını özenle söküp  yattığım yaptım, battaniyelerin altına indirdim, yataktan ne anlarsınız bilmem ama, beni hapseden kapı yatağım olmuştu benim için artık, böylesine dost canlısı olmak doğamda var galiba. Şimdi çok yorgundum dostlarım ölmemek için dinlenmeye ihtiyacım vardı.

Okuldan dönerken sokağın başında duran tam rengini kirden pastan anlamadığım köpeğin yavruladığını gördüm.  Koca bir küfür çıktı ağzımdan, hâdi ama canlı demek eziyet demekti. Küfür ağzımdan çıkıp kulağıma ulaşıncaya kadar boş vermiştim zaten yavruları. Şimdi ben tarafından başlamıştı bile eziyet. Derin derin nefes alıp verdim, sağ arka cebimde bulduğum çekirdekler beni az da olsa mutlu etmişti eve varana kadar. Böyle hayatımın ortasından başladığım için muhtemelen çoğu şeyi eksik veya yanlış anlayacaksınız mühim değil, insanların birbirini anladığı o ilk çağı geçeli çok oldu zaten, ben sizi kafanızdaki her şeyle kabullendim dostlarım. Bu arada size seslenişimi beğenmediyseniz bunun umurumda olmadığını belirtmek isterim, tabi bu da sizin umurunuzda olmaz ama neyse işte. Böylesine kaba konuşan bir kız değilim normalde, çoğu zaman daha kaba konuşurum. İnsanların iletişim yöntemlerimi beğenmediğini şu on altı yaşımda duyduklarımla onaylayabilirim.  Neden size böyle şeyler söylüyorum? Neden aptallık edip dürüst davranıyorum? Kim bilir, aptal olmak doğamızda var en nihayetinde. Şimdi asıl eğlenceli tarafa gelelim mezarlıktaki dostumun yanına gitme vakti. Ölü değil canlı bir arkadaşım ve hayır hayvan değil o bir insan bu gün fazla mı yanlış tahminde bulunuyorsun sevgili dostum? Böyle olmasına sevindim, cevabın her ne ise. Ha nerde kalmıştım mezarlık, eve benden ağır ve en az benim kafam kadar boş olan kitapları bıraktıktan sonra uzun bir yol yürüdüm. Öyle koca koca ağaçların olduğu, kuşların mesken tuttuğu, insanı uzun uzun düşündüren bir yol değildi bu. Şöyle anlatayım sizin aylarca çalışıp, bilmem kimin çocuğunun fiyat bile bakmadan aldığı ayakkabılardan ilk sizin ayakkabınızın yırtılması gibi,    deli divane aşıkların bile birbirlerinin elini tutmadığı, dünyanın yükünü bırakın kendi ağırlığınıza söveceğiniz, her seçimde umutla dinlediğiniz her siyasetçinin aslında aynı kökten yalan söylediğini anladığımız o an gibi. İtinayla örnek verebilirim çünkü bu hissi iyi bilirim dostlarım elimde ayakkabılarım, dilimde sıradanlaşmış küfürlerim soluk soluğa çıktım. Birkaç mezar başında durup ölülere imrendikten sonra nihayet ufak ağacı gördüm ve tabi  arkadaşımı da, ağacı suluyordu, yanına oturdum suyundan içtim. Ona kapıyı yatak yapışımı anlattım o da bana iki kişiden dayak yediğini sonra onların tek tek paralarını çaldığını anlattı. Anlayacağınız eğlenceli bir sohbet arkadaşıydı. Ah tabi size tanıtmayı unuttum o Aktan benden birkaç yaş büyük çocukluk arkadaşım, mahalleden yani, o benim gibi okumuyor yaşlı babasına bakmak için çalışıyor, birkaç sene okula gitti ama okumayı bilmiyor bence, itiraf da etmiyor bana, bende salağa yatıyorum onunlayken. Onu benden çok seveceksiniz eminim, çünkü o tam da düşündüğünüz kişi. O bu hikayenin iyi çocuğu. Bense öylesine biriyim işte. Benim hakkımda sürekli tahminde bulunup yanılmanız bana zevk verse de buna bir son verin ki anlatayım size en sevdiğimiz şeyi. Güneş batıyordu ikimizde kendi diktiğimiz ufak, meyve vermez, benden bile hayırsız ağacın altına uzandık o bir tarafta ben bir tarafta, gelenekleşen dilek tutma şeyini yaptık. Siz bu hikayeyi okurken ben olmayacağım için size dileğimi söyleyeceğim. Hazır mısınız? Yine yanlış tahmin hazır değilsiniz ve hiç olmayacaksınız. Neyse, neyse eve gitmeliydik ve anlattığım yolun inmesi de çıkması kadar zordu. Aslında dostlarım size anlatacak bir hikayem yok, darılmayın canım hemen, olsa anlatırdım. Benim söyleyeceklerim sizin hayatta yaşadıklarınızla birebir aynı, bir eksik iki fazla. Oysa siz bunca satırı kendi dertlerinizi bir köşeye atmak, yok saymak yahut dertsiz başınızı ağrıtmak istediğiniz için okumuyor musunuz? Öyle ya da değil, benim için bir önemi yok. Sizin için de bir önemi yok. Koca bir boş vermişliğin  içinde yuvarlanıyor sözlerim kimisi size çarpıp düşüyor kimisi yarı yolda kendini başka limanlara bırakıyor önemi yok. Ama itiraf etmeliyim ki yazdıkça öfkem dindi, azı çoğu önemli değil birazını size ödünç vermiş gibi hissediyorum bu mutluluk verici. Öfkem sandığınız şeylere değil, ama neye öfkelendiğimi söyleyecek kadar da sakin değilim henüz, başka bir yüzyıla inşallah. Gelgelelim ben hatırı sayılır dostlar edindim siz ise bir boşlukla konuşmaya çalıştınız ve bunu hiç yadırgamadınız çünkü yaşadığınız çağ, ellerinizdeki, karşınızdaki o kara  kutulardan bir farkı yok sözlerimin. Boş anlamsız ama garip bir şekilde eğlenceli de, ha dostlarım şu son sözlerimde  de size kendime hayli acıdığımı söylemek isterim. Olamaz şimdi tıpkı aptalların yaptığı gibi ufak tefek varlığıma bakmadan, binlerce insanın kendini mutlu sandığı oysa hiçbirinin birbirine güvenmediği, görkemli hayatın düşüncenin önüne geçtiği, tok insanların yemekler eşliğinde aç insanlara üzüldüğü, silahların sadece yoksulları vurduğu şu çağda yaşamak, yaşadığını sanmak uğruna inşa edilmiş, bundan önceki çağlardan demlenen nesillerin, ucuz yapıştırıcılarla yapıştırdığı, modern çağ denen kaosla beslenenlerin doyabileceği, sisteme sitem ettim. Söylediklerim size de bir süre sonra çok acınası gelmedi mi? Komik biri oldum sayenizde. Biraz daha yazarsan komedyenlerin neden çok güldürdüklerini bulacağım, ah olamaz anladınız değil mi, onlar da tıpkı benim gibi aptallık ediyorlar. Alın size keşif .  Bunca şeye rağmen acınası hala kafamın için. Çünkü size, bize acımaktan başka yapılır bir tedavi kalmamış, hoşçakalın dostlarım. Ah doğru ya bu çağda insanlar sadece hoşça kalabiliyor,  gayrısı yok, insanların içi boşalıyor, boşluklarınızdan  öper, bu satırları okuyan gözlerinize acırım şimdi.

 

Bunları da Sevebilirsiniz

İlkyaz olarak her sayımızda öncelikle üç genç yazarı tanıtıyoruz. Bir öykü veya birkaç şiirden oluşan bu eserleri İlkyaz gönüllüleri olarak İngilizce’ye çeviriyor ve dünya kamuoyuyla tanıştırmak için çabalıyoruz. Bunun yanısıra farklı köşelerle de gittikçe daha fazla genç yazara yer açıyoruz. Yeni sayımızın içeriğinden özetler aşağıda! Henüz okuma şansı bulamadıysanız bir önceki sayının yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. “İlkyaz’ılarında”   dünya …

Share

Literature: BİNNAZ DENİZ YILDIZ: ÇIKMAZ SOKAK / BLİND ALLEY / БИННАЗ ДЕНИЗ ЙИЛДЫЗ A hand-full of dreams Caught in a trap On the blind alley of irrelevance. Uncle Yorgi by the end of the road, Attaching things on taverns. Curves under busses and a woman a man… Planting chewed up, Dried mulberry seeds to gardens. Finally …

Share

                                                                   EKSİK BİR ŞEY Mİ VAR       Neden kendimize hiçbir şeyi yakıştıramıyoruz? Aslında bir tahminim var: Bilmiyoruz; iyi, gerçek,  doğru, güzel, ahlaki nedir ve neye, kime denir? Bilmememizin sebebini aslında olmamalarına bağlıyorum ben. Var olduğunu iddia edebileceğim tek bir şey var “EGO”. Çünkü bir şekilde kendimizi oyunun içinde bulduk ve ne yazık ki kuralları öğrenecek kadar da …

Share
Önceki / Previous Her kuşluk vakti görünen peri de ölüyor / The fairy appearing every mid-morning also dies
Sonraki / Next Bekletir Çöl Yağmuru