TÜRKÇE

Demek bu yüzdendi. Her şeyin sebebi burasıymış. Bu bank, bu park, yüzüme vuran sert ve acı rüzgâr. Oturduğum yer, bu yüzden kalbimde öldürdüğüm her bir hissin yeniden doğmasına neden oldu. Buraya oturur oturmaz canım bu yüzden yandı. Sıcak ve soğuğun çarpışması gibi, her zerremde her bir duyguyu hissettim. İyi ve kötü yüz yüze geldiler içimde. Şimdi hatırlıyorum bu kısır döngüyü. Baktığım her bir nesneyi, işittiğim her bir sesi şimdi daha güçlü hissediyorum. Hayat asla söylemem dediğin kelimelerin ardı ardına sıralanmasından meydana geliyormuş. Bunu klişelerden nefret eden ben keşfettim. Çünkü zamanla ben de klişeleştim. Sana baktığımda içimdeki boşluğu görebiliyorum. İçimde tüm kalelerin yıkıldığını biliyorum. Tüm soyutlukların bir beden bulup, yüzüme dokunduğunu hissedebiliyorum. Bazen görmek için gözler yeterli olmuyor çocuk. Şu an bana şaşkın ve anlamsız baktığının farkındayım fakat bir süre daha anlayamayacaksın.

Karın yağışını iyi seyret, hafızana öyle bir kazı ki kimse senden onu söküp alamasın. Rüzgârın esişini her bir hücrende öyle bir hisset ki yapışsın tenine. Bu zaman denilen şey bozuk çocuk, acılarla dolu. Bu acı, bir bıçak yarası gibi değil ya da üzüntüden geceleri yatağında ağladığında, kalbinin ağrısı gibi değil. Bu acı çok başka. Zamanın bozukluğundan dert yanarken, bozuk bir şeyin parçası olmaksa gerçekliğin en korkutucu yansımasıdır. Bizler bir rüya dahi olamayacak kadar gerçek ama zamana ayak uyduracak kadar sahteyiz. Bir zamanlar senin yaşında, senin yerinde otururken, yanıma gelecek kır saçlı, sakallı, yüzü çizikler ve yaralarla dolu bir adamdan, bu soğuk kış gününde bir bankta nasihatler dinlemek sinirlerimi bozardı eminim. Şimdiyse o çocuk kendini, bunları söylemek zorunda hissettiği bir saçmalığın içinde buluyor. İşte tam da bu yüzden zamanın bozukluğu yüzüme çarpıyor. Oysaki bir çocuğun düşünceleri hiç yara almamalı. Düşüp dizini kanatmamalı. Geceler boyu içine kapanıp ağlamamalı. Perdenin arkasından korku dolu gözlerle bakmamalı hiçbir düşünce. Aksine hep oyunun içinde kalmalı. O düşünceler hiçbir zaman büyümemeliydi. Annesinin ve babasının elini hiçbir zaman bırakmamalıydı. Bir gün yalnız düştüğünde, kaybolduğunda karanlığın en siyah yerinde, bir el tutmalıydı onu yaralanmış yerinden. Karanlık her zaman fırsat kollardı onu içine çekmek için. Çok sevdiği siyaha götürürdü onu hiç arkasına bakmadan. Sen daha siyahla tanışmadın çocuk. Zaten hiçbir çocuk tanışmamalıydı onunla.

“Peki ya sen onunla tanışınca ne yaptın?”

Değiştim çocuk. Belki sözler, yaşanılanları hissettirmez. Belki konuşmak, yalnızca kuru gürültüden başka bir şey değildir. Fakat değişim milyonlarca kelimenin tüm anlamlarından daha çok şey ifade eder. Bir gün bir anlam kazanırsın ve bir daha hiçbir anlam ondan seni kurtaramaz. Ben bir gün ansızın kendimi kafamın içinde buldum. Ne kadar derine gideceğimi bilmiyordum. Çünkü bazen bazı şeylerle yüzleşmek için, yine bazı riskleri almak gerekiyordu. Canın yanmadan mutlu olacağına inandığını biliyorum. Ancak olamayacaksın. Eskiden rüzgârı arkama alıp günlerce, aylarca koşabileceğimi düşünürdüm. Çocuklar gece yatmadan fantastik hayaller kurarlar, biliyorum sen de düşünüyorsun. Yarın okula gidince hoşlandığın kızın gönlünü kazanmak için planlar yapıp duruyorsun kafanda. Mesela uçmak istiyorsun onunla beraber. Ona tüm gökyüzünü göstermek istiyorsun. Biliyorum, içinde en ufak bir bencillik kalıntısı dahi yok. Sen başkalarını mutlu etmekten keyif duyuyorsun. Yoksa mesele bulutlar değil. Orada tek başına süzülmekte değil, bir başkasının yüzündeki gülücük olabilmek mesele.

“Sen benim düşüncelerimi okuyabiliyor musun?”

Hayır çocuk, tabi ki okuyamam. Ancak sana anlattığım gibi zamanın bozukluğundan faydalanabilirim. Şunu asla unutma. Kimse seni uçabildiğin için sevmeyecek. Seni, onlara nasıl baktığın kadar sevecekler ve yine unutma ki görmek için bakmak, bakmak için ise gözler yeterli olmayacak.

“Tüm bunları bilemezsin sen. Hem seni tanımıyorum bile. Öylece gelip yanıma oturdun. Annem birazdan gelir bana su almaya gitti şuradaki markete. Tanımadığım insanlarla konuşmamam konusunda beni sık sık uyarıyor. Bana kızabilir seninle konuştuğum için.”

Annen haklı evlat. Kimin siyah, kiminse beyaz olduğunu asla bilemeyeceksin. Hatta zamanla annene ve babana olan inancın da yitip gitmeye başlayacak. Çocukken anne babandan başka doğru olmadığını düşünürsün bu koskoca evrende. Fakat o bozuk zaman öyle bir ilerler ki, aslında doğruların yalnızca kendi içinde olduğunu anlarsın. Doğru, aslında sensindir. Bir saniye sonra atacağın adımdır doğru. Yutkunmaktır, göz kırpmaktır ya da nefes almaktır doğru. Çünkü çocuk, senin nefes bile almanı istemeyecek yanlışlar çıkacak karşına.

“Yüzündeki bu çizikleri nefes almanı istemeyenler mi yaptı?”

Evet bildin. Tam olarak öyle oldu diyebiliriz. Bu çizikler ya da yaralar ya da adı her neyse işte, yalnızca tecrübe. Her biri geçmişi hatırlamak için bir işaret. Bak çocuk, birazdan annen gelecek. O gelmeden buradan gitmiş ol. Ancak sana söylemek istediğim son bir şey var. Bu banktan kalkıp gittikten sonra, bu yaşlı adamın yüzünü asla hatırlama ama sana şu kısa sürede söylediklerini hep hatırla. Çünkü bir gün gelecek ve sana söylenmesini istediğin tek bir söz için dahi gökyüzüne bakıp aptal bir yıldızdan dileyeceksin bunu. Gökyüzünde o kadar çok yıldız var ki hangisi seni gerçekten dinler bunu asla bilemezsin. İşte sen orada en parlak olanını arayıp duracaksın. Yani Sirius. Her yıldız parlar ama Sirius kadar değil… Senin için orada bir yerde hep en değerlisinin o olduğunu düşüneceksin. Hayatına çok fazla insan girecek çocuk. Kimisi seni o kadar çok mutsuzluğa sürükleyecek ki belki de görüp görebileceğin en karanlık yıldız o olacak. Fakat kimisi de seni öyle mutlu edecek ki hayatındaki en parlak yıldız olacak bir anda. Ancak bunu onlara baktığında değil, hayatından kayıp gittiğinde anlayacaksın. Neden diye sorma çocuk. Öyle işte, dedim ya bu zaman bozuk. Ben bir yıldız kaybettim. Benim Sirius’um o olmuştu. Seneler boyu onu seyrettim ama hiç konuşmadım onunla. Eğer konuşsaydım, gökyüzüne bakıp ışığını yakıp hiç söndürmemesini dilemekten başka hiçbir şey yapamazdım. Ben onunla konuşmak yerine, ona yüreğimle baktım. Onu görebileceğim en güzel yerden izleyip, kalbimin derinliklerinde sonsuz güzelliklerle dolu bir köşeye koydum. Belki de yukarıda durduğu vakit boyunca birçok kişi ona baktı. Birçok kişi onunla konuştu ancak kimse benim gibi büyük bir fedakârlıkta bulunmadı. Bazen bir şeyi sevmek, sonsuza kadar susmak demekti. Konuşmak hiçbir şeye çare olmadı. Ben sustukça daha çok sevdim. Ve bir gün kayıp giderken bana ışık yaktı, parladı. Anladım ki zaman bizi yanıltmak için elinden geleni yapsa da, sönmeye yakın bir ışık bile yolunu aydınlatır. Hadi git çocuk, annen geliyor.

“Sen annemi tanıyor musun?”

Sadece tahmin ettim. Dikkatli git.

Aslında senin düşündüğünden daha çok şey biliyordum çocuk. En sevdiğin rengin mavi olmasını, 7 rakamının hayatının her yerinde sana uğur getirmesini, yanına gitmek için, onu görmek için kıvranıp durduğun, geceleri uyuyamadığın ve hayatının en parlak yıldızı olacak o sarı saçlı güzel kızı, takıntılarını, hayallerini, canın sıkıldıkça gelip oturduğun bu bankı, olmak istediğin kişiyi ve tabi ki yüzünde oluşacak bu çizikleri biliyorum. Çok garip çocuk, bu bank, acı esen bu rüzgâr, lapa lapa yağan bu kar ve kır saçlı yüzü çiziklerle dolu adam. Bu zaman bozuk. Aslında ileri gitmiyor, sadece biz gittiğini düşünmek istiyoruz. Yaşadığımız hayat ne olursa olsun, zamanın akıp gitmesini umut ediyoruz. Çünkü hepimiz, bir gün zamanın durmasından korkuyoruz. Eğer bir gün zamanın duracağına inanırsak geçmiş, gelecek ve şimdi birbirine bağlanacak. Tüm zamanlar gökyüzünde ve yeryüzünde bir araya geldiğinde, insanlar gerçekliğin asıl çarpıcı yüzünü görecek. Zamanın ta kendisi olduğunu fark ettiklerinde anlayacaklar ki eğer onlar iyiyse zaman iyi, onlar kötüyse zaman da kötüdür.

Zaman durdu çocuk. Bak, geçmişte gelecek de burada…

ENGLISH

Translated with the author’s approval by  Ege Dündar

 

So that was why. This place was the reason for everything. This bench, this park, the hard and bitter wind that hits my face. This place I sit, caused every feeling I had slain in my heart to be reborn. That’s why I got hurt as soon as I sat here. Just like the clash of hot and cold,  I felt every single emotion in every little part of me. For better or worst, they came face to face within.   

Now I remember this vicious circle. Every object I look at, every sound I hear, I feel them stronger now.  Apparently life is made up of one word after another that you say you’ll never say. And I discovered this as someone who hates cliches. Because over time, I became a cliché. When I look at you, I can see the emptiness in me. I know that all the castles built inside are falling apart. I can feel that all kinds of abstractions found a body to touch my face. Sometimes eyes aren’t enough to see, kid. Right now, I realize you are staring at me blankly yet unfortunately you won’t be understanding things for another while.  

Watch the snow fall well, scratch it so deep in your memory that no one can take it away from you.  

Feel the wind blowing in each of your cells, so that it sticks to your skin. This thing called time, is broken dear young one, full of sorrows. It’s not like a stab wound or melancholy at night, a heartache as you lay weeping in your bed alone. This pain is very different. Complaining from the brokennes of time, while being a part of something broke, is the most fearsome reflection of reality. We ‘re so real that we cannot even be a dream and yet, we are fake enough to keep up with time. Once upon a time when I was your age, seated where you are now, a man coming up to me with gray hair, a messy beard, face full of scars, giving me sermons would also get on my nerves. Yet now that very kid finds himself in the nonesense that makes him feel obliged to say these things. And that’s why this distortion of time smacks me in the face. A child’s thoughts should never get injured, fallen with knees bleeding… A child should not close up inside and weep night upon night. No thoughts in his or her mind should stare with scared eyes behind thick curtains. In the contrary, a child should always stay with the play. Those thoughts should never grow up. A child should never have to let go of mum and dad’s hands. One day when he gets lonely, when he gets lost in the blackest parts of the dark, a hand should hold his, from where he sounded. Darkness always prowled for a chance to pull children in. To take them to it’s much beloved blackness, without looking over the shoulder. You have not yet met the black child. In fact, no child should ever have met it! 

“What did you do when you did meet it then?”  

I changed child. Perhaps words don’t convey the feeling of living. Perhaps speaking, is nothing but dry noise. Yet change means a lot more than the total of millions of words. One day you make a meaning and no other meaning can rescue you from it. I found myself inside my head one day, out of the blue. I didn’t know how deep I would go. Because sometimes, in order to face things, you needed to take risks again. I know you believe that you will be happy without getting yourself hurt. But you won’t be. I used to think that I could take the wind on my back and run for days, for months. Children dream of fantastic dreams before sleeping, I know you do too. Making plans in your head, plotting how to win the heart of the girl you like in school. You want to fly with her for example. You want to show her the whole of the sky. I know, there is not an ounce of selfishness in you neither. You take pleasure from making others happy. Otherwise the clouds are not the issue. Neither is drifting alone up there, the deal is to become the smile on someone else’s face.  

“You cannot know all this. Besides, I don’t even know you. You just came and sat next to me. 

My mom’s is going to come in a minute, she’s getting me some water right now. She warns me often about not talking to people I don’t know. She might be mad at me for talking to you.” 

Your mother’s right, son. You’ll never know who is dark and who is bright. Even in time, your faith in your mother and father will begin to fade away. When you are a child you think there are no other truths but your father and mother in this whole universe. But that broken time moves in such ways that, you understand, truths are only contained within themselves. Truth, is you yourself in fact. It is the step you are going to take in a second, true. It is to swallow, to blink or to breath, that’s right. Because boy, there will be mistakes on your path, that will take your breath away. 

“Did these scratches on your face come from those things?” 

Yes, you got it. We can say that’s exactly what happened. These scratches or wounds or whatever their names are. Just experiences. Each one is a sign to remember the past. Look, kid, your mum is about to get back. Be gone from here before she comes. But there’s one last thing I want to tell you. Once you get off this bench and leave, never remember this old man’s face but always remember what he said. Because a day will come when even to be told a few wise words you’ll be wishing upon some silly star. There are so many up there in the sky that you cannot know which really listens to you. And right there, among them you will keep looking for the brightest one. That is Sirius. Every star shimmers but not as much as Sirius… You will come to think that somewhere out there, this one will be the most precious. Many people will cross through your life child. Some will drag you so far down an unhappiness that it will become the darkest star in the sky. But others will make you so happy that it will become your brightest star again, in a moment’s flash. Yet you will grasp this not when you look at them, but only when they slide. Don’t ask why child. It’s what it is, like I said this thing time is broke. I lost a star myself. It had become my Sirius. I watched it for years and years but never spoke a word to it. If I had, I couldn’t have done much but to plead it would never extinguish its light. But rather than speaking to it, I looked at it with all my heart. I watched it from the prettiest places I could see it, placed it in the depths of my heart filled with infinite beauties. Perhaps during the time it soared the skies many looked at it. Many spoke to it, yet no one sacrificed as much as I. Sometimes to love a thing, meant forever not to speak. Talking never solved anything. I loved more, the quieter I was. So one day as it was sliding away, it flared a light at me. It shimmered. I understood right then, that even if time may do all it can to deceive us, even a falling light enlights the path ahead. Go on now child, there your mum comes. 

 “Do you know my mother?” 

I just guessed. Go carefully. 

Actually, I knew more than you thought, child. I knew that your favourite color was blue, the number 7 brings you luck all over your life, I know that girl you spend nights tussling and turning in bed alone to be beside, to see, that blond haired pretty girl, your obsessions, your dreams, I know this park bench you come to sit when you are troubled, I know the person you want to be and of course these marks that will surface on your skin eventually. It is so strange child, this bench, this bitter wind, this thick snow falling and this gray haired, scarred man. This thing time, is broken. In fact it does not move forward, we just like to think that it does. Whatever life we are living, we hope for time to pass us by. Because all of us, one day, are afraid of time coming to a halt. If someday we believe time will stop, the past, the future and the now will all get connected. When all the times in the sky and the earth are united, people will see the true, striking face of reality.  When they notice it is time itself, they will understand, if they are well time is well, if they are bad, so is time.  

Time froze child. Look, here lies the past and the future… 

 

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Yoksunluk… Ne de garip bir kelime. Eksikliklerinle veya kaybettiklerinle sahip olduğun, bir şeylerden eksildiğin zaman kendine ekleyebildiğin bir kelime. Yoksun… Kaybettiğin vakit kazanabildiğin bir unvan. Yaşadığım yerde herkes bir şeyden yoksundur benim. Mesela karşı apartmandaki Saadet abla, huzurdan, mutluluktan yoksundur. Her gün bağırış kıyamet kopar evlerinden. Gırla kavga gürültü… Her zaman, en az bir yerinde …

Share

Yabancıyım! Bu yabancılık bir çağa ya da bir topluma yahut düzene duyulan türden bir yabancılık değil. Ömrümü geçirdiğim sokağa yabancı olmak için görünürdekinin de görünmeyenin de tamamen değişmesi gerekir. Ama ben aynıyım ama sen de aynısın, aynıyız; olması gerektiği şekilde, fazlasıyla aynı. Hem eğer değişiyorsak da eminim bunu da birlikte yapıyoruz, tıpkı bir saatin çarkları gibi. Ama yine de bir yabancılık hissini inkâr edemem. Galiba yaşam bir yağmur gibi yeryüzüne …

Share

Joy Harjo- 1951- Joy Harjo was appointed the new United States poet laureate in 2019. Born in Tulsa, Oklahoma, in 1951, Harjo is a member of the Mvskoke/Creek Nation. She is the author of several books of poetry, including An American Sunrise, which is forthcoming from W. W. Norton in 2019, and Conflict Resolution for …

Share
Önceki / Previous GECE SÜTÜ VE NAR TANELERİ
Sonraki / Next İlkyaz Issue #27 is Out!