Sabah saat 07.00 uyandı Ahmet , o çok sevdiği uykusundan. Kalkmak istemedi , beş dakika daha uyusa ne olurdu, patronu daha mı çok kızardı ? Bu düşünceler kafasında dolanırken kalktı yatağından. Dağınık bırakmak hiç huyu değildi. En sevdiği renkteki nevresimini düzeltti, yastığını pohpohladı ve başlığının önüne koydu. Çok sade diye düşündü. Beyaz… Yatağını öylece bırakıp elini yüzünü yıkamaya gitti. Güzelce döşenmiş gri fayanslara basarak aynanın önüne geçti. Musluğu açtı ve buz gibi suyla yüzünü buluşturdu. Su yüzünden akarken aynada kendine baktı. Bugün de yakışıklıyım diye söylendi kendince. İşi bitince mutfağa attı kendini. Sabahları bir şey yemeyi sevmezdi çocukluğundan beri. O yüzden sade ama sert bir kahveyle güne merhaba dedi. Odasına gitti ve her gün yaptığı gibi bir gün önceden ütülediği takımını geçirdi üstüne. İşte şimdi tam oldu diye düşündü. Sabah rutini tamamlanmıştı , evden çıktı.

 

Her sabah olduğu gibi dolmuş bekleyecekti ama farklılık olsun istedi, bir gün farklılık olsun. Öteki durağa kadar yürüdü. Elleri ceplerinde, hafif esen rüzgarı saçında hissederek yürüdü. Güzel bir gün diye düşündü. Daha yürümeye devam edecekti ama geç kalacağını düşündü. Bu gün gitmese ne olurdu, işten atılırdı büyük ihtimalle. Azıcık onu mutlu eden havaya hoşça kal dedi ve iki dakika sonra gelen dolmuşa bindi. Dolmuş ona göre ayrı bir dünyadaydı. Sonuçta her gün bir sürü insan görüyordu. Her insan bir dünya dedi içinden. Okula gidenler, hastaneye gidenler, onun gibi işe gidenler. Genelde gördükleri kişiler aynı olurdu. Az buçuk tanıyordu gözü herkesi ama kimseyle oturup bir cümle kurmamıştı. Gün içinde fazla insanla uğraşmaktan kaçınırdı, işinin aksine. İşi şirkete gelen her soruyu cevaplamaktı. Bir nevi savunucusuydu şirketin. O bunları düşünürken ineceği durak gelmişti bile. Hemen kendini toparladı ve indi. Şirket binasının önündeydi artık. Bütün enerjisini topladı. Yüzüne bir gülümseme yerleştirdi ve içeri girdi.

 

Herkese sıkı bir günaydın çektikten sonra odasına geçti. Pek aydınlık olmayan bu odada bütün günü geçiyordu. Pencere çok yukarıda, küçüktü. Masa ve sandalye azcık ışık geçtiğini düşündüğü pencerenin önüne konumlandırılmıştı. Bilgisayar hemen üstündeydi masanın. Kitaplık onlardan biraz uzakta sağda yer alıyordu. Gözü kitaplıkta onun için bırakılmış dosyalara gitti ve başlıyoruz dedi içinden.

 

İnternet çağında olmamıza rağmen neden dosayalar var diye söylendi. Ama nedenini biliyordu. Patronu internete hiç güvenmiyordu. O yüzden her şeyin kaydını kağıt üstünde istiyordu. Patronu mutlu etmek için Ahmet,  çalışıyordu sürekli. Patron ne kadar mutluysa o kadar rahattı. Düşüncelerinden sıyrılarak bilgisayarı açtı. Gelen postaları okudu dikkatle. Genelde şirketle ilgili soruları yanıtlardı. İflas ediyor mu, hisseler satışa çıkacak mı , atılan iftiralar… Liste hep böyle uzardı. Farklı tek bir soru bile olmazdı, bazen sadece kopyala-yapıştır yapardı. Aynı sorular farklı kişilerden nasıl gelebilirdi ? Bütün günü bu tip soruları cevaplamakla geçer, özenle cevaplar, kağıda çıktısını alır, patronuna sunardı. Mesaisi de böylelikle bitmiş olurdu. Şirkette aşağı yukarı her günü böyleydi. İşi bitince attı kendini dışarıya. Akşamları daha rahattı. Ne yetişmesi gereken bir yeri vardı ne de onu çağıran. Yalnızdı ama bu onun canını sıkmıyordu. Alışkındı her akşam yalnız yürümeye, yalnız uyumaya , yalnız yemek yemeye. Yürümeye devam etti. Yorulduğunu anladığı vakit gelen dolmuşa bindi. Evine gitti. Takımını çıkardı, ütüledi. Pijamasını giyip mutfağa geçti. Yemek yapmayı seviyordu çoğu hemcinsinin aksine. Bugün çorba ve et günüydü. Çorbayla çok güzel bir başlangıç yaptı sonra ana yemeğe geçti. Yemek bittikten sonra ortalığı toparladı. Oturma odasına geçip müzik dinledi. Ruhunu dinlendirdi. Biraz kitap okudu. Yorgunluk iyice üstüne çökünce odasına geçti. Yatağını açıp içine girdi. Kafasını yastığa koydu. Gün içinde en sevdiği aktivitesi uyumaktı ve gözlerini kapadı.

Bunları da Sevebilirsiniz

Varoluşçuluk felsefesinin en temel noktalarından birkaçına vurgu yapan oldukça açıklayıcı bir video: “Varoluş, özden önce gelir:” Yaptıklarımızla kendimizi yaratırız, her karar verdiğimizde sabit değerleri olmayan bir dünyada yaratıcı da oluruz. Dolayısıyla yaptığımız her hareket ve verdiğimiz her kararda aslında bizim için “ideal insanın” davranışlarını yansıtmış oluruz. Bu nedenle“varoluşçuluk bir hümanizmdir.” fotoğraf

Share

Kayıp gitmiyorsa kağıt cümlelerin altından, Bulamıyorsan elini mürekkebe kuvvetle… Asır gibi gelmiyorsa bir dakika beklemek, Çevrelenmiyorsa etrafın tek bir suretle… Mana bulmamışsa seyiren gözlerde bakışlar, Biri kocamanken diğeri kayıpsa… Sen bir saniye yokken kor gibiyse burada kışlar, Dillendirmek şimdi belki hâlâ ayıpsa… Hayallerde resmedilmeye başlanmışsa hele! Ya biri anlar da biri verirse ele? Saklanmak, saklamakla …

Share
Önceki / Previous Ece Temelkuran
Sonraki / Next  Portre