Yaşamaya çalışıyoruz; yaşamaya çalışanları yaşatmamaya azmedenler arasında. Sevmeye
uğraşıyoruz sevmeye uğraşanları sevmekten tiksindirenlere rağmen. Ciğerlerimizdeki son hava
zerresine, kalbimizdeki en küçük hücreye kadar aşkla doluyuz. Bu doluluğa boş gözlerle bakanlar,
anlamıyor bizi. Boğuluyoruz acayip mahlûklar arasında. Kafaları bizim kafalarımız gibi değil, başka…
Kalpleri demirden ve kireçten; dilleri kocaman ve keskin. İnanmıyorlar ne söylesek… Bakıyor; ama
görmüyorlar bizi. Kibirden, riyadan, yalandan kaleler yaratmışlar kalplerinde; giremiyoruz. Girip
gönüllerindeki bin yıllık katmerli pası, aşkımızın kuvvetiyle paramparça edemiyoruz. Yeğinleşiyor her
şey. Onların dikenleri, duvarları, silahları var. Elleri marifetli ve öldürücü, gözleri büyük büyük,
korkutuyorlar konuşunca… Acayip mahlûklar… Acayip mahlûklar…

Çok boyutlu dünyanın, çok boyutlu ve acayip mahlûkları, büyük şehirlerde ve daha küçük
yerleşkelerde yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Belki yüzlerce yıl daha devam edecekler.
Fakat kimsenin bir diğerinin mücadelesinden haberi olmuyor. Olsa da… Neyse! Herkes kendi dairesi
içinde kendine has bir gaye ve gayretle yaşıyor. İşçilerin ve işsizlerin ortak problemi olan ekonomik
sebeplere bağlı bunalım hissi, acayip mahlûklar dünyasının dört bucağında bir rüzgâr gibi esmeye
devam ediyor. Kapitalizmin kan emici vampirliğine karşı hayatta kalma ve ayakta durma mücadelesi
veren Kenyalı bir madenciyle Bolivyalı tarım işçisinin ya da Ukrayna’da çelik işleme fabrikalarında
çalışan biriyle İran’daki kâğıt toplayıcısının bir farkı bulunmuyor. Hepsi cüsselerinden oldukça büyük bir
ağırlığın altında, takat kesen bir kuvvet tarafından eziliyor. Bu büyük insani ezilişe yumulu gözleriyle kör
kalmaya devam ederken birileri, çağımızda doğan bebeklerin kahir ekseriyeti pis ve zor bir dünyaya
açıyor gözlerini. Bir kahraman gibi hayatta kalma mücadelesi veriyor her biri. Kimisi sakat kalıyor bu
mücadelede, kimisi kanserden, kimisi veremden ölüyor. Bin türlü hastalıklar dünyası burası. Bin türlü
musibetle cezalandırmış çünkü insanlığı tanrı. Kuru ekmeğini alnından akan terle yumuşatanlar,
çorbasını gözyaşıyla tuzlayanlar var bu dünyada. Gurbet türküleri, ümitli marşlar, dualar, küfürler,
feryatlar ve çekiç sesleri birbirine karışıyor ve yükseliyor bulutlara doğru. Ey kara gecede, karanlığın
ortasında, kara yerin üstünde yürüyen kara karıncayı gördüğüne inandığım Tanrı! Ana rahminde bir
ceninken hakkı yenmeye başlayan ve doğunca kendisine çirkince bir dünya hazırlanan sayısız insanın
emeğini, aklını, ruhunu ve vicdanını zulmeden bütün varlıklara karşı koru! Şüphesiz sen en kuvvetli
esirgeyensin.

O zulümsever sistemlerin zalim uygulayıcıları ki insanlığın bağrını eşiyorlar daha fazla altın,
daha fazla dolar bulmak için. Onları görünce bir kartal olmak istiyor insan, bütün zavallı insanları onların
doymaz iştahlarından muhafaza edecek kadar büyük kanatlara sahip, kocaman bir kartal. Bazense
bütün emek sömürücülerini bir anda parçalayacak kadar keskin ve kırılmaz dişlere sahip bir kaplan
olmak istiyor. İnsanı insan olmaktan, insanca şeyler düşünüp insanca şeyler yazmaktan çıkaranlar var
dünyada. İnsanca susuyoruz. Anlamıyorlar. İnsanca öfkelenip insanca küfrediyoruz suratlarına.
Utanmıyorlar. Her şeye rağmen insanca gülüyoruz. Ağlayın diyorlar. İnsanca hayaller kuruyoruz. İşte,
yalnızca buna bir şey yapamıyorlar. Henüz zorbaların her şeye yeten gücü, kafamızın içindeki hayalleri
karartmaya yetmiyor. Öyleyse hayallerimizde tertemiz ve insanca bir dünya yaratmaya devam edelim
insan kardeşlerim. İnsanca bir dünya…

Bu büyük ve paçavralaşmış yalnızlığımız ve yabancılığımızla, bilinmez bir geleceğe doğru
sürükleniyoruz. Öldürücü bir yabansılık içerisine yerleşmiş, bitmeyen bir sıkışmışlık ve tükenmişlik
hissiyle, acayip mahlûkların acayip dünyasında, kırıntılaşmış umudumuzla, kalbimizin gizlerle dolu en
ufak zerreciklerinde bile belirsiz yarınların kara tütsülü korkusunu duyumsayarak yaşamaya
çalışıyoruz… Yaşamaya çalışanları, yaşatmamaya uğraşanlar arasında… Yaşamaya çalışıyoruz…
Yaşamaya çalışıyoruz.

Bunları da Sevebilirsiniz

For July, we reached out to internationally renown Mexican writer and the President of PEN International as well as the first woman to be elected since the organization was founded in 1921. She prepared the following suggestions for a reading list aimed at young writers.   1. Jorge Luis Borges / To the German Language “What …

Share

Based on this New Yorker piece by Richard Brody. Listed in chronological order and includes short and feature-length documentaries. https://letterboxd.com/crew/list/the-new-yorkers-62-films-that-shaped-the/

Share

what it sounds like is a bird breaking small bones against glass. the least of them, a sparrow, of course. you’re about to serve dinner and this is the scene. blame the bird, the impertinent windows, try not to think of the inconvenience of blood splattering violet in the dusk. how can you eat after …

Share
Önceki / Previous Nefret Zinciri ve Şimdiki Dünyamız
Sonraki / Next Barut Kokusu