Neden kendimize hiçbir şeyi yakıştıramıyoruz? Aslında bir tahminim var: Bilmiyoruz; iyi, gerçek,  doğru, güzel, ahlaki nedir ve neye, kime denir? Bilmememizin sebebini aslında olmamalarına bağlıyorum ben. Var olduğunu iddia edebileceğim tek bir şey var “EGO”. Çünkü bir şekilde kendimizi oyunun içinde bulduk ve ne yazık ki kuralları öğrenecek kadar da sahada kalmamıza izin verilmiyor. Bu tarz düşünceler içindeyken fark ediyorum gibi geliyor neler olduğunu, sonrasında kendime dinlettiğim cümle ise şu oluyor: “ ne kadar egoistsin, eminim bu ayrıcalığa sahipsindir seni aptal ”. Farklı olanı, bu farklılık eksiklik dahi olsa, kendimize layık görmeyecek kadar ne yaşatılmış bize, ne hissettirilmiş?

Kör biri yarı aydınlık yarı karanlık bir yerde bulunduğunu nereden bilebilir? Karanlık çoktan galip gelmiştir onun için, bizim için de öyle. Aslında hep ufuk çizgisinde dikiliyoruz ama boğulmak o kadar işimize geliyor ki kanat çırpmak bir seçenek bile olmuyor bizim için. Yatçaz kalkçaz yatçaz kalkçaz yatçaz kalkçaz ,gezmeye gideceğiz, eve döneceğiz, annen gelmiş olacak…  İnandık, bekledik, olunca mutlu olduk, olmayınca hayal kırıklığına uğradık; zaman geçti böylece bazı terim ve kavramlarca hatta kişi ve kurumlarca büyümüş sayıldık, sanıldık, yanıldık. Ama bu sefer bunu bize söyleyen bir başkası değil , sesli veya sessiz bu döngüyü devam ettiren sadece kendimiziz. Bir şekilde yatçaz kalkçaz diyerek günler tüketiyoruz. Peki farkında mıyız ya da bir amacımız var mı?

Soru sormak belki haddime değil ama cevaplamaktan daha masum görünüyor gözüme. Beni affedin ancak bu kadar cesur olabiliyorum. Amacınızı bulmaya karar verirseniz ondan önce önünüze çözülmemiş başka sorular, sorunlar gelecek. Bunlar amacınıza giden yolda ya olmazsa olmaz basamaklar ya da şaşırtma yöntemleri olabilir. Belki bunlardan bazılarını çözmek bile size yeter ve asıl amacınızdan saparsınız. Sürekli ihtimaller söz konusu. Asla ama asla ilerisi ile ilgili hiçbir konuda kesin konuşamıyoruz. Bu durum beni en çok yoran şeylerden. Eksik bir şey var ki tamdan bahsedemiyoruz, yapbozun bir iki parçası sürekli kayıp sürekli şekil değiştiriyor. Elimizde olmayan şeyleri gerçekten kabullendiğimizde ise bir nebze rahatlama biraz da çaresizlik gelir yakamıza yapışır. Hayatımızı planlar üzerine kurmaktan vazgeçip zaten süregeleni yaşamaya ve onu sevip ona kucak açmaya çabalarız,çabalamalıyız. İçimize dönmeli eksiği orda bulmalıyız. Var olduğumuza yaşadığımıza kendimizi ikna edip anlamını bilmediğimiz sözde değer yargıları ve kavramlara inancımızı sorgulamalıyız.

Kiminin kış günü kalacak yeri kiminin gardırobunda aynı çantanın farklı renkleri eksik. Şu evde masada havyar eksik ,hizmetçi servis yaparken gözünden kaçırmış bakın arka sokakta başka bir evde beş kişi için yarım ekmek var  ve veresiye defterinde boş sayfa eksik…  Duvarlarda çerçeve çerçevelerde resim resimlerde insan eksik. Ceplerinde para, ellerinde poşet, gözlerinde umut eksik. Kalplerinde merhamet dillerinde dua saçlarında beyaz eksik. Kürsüde adalet sokakta eşitlik evde huzur eksik. Camide inanan, kütüphanede çalışan, parkta oynayan eksik. Eksik bir şey mi var? Hayır. Eksik pek çok şey var. Ne yazık ki farkında bile olsak , bizde ,tamamlayacak nitelik eksik. Çünkü ya hiç öğrenmedik ya da bize unutturuldu : İNSAN nedir ,kime denir…

 

Bunları da Sevebilirsiniz

İstanbul Bienali, sanatın iyileştirici ve birleştirici gücüne olan inancıyla iyi bir komşu başlıklı 15. İstanbul Bienali’ni Google Arts & Culture işbirliğiyle çevrimiçi olarak izleyicilerle buluşturuyor. Elmgreen & Dragset ikilisinin küratörlüğünde, 56 sanatçının ev, mahalle ve aidiyet kavramlarıyla ilişkilenen eserlerinin sergilendiği iyi bir komşu, küresel bir salgınla mücadele ettiğimiz bu günlerde ev kavramını bir barınak olmanın ötesinde ele alma …

Share

Çocukluğuma dair hatırladığım en iyi ya da en kötü gün değil anlatacağım. Sadece “bir gün” işte ve hatırlıyorum. O kadar. Neden anlatmak için o günü seçtiğimi bilmiyorum. Belki sona geldiğimde anlarım nedenini. Belki de anlamam. Fark etmez. Ben yine de o günü anlatacağım. O gün ilk defa kendi odam olmuştu.   Yedi yaşımın yakın bir …

Share

Source: The Guardian   Mohamedou Ould Salahi and one of his former guards, Steve Wood, reunite in Mauritania 13 years after last seeing each other, rekindling an unlikely relationship that profoundly changed their lives. Mohamedou was a prisoner at Guantánamo Bay for 14 years. During his incarceration he was subjected to torture and solitary confinement, but …

Share
Önceki / Previous Barut Kokusu
Sonraki / Next BEN KİMİM?