Sessizlik ve yalnızlık bazıları için aşılmaz bir sorun olsa da onun için rahatlık kelimesinin somut tanımı haline gelmişti. Yalnızlıktan korkmuyor, onu bir dost gibi karşılamayı tercih ediyordu. Teneffüs zili çaldığında kitabını yanına alıp bahçeye çıkmaya karar verdi. Kitap demek ve geçmek, kitabı okurken yaşadığı hayata haksızlıktı ve bunu düşünmeden edemedi. Arkadaşı yokken yanında Serra Noyan, Gregor Samsa ve dahası vardı. Onlar bir kitaptan ibaret değillerdi. Serra ona en yalnız zamanlarında günlüğünü okutmuş, Samsa ile hüznü tanımış ve her hüznünde yalnız olmadığını hissettirmişti. Bunlar onun arkadaşıyken yalnızlık onun gözünü pek korkutmuyordu.

 

Okullarının bahçesindeki banka doğru ilerledi ve hemen oturdu. Tam şu an kitap okuması gerekirken şu ana kadar yaptıklarının tam tersini yapıp insanları gözlemlemeye başladı. Bunu biliyordu ki, ya arkadaşı olmadığı için şükür edecek ya da insanların arkadaşlarını görünce kalbini acı ele geçirecekti. Teneffüs on dakika sürse de ona on yıla tekabül etmişti. Gördüğü manzara karşısında üzülmüştü, arkadaşı olmadığı için değil, kimsenin elinde bir kitap bile görmemesiydi. Önünden geçen insanlar, başkalarıyla dalga geçiyor ve onları konuşma konusu ediniyordu. Başka bir arkadaş grubu ise telefonlarıyla oynuyorlardı. Yanlarında arkadaşları varken…

Sahte modern toplumda insanlar, kendileri gibi insan topluluklarına kendini kabul ettirmek için olmadıkları gibi birileri oluyordu. Dalga geçen arkadaş grubunda birisi diğer arkadaşları dalga geçerken memnun olmadığı, karşı tarafa üzüldüğü bariz bir şekilde görülüyordu ama dışlanmak korkusuyla söyleyemiyordu.

 

Bu durumu görünce, bu manzaraya üzüldü. “Sahte yaşamaktansa, dışlanmamak için olmadığım gibi birisi olmaktansa, beni olduğum gibi kabul eden kitaplarımın yanında olmaya razıyım.” Dedi içinden. Gördükleri ve gözlemledikleri onu derinden hüzne boğmuştu. Tam o sırada ders zamanını anımsatan zil çalmıştı ve banktan dersine gitmek üzere üzüntüyle sınıfın yolunu tuttu.

 

Bir ders daha bitti ve teneffüs bir kez daha çaldı. Artık dünyayı tanımış olmanın verdiği yorgunluğun ve olgunluğun ne demek olduğunu anlamış gibiydi. Tekrar bankının yolunu tuttu ve bu sefer tek istediği dünyadan soyutlanarak kitabını okumaktı. Bahçeye inene kadar bugün nasıl kulaklığını almayı unuttuğunu düşünerek kendine kızıyordu. Çok geçmeden bahçeye geldi. Kitabını açıp “Anı yaşa” dığını düşündüğü an beklemediği bir şey oldu. Heyecanlanmış, kalbi hızlı hızlı atıyordu. Karşındaki edebiyat öğretmeniydi. Herhangi bir suç mu işledim, birine bir şey mi dedim diye düşünmekten o an kafayı yiyebileceğini düşündü.

“Öykü benimle gelebilir misin?” dedi ve ilerlemeye başladı. Heyecanla öğretmenini takip etti. Çok kısa bir yol olmasına karşın heyecanı kat kat artıyor, ne olduğunu merak ediyor ve sabırsızlanıyordu.

 

Müdür odasının kapısında durunca bayılacakmış gibi hissetti ama duruşunu dikleştirmeyi başardı.

“Kitap okuyan öğrencimiz sen misin?” Müdürün sorusuna karşın ne diyeceğini bilemeden öylece durdu. Tüm bildiğini unutmuş, tam olarak ne demesi gerektiğini bilmiyordu. Sakince nefes alıp “Evet” diyebildi. Sesi o kadar tiz çıkmıştı ki herkes bu sesin korku barındırdığını anlayabilirdi. “Güzel, eğer istersen okulumuzun kütüphane sorumluluğunu sana verebiliriz.”

Birden heyecanı artmıştı. Kendine şaşırıyordu çünkü bu kadar heyecanı normal değildi. Bunun aksine kütüphane ve tonlarca kitabın onun sorumluluğuna verilme düşünmesi onu sanki bayram kıyafeti alınca bir de sürpriz olarak dondurma almış çocuk gibi şendi.

Hiç düşünmeden “Olur öğretmenim” dedi. Daha sonrasında kütüphane de neler yapması gerektiği aktarıldı. Ama resmen mutluluktan hiçbirini dinleyemiyordu. Ders öğretmenine bir derslik izin kağıdı verilerek kütüphane gösterildi ve verilen sorumlulukların birkaçını bu ders süresinde bitirmesi istendi.

 

Herkes gitmişti. Kütüphanede kitaplarla daha doğrusu dostlarıyla kalmıştı. Yalnızlıktan her ne kadar korkmasa da hep arkadaşı olsun istemişti ama ödülü kazanamamıştı. İnsanların topluma ayak uydurma sorunları ise onu bugün arkadaş olmaktan uzaklaştırmıştı. Kitabın okunmadığı, sadece insanın kendi yaşamı değil başka hayatlara konuk olmasını artık olmadığı bu sahte dünya bu sefer yüzüne gülerek ‘bir arkadaş’ yerine kütüphanedeki tonlarca dostu hayatına kazandırmıştı.

 

 

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Bellerine sarılı çakıdan keskindir, Öfke sardığında çatan kaşları. Gülüşleri sarar dünyalarını, olmasa da aşları. Cehennem küresi kabuğunu soyar akşamların, Aydan yürekleri içindedir, uyumsuz çocukların. Yalnız uyumsuz çocuklar Ağlamazlar ölümlerin ardından. Kavramların kararttığı anlamlardan, Çıkar giderler seslere kulak asmadan. Yalnız uyumsuz çocuklar bilir, Buz kesen ayazın sertliğini Çamurun oyun halini Kumların sıcaklığını ve İnsanların hoyratlığını. Onlar …

Share

İlkyaz ile her ay üç genç yazarı tanıtıyoruz sizlere. Bir öykü veya birkaç şiirden oluşacak bu eserleri İlkyaz gönüllüleri olarak İngilizce’ye çeviriyor ve dünya kamuoyuyla tanıştırmak için çabalıyoruz. Ocak ayı için seçilen yazılar ve yazarları aşağıda bulabilirsiniz! Seçtiğimiz isimlerin yazılarını her ay dünyanın farklı bir yerinde konumlanan PEN merkezinden biri o ülkenin diline çevirip, tanıtmasını …

Share
Önceki / Previous Uyumsuz Çocuklar
Sonraki / Next Nefret Zinciri ve Şimdiki Dünyamız