Tanırım gök yankısını
Loşlukta otururken dalgın
Belirir yeni bir ışıkta dünya
Parmaklarının mahcup kıvrımlarında

Harflerimin sesi kısılır
Yapraklar yavaşça iner
Gök yokuştan aşağı
Bir yağmur başlar
Gecede, geceden habersiz

Yakarış için açtığım ellerim
Ürker ışığından ateş böceğinin
Buluşuruz ıssızlıkta
Fundalığın uğultusu örter üstümüzü

Yıldızlar gözlerini kapar
Kalbim kapısını açar
Aralıktır ruhlarımız
Mor bir ceylan görürüm uzakta
Yitiririm kendimi sende

Hatıralar üşüşür beyazlığında
Penceremden bakarım gözlerine
Su izi sinmiştir bakışlarıma
Ne yapsamda silsem
Ne yapsamda silsem
Ebruli desenleri defterimden

Kendimden kaçamam bilirim
Yıkar görkemli bir ağacı
En derindeki fırtına

Bir yokuştur yürüdüğüm
Hep (su) yüzüne vardığım
Yağmurdur ebruli
Bulurum kendimi sende
Yitirirken

Bunları da Sevebilirsiniz

Alsancağ’a adımımı attığım andan itibaren sevmişimdir aslında. İstanbul’a nazaran insanların ifade biçimlerinde bir telaşsızlık vardır İzmir’de; sanki herkes gideceği yere varacağını bilir. Bu şehirde farkına vardığım ilk sokaktır gönül yazar sokağı, dar ve sıkışık, yan yana devam eden kafelerin olduğu bir yerdir burası. Birbirini tanımayan insanların sanki tanışıklarmış gibi yakın durduğu bir sıcaklığı var sokağın …

Share

Gölgelerin bile kaçacak yer aradığı sarı sıcak bir öğle… Güneşin çatırtısını duyurduğu, toprağın bin yerinden yarıldığı, aman billah vermez bir yaz günü… Kuştünek Köyü’nde insanların yarısı; çoluk çocuk, yaşlı, kadın, sakat-sağlam dışarıda, diğer yarısıysa cehennem sıcağına rağmen kapı-pencere örtük, havasız evlerinde birer ölü gibi kıpırtısız ve ölü grisi benizleriyle beklemekte. Köyün iki yarısı da korku dolu… Kendini evden dışarı atan da …

Share
Önceki / Previous Son Kare
Sonraki / Next Sis