Kapının kolunu zorlamadan, anahtarın peşine düşmeden dört duvarı tırnaklarınıza yok eden sonra kapıya dayanıp dilenen biz insanlara dilenmeyi de domuzlar öğretti. Biz ne dinlendiğini bile bilmeyenler kandırabilseydik kendimiz anahtarı paspasın altına indirirken domuzların kiri, pası paspasın altına ittiğini görür, kokusuna alışırdık. Nasıl olsa alıştık onca şeye, bir koku mu bizi kendine getirecekti? Biz adalet diye bağırırken adalet için savaşanları soğuk sulara bırakmadık mı, biz yoksulluk diye haykırırken onca şeyi ziyan etmedik mi, biz insanlara hayvanlardan üstünüz diye destanlar yazarken kadına eziyet etmedik mi, ah biz insanlar, insan  dediğimiz şeye en uzak biz kalmadık mı? Kaldık, yaptık, pes ettik, ziyan ettik dünyayı da kendimizi de.

Biz domuzlara, yaptıklarına yediklerine içeriklerine ufak bir pencereden bakarken hala özgürüz sanmadık mı? Sandık. Şimdi elimdeki kalemle hattimi aşmaya hazırlandığım bu ufacık anda bir karınca olsam, belki ölmeden sağ kurtulur onca ağırlıktan ruhum. Hattimi bile başkasından öğrendiğim bu şaşalı düzende bir santim ötesi,  özgürlüğümün getirdiği ölüm. 

Onca şeyden sonra başımla gözüm üstüne. Böyle dediklerime bakmayın bende “özgürlük” uğruna özgürlüğümü rehin bıraktım domuzlara. Param yoktu özgürlüğünden harcadım bu yaşıma kadar. İnsanları gözlerim kapalı hayal ederken, kendi göremediğim ışıkları sorguladım. Beyaz gömlek giymek, kollarımı kendime sarmak geldi   içimden  ama hiç o kadar akıllı olamadım. Bazen bilmediğim rahat yatakların cazibesi öfkelendirdi bazen bir bardak biranın ölüme yol açacağı. Bir Mahpeyker’e inandım bazen, bazen bir yılana sarıldım bazen Bey oldum bocaladım içimdenYaşadım, hayata kaldım, her sabah erken kalkıp taş taşıdımbenim hayalim sandığım değirmene. Bilmediğim bir arabadabilmediğim bir ölüme yaklaşırken bedenim, sorgulamak anca esip uzaklardan geldi yanıma . 

Kölelik ibadetimizken sorguladıkça bakışları karardı insanların. Önce bende kara kara baktım kendime sonra açıldı gözlerim  varlığımı sorguladım. Işık sandığımın domuz penceresinin  perdesinden sızan o cılız ışık olduğunu anladığım o an, körlük bir lütuf geldi gözüme. Özgürlük savaşçılarının pantolon giyip iki ayak üstünde durulduğu o kısa anlarda, umudumun gözlerini kaybettiğim anda gözlerimin, ışığın bir manası mı vardı? Yoktu, olmamıştı. Işık adaletin karanlığında pek de bir şey ifade etmiyordu. Hangimiz ölüme mahkumken güneş ısıtır bedenimizi, hangimiz bozuk düzenin çarkında ezilirken yeni, modern evlerimizin aynalarında kendi gözlerimizdeki yaralara cesurca bakabiliriz. Özgürlüğümüz uğruna vazgeçtiğimiz onca şeye hangimiz cesurca ‘değmedi’ diyebiliriz ki. Ruhumuzu yoklayacak kadar tanıdık mıyız hala?

Değiliz. Dilenmeyi böylesine benimsemiş ruhumuzdan bir şey isteyecek yüzümüz mü kaldı? Asla. Her şey bir tarafa biz kendimize bir şey vermeye ne zaman alışacağız, alışacak mıyız? Şimdi tam şu an konuştuklarım ne denli şeyler, konuşulmadan yapılması gereken, olması doğal ama öylesine kibirli domuzlara esir düşmüşüz ki bahsi dahi geçmiyor. Bahsini geçirenlere gülünüyor. Gerçi şu darı dünyada insanların güldükleriyle ağladıkları şeyler gerçekliğini yitiren şeyler. Belkide yitirdiklerimiz, bizden alınanlar, boşluklar, o sessizlik, yerini alanlar, kaybettiğimiz her şeye rağmen hala acı vericidir. Benim kafamın içinde bon boşbirkaç domuza esir düştükten sonra atıldığım soğuk su, genzime kaçan yemekler zar zor kendime getirdi beni, ondandır yaşlı bir adamın sigarasını dumanı gibi belirip kaybolup durdu fikirlerimBirgün şu zehirli gazlar yok edecekti domuzların atmosferini, dünyasını. Birkaç insan kalacaktı her şeyden geriye o an tüm varlık dünyası yeniden hiçliğe açılacaktı. Boşluğa emanet ruhumuz, emanetten bir haber yokluk, durup durmadığı bilinmeyen biz mahluklar ve yine güzel kokulu çiçekler, kahveler, kitaplar…

Bunları da Sevebilirsiniz

What is kinetic art? The simplest definition is, “art that depends on motion for its effect.” But that is really inadequate. Scientifically speaking, everything depends on motion for its effect, since everything is moving all the time, from the largest object to the smallest particle in the universe. So maybe a better definition for kinetic art would …

Share

Joy Harjo- 1951- Joy Harjo was appointed the new United States poet laureate in 2019. Born in Tulsa, Oklahoma, in 1951, Harjo is a member of the Mvskoke/Creek Nation. She is the author of several books of poetry, including An American Sunrise, which is forthcoming from W. W. Norton in 2019, and Conflict Resolution for …

Share

Oturduğu deri koltukta sesler çıkararak dönüyor, arada bir de gülüyordu. Masada duran soğumuş kahveye göz attı. Sonra saatini kontrol etti. Bu gecenin çok sakin geçeceği hissine kapılmıştı ki o sırada yardımcısı hızla odaya daldı. Masanın başına kadar gelip ona doğru eğildi. Sol elini masaya, sağ elini beline dayadı. Her zamanki gibi tok sesiyle tane tane …

Share
Önceki / Previous Keşke Mavi Bir Çarşafa Dolayıp Doğursaydı Annem Beni / I Wish My Mother Had Me Wrapped In Blue Sheets At Birth
Sonraki / Next Ki Çocuk Şiiri - Serhat Tepe