Nereden başlasam bilemiyorum şu hayata 

Geçmişe göz atsam mesela , masum düşlerin yansıyan raks’ına 

Hissedemem kendimi kayıp zamanın ardına bakarken 

İçimde hüzünsel kaoslar , yüzümde sonbahar çiçekleri 

Bilemezsin huzura susamış dudaklarımın anlattıklarını 

Kimi zaman da bir hayal takılır gönlümün duraklarına 

Yine de yok zararım , kendimden ve yanan kibritten başkasına 

Anlatıyorum hikayemi rüzgarın dallarına , 

taşır mı ki sonsuzluğa uzanmış kumsallara… 

Bir anda siliniyor tüm ritüellerim , gökyüzüm kararmakta 

Sanki keskin bir yağmur geliyor tüm ihtişamıyla uzaklardan 

Engel olamıyor hiçbir korunaklı liman 

Yine de bir umut yeşeriyor ruhumun topraklarında 

“Gecenin en karanlık anı, şafak sökmeden az öncekidir” derler ya 

Tam da bu koordinatlarda aklım hala 

Ve parlıyor gökyüzüm bir ilkbahar akşamında 

Geçmiş yılların sarhoşluğu var aklımın kanatlarında 

Sanki hiç yaşanmamış gibi hüzünler , var olmamışcasına yalnızlık 

Ne desem yetmiyor anlatmaya , kimi zaman inanmakta zor 

Bir başka tonda akıyor içim , hayallerimin renginde keskin bir değişim Her şey yerli yerinde yine , masamda geri dönmüş 

Kapıcı Zeynel efendi haber veriyor , Edip Cansever bırakmış ;-“artık lazım değilmiş ona” Giderken odama , bir kadeh “yaşam suyu” geziniyor damarlarımda 

Bir gazete sayfası ilişiyor tam o anda gözüme 

Manşet’te yazıyor 123.758 de bir ihtimaldir Mutluluk… 

Erdem Kasapoğlu

Bunları da Sevebilirsiniz

İlkyaz ile her ay öncelikli olarak üç genç yazarı tanıtıyoruz sizlere. Bir öykü veya birkaç şiirden oluşacak bu eserleri İlkyaz gönüllüleri olarak İngilizce’ye çeviriyor ve dünya kamuoyuyla tanıştırmak için çabalıyoruz. Şubat ayından seçilen yazarları aşağıda bulabilirsiniz! Bir seneyi aşkındır seçtiğimiz isimlerin yazılarını her ay dünyanın farklı bir yerinde konumlanan PEN merkezinden birinin o ülkenin diline …

Share

“Biraz daha uyusam ve bütün bu delilikleri unutsam…”(Franz Kafka/Dönüşüm, sf:18) Uyandığımdan beri kafamın içinde tek bir düşünce, tek bir hayal… Mutfağımda oturmuş, karşımdaki bomboş tabağa bakıyorum. Belki bir belki üç saattir oturuyorum burada. Zaman kavramını yitirmişim. Kafamın içi hem çok dolu hem de bu tabak kadar boş. Bir elim masada diğeri ise kucağımdaki mektubu kavramış, …

Share
Önceki / Previous Uzanırken
Sonraki / Next BİR UTANÇ BAHSİ