Soğuk bir nisan gününde pencereye vuran damlaları izliyordu Ceren. Yağmur damlaları ona geçmişini hatırlatıyordu ve içini derin bir hüzün kapladı. Kahverengi gözlerinden düşen birkaç damlayı eliyle sildi. Gün henüz yeni ağarmıştı. Ceren her sabah olduğu gibi erkenden uyanıp egzersizlerini yapmıştı. Siyah kupasındaki şekersiz sabah kahvesini yudumluyordu düşünceli bir şekilde. Bundan sonra günlerinin nasıl geçeceğini merak ediyor ve biraz da korkuyordu. Martın başında başlayan pandemiden dolayı zaten maddi durumu iyi olmayan çalıştığı özel okul Ceren’i işten çıkarmak zorunda kalmıştı ve artık işsizdi. Sürekli evde kalmak sinirlerini bozmaya başlamıştı. Aynı şeyleri düşünüp duruyordu. Kendi iç dünyasına kapanmaya, kendisini sorgulamaya başlamıştı. Kalbinin en derinlerinde en çok yapmayı istediği iki şey vardı ve ikisine de cesareti yoktu. Hayatında dikkatini dağıtan tek şey de elinden alınmıştı ve artık o çok korktuğu ama bir o kadar da muhtaç olduğu anılarıyla baş başa kalıyordu. Tekrar pencerenin önüne döndü ve onu çağıran hatıralarına doğru dalmaya başladı.

Güneşli bir günde teyzesiyle caddede yürüyorlardı. Beş yaşlarındaydı o zamanlar. O gün pileli bembeyaz bir elbise giyiyordu. Teyzesiyle birlikte sarı bir binanın içine girerlerken buranın bir bale kursu olduğunu söylüyordu ve öğretmenin arkadaşı olduğundan bahsediyordu Ceren’e. Teyzesi daha birkaç gün önce Ceren’i televizyonda izlediği balerinleri taklit etmeye çalışırken görmüştü. İçeride Ceren’in yaşlarında bir sürü tütü giymiş kızlar ve onlara eşlik eden erkekler öğretmenlerinin onlara gösterdiği hareketleri yapmaya çalışıyorlardı. Kayıt işlemleri tamamlandıktan sonra Ceren’de içerideki çocuklara katılmak için ona verilen süslü beyaz pointleri ayaklarına geçirdi. Prova salonuna geçerken kendisini aynada görünce içi kıpır kıpır olmuştu çok heyecanlıydı. Ceren ilk günün baleye âşık olmuştu ve bütün ailesine baleyi asla bırakmayacağını anlatıyordu. Yaşı ilerledikçe bale Ceren için daha disiplinli bir hal almaya başlamıştı ama o asla pes etmiyordu. Ceren’i bale yaparken izleyen herkes adeta büyüleniyordu. Hayatının son nefesine kadar bale yapacağına çok emindi, ta ki o kapkara, yağmurlu ve soğuk gün gelene kadar. On yedi yaşında çok akıllı ve güzel bir genç kız olmuştu artık. Kurs merkezinin Fındıkkıran Balesi gösterisi vardı o gün. Bütün ailesini davet etmişti ama özellikle teyzesinin orada olmasını istiyordu. Çünkü Ceren’i bale yapması için anne babasından çok teyzesi desteklemişti. Gösteri başlamıştı ve Ceren sürekli sahne perdesini aralayıp herkesin geldiğinden emin olmak istiyordu. Teyzesi hala gelmemişti ama Ceren’in sahneye çıkma sırası yaklaşıyordu. Sahneye çıkıp kuğular gibi büyük bir zarafetle dans ederek insanları çok etkiliyordu ama içinde bir sıkıntı vardı. Ceren dans etmeye devam ederken salondan bir telefon sesi yükseldi. Ceren’in içindeki sıkıntı daha da büyümüştü ve dikkatini dağıtmaya başlamıştı. Birden salondan bir haykırış sesi gelmişti. Peşinden acı acı ağlayamaya başlayan kadının sesi duyulmuştu ve müzik aniden kesilmişti. Salonun içindeki atmosfer bir anda değişmişti. İnsanlar birbirlerine bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ceren sahne ışıklarından tam net göremediği için gözlerini kısarak sesin nereden geldiğini anlamaya çalışmıştı. Ses bizzat annesinden geliyordu. O andan sonra hayatı bir daha eskisi gibi olmadı. Teyzesi gösteriye gelmek için çıktığı evinden otobüs durağına gitmek için girdiği mahallede silahla vurulmuş oracıkta can vermişti. O mahallede gelin alma töreni yapılırken saçılan maganda kurşunlarından biri biricik teyzesini ondan koparmıştı. Ceren bu acı ölüm sonrasında kendini çok suçladı. Eğer teyzesini gösteriye gelmesi için bu kadar zorlamasaydı hayatta olacağını düşünüyordu. Kursa gitmeyi bırakmıştı artık bale yapmak ona sadece teyzesini hatırlatarak acı veriyordu. O neşeli kızı artık hiç bitmeyen bir hüzün bürümüştü. Günler günleri, aylar ayları kovaladı ve Ceren ailesinin isteği üzerine Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünü kazandı. Annesinin ona seslenmesiyle anılarının pençelerinden sıyrıldı ve annesine döndü. ‘Ne yapacaksın kızım?’ dedi annesi. “Bilmiyorum anne. Kendimi birkaç gündür çok yorgun hissediyorum. Çocuklarla ilgilenirken kendimi daha iyi hissediyordum ama şimdi sorunlarıma baş başa kaldım.” diyerek gözlerinden yaşları sildi. Annesi ona şefkatle sarılarak: “Bence ne yapman gerektiğini bulabilirsin güzel kızım yüreğinin sesini dinle ve asla endişelenme. Biliyorum işsiz kaldığın için çok korkuyorsun ama biz senin hep yanındayız. Tekrar eskisi gibi mutlu olduğun bir iş bulabileceksin ben sana inanıyorum.” dedi. Ceren biraz rahatladı ve bugün için ne yapması gerektiğini anladı. Annesini öpüp odasına hazırlanmaya gitti. Bir süre sonra çıkmaya hazırdı. Üzerinde teyzesinin onu ilk kez kursa götürdüğünde giydiği gibi bembeyaz pileli bir elbise vardı. “Kızım niye giydin o yazlık elbiseyi bu havada bak hasta olacaksın bu salgının içinde. Maskeni almayı unutma sakın!” dedi annesi telaşlı bir şekilde. Ceren annesini öpüp dışarı çıktı. Maskesini taktıktan sonra durağa doğru yürümeye başladı. Otobüse bindiğinde kulaklıklarını takıp müzik dinleyerek on yedi yaşından beri aklından çıkmayan derin düşüncelere daldı. Teyzesi vurulduğu anda hemen ölmüş müydü? Yoksa ölmeden önce yüzüne damlayan yağmur damlalarını hissetmiş miydi? Son kez bütün yaşamı koklayabilmiş miydi? Bütün bu olanlar gerçekten kendi suçu muydu? Otobüs Ceren’in ineceği durağa gelmişti. Otobüsten inerken bu düşüncelerden sıyrılarak biraz sonra neler söyleyeceğini düşündü. Ceren botlarıyla çamurlu yolda ilerlemeye başladı. Buraya daha önce hiç gelmemişti. Buraya gelecek cesareti daha önce hiç yoktu ama artık hayatına devam etmesi gerekiyordu. Yıllarca sanki uykudaymış gibi yaşıyordu. Annesinin tarifiyle aradığı yeri buldu. Mezar taşının üstünde yazan ismi sesli bir şekilde söyledi nedenini bilmeden. “Sabiha Uçar.”. Bugün zaten hiç durmayan göz yaşları tekrar çenesinden boynuna doğru akıyordu. Ceren’in vücudu onu artık taşıyamadı ve kendisini mezara sarılmış halde buldu. Karantinada ki bir ay boyunca düşündüğü her şeyi anlattı teyzesine. İçini döktü. “Teyze sana yalvarırım bana ne yapmam gerektiğini söyle. Yıllardır hayatımdan nefret ederek yaşadım. Vicdan azabımdan bana bu hayatta en zevk veren şeyi yapamaz oldum. Bana bir yol göster bir işaret ver.” diyerek hıçkırıklara boğuldu. Mezarın üstünde o halde ne kadar kaldığını bilmiyordu. Artık soğuğu bile hissetmiyordu. Ceren göz yaşlarını silerek yavaş yavaş doğruldu ve bembeyaz bir kediyle göz göze geldi. Kedi resmen onu izliyordu. Minik patilerinin üzerinde ilerleyerek Ceren’e yanaştı ve kucağına çıktı. Ceren kedinin başını okşamaya başlarken aklına teyzesinin kedileri ne kadar sevdiği geldi. Kedi sanki ne düşündüğünü anlıyormuş gibi yüzüne baktı ve miyavlayarak başını üstüne sürttü. Ceren bu bembeyaz kedinin bir işaret olabileceğini düşünürken aklına bir fikir geldi. Artık ne yapacağını biliyordu. Teyzesinin yanında biraz daha vakit geçirdikten sonra geldiği yoldan tekrar otobüs durağına doğru ilerledi. Eve geldiğinde hava çoktan kararmıştı. “Kızım bunlar ne? Nasıl taşıdın hepsini bu kata kadar?” diyerek poşetleri içeri taşımasına yardım etti kapıyı açan babası. Babası poşetleri merakla yoklamaya başladı, içinde kamera ve ne işe yaradığını anlamadığı metal birkaç eşya daha vardı. “Kızım burası baya pahalı görünüyor. Lütfen bana kazandığın son maaşını bunlara verdiğini söyleme.” dedi babası kızına bakarak. “Hoş buldum babacım. Evet aynen dediğini yaptım.” dedi Ceren montunu çıkartırken. Ceren ellerini yıkadıktan sonra sofraya oturdu ve bütün planını ailesine anlattı. Onlardan kendisini desteklemesini istedi. “Ama kızım karın doyurur mu bu yaptığın?” dedi annesi. Ceren gülümseyerek “Henüz bilmiyorum ama içimden bir ses bunu yapmam gerektiğini söylüyor. Eğer başarısız olursam bu lanet virüs bittikten sonra tekrar öğretmenliği düşünebilirim.” dedi. Ailesi çok memnun olmamışlardı Ceren’in yeni iş fikrinden ama onu desteklemeye karar verdiler. Ertesi gün hep birlikte yüklük olarak kullandıkları bir odayı stüdyoya benzetmeye çalıştılar. Kameraları, bilgisayarı, dekoru ve birçok eşyayı yerleştirdiler. Öğleden sonra Ceren’in sipariş ettiği büyük ayna geldi ve monte edildi.  Artık biraz da olsun bale stüdyosuna benziyordu. Ceren hemen işe koyuldu ve YouTube için ilk videosunu çekti. Videonun adını “Baleye Benimle Başlayın Minikler” koymaya karar verdi. Bu karantina döneminde çocukların YouTube’da çok fazla vakit geçirdiğini tahmin edebiliyordu. Belki bu video sayesinde çocuklara yeni bir hobi edindirebilir, kendisine de yeni bir iş bulabilirdi. Videoyu kanalına yükledi. Saat gece yarısını geçiyordu. İki gündür hayatında çok şey olup bitmişti ve vücudunu tatlı bir yorgunluk sarmıştı. Kendisini uykunun sıcak ve tatlı kollarına bıraktı. Rüyasında mezarlıktaki o bembeyaz kediyi gördü. Yeni stüdyosunda onunla birlikte dans ediyordu. Sabah uyandığında bu tatlı rüyanın etkisindeydi ve artık hayatında doğru seçimler yaptığını düşünüyordu. Hızlıca kalkıp kanalını kontrol etti. Pek izlenme yoktu ama videoyu gece yüklediği için normaldi. Çok fazla heyecanlanıp gerildiği için annesi ondan akşama kadar izlenme sayısına bakmamasını istemişti. Ceren akşama kadar büyük bir heyecanla aklına gelen yeni video fikirlerini yazarak beklemişti. Hava kararmaya başlarken biraz daha zaman geçsin diye televizyona bakmaya karar verdi. Sağlık bakanı yeni vakaları açıklıyordu. Hemen kanalı değiştirdi artık vaka ve ölüm sayıları görmek istemediğini düşündü. Daha fazla sabrı kalmamıştı ve stüdyo odasına geçti. Bilgisayarı açıp izlenmeleri görünce ağızından küçük bir çığlık kaçtı. Annesi ne olduğunu sorarak odaya doğru koştu. “İnanamıyorum anne binlerce kişi izlemiş ve beğenmişler. Bir sürü yorum var hepsini okumam gerek.” diyerek annesini öpücüklere boğdu. Annesi kızını tebrik ederek yanından ayrıldı. Yorumların hepsi çok olumluydu. Genelde aileler, çocuklarının bu karantina dönemi boyunca yeteri kadar hareket edemedikleri için huysuzlandıklarını belirtmişlerdi yorumlarında. Bunun gibi bir sürü yorum vardı ve hepsi Ceren’den videolara devam etmesi gerektiğini yazmıştı. Aylar sonra Ceren’in kanalı büyümüştü ve on binlerce izleyicisi vardı. Yazın ortalarına gelmişlerdi ve küçük bir ara vereceğini takipçilerle paylaştı. Bu süre boyunca Ceren biraz dinlenmeyi ve yeni fikirler bulmayı düşünüyordu. Sahile çıkıp yürümeyi planladı. Temiz havada aklına yeni fikirler geleceğini ümit ediyordu. Sahile doğru giderken orta yaşlarında bir kadının tekerlekli sandalyeyi kaldırıma çıkarmaya çalışırken gördü. Kadına doğru yaklaşıp yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordu. Kadın yardımı kabul etti ve beraber tekerlekli sandalyeyi kaldırımdan çıkarmayı başardılar. Teşekkür etmek için Ceren’e dönen kadın “Çok teşekkür ederim gerçekten. Bu kaldırımları bizleri hiç düşünmeden yapıyorlar. Oysa ki tek isteğimiz çocuklarımızı sarsmadan gezdirebilmek.” Diyerek yakındı. “Bu oğlum Kaya, ben de Nermin.” Diyerek kendini tanıttı. “Memnun oldum Kaya ve Nermin Hanım. Ben de Ceren.” dedi Ceren gülümseyerek. Kaya, Ceren’e büyük bir heyecanla “Ceren abla bana çok tanıdık geldiniz. Sizle nerede oynamıştım?” diye sordu. Bu soru üstüne Nermin gülerek: “Annecim biz tanımıyoruz Ceren hanımı.” dedi. Ceren biraz çekinerek YouTube’da çocuklar için bale dersleri verdiğini ve Kaya’nın oradan görmüş olabileceğini söyledi. “Aaa evet annecim bu o abla. Çok güzel dans ediyor biliyor musun? Ben ne zaman ayağa kalkıp öyle dans edeceğim?” diye sordu hüzünlü gözlerle Kaya. Annesi bu soruyu cevaplayamadan Ceren’e veda ederek Kaya ile oradan hızlıca uzaklaştı. Ceren söylediğine bin pişman olmuş bir şekilde kalakalmıştı. Çok utanmıştı ve kendine kızıyordu. Sahildeki planlarından vaz geçerek eve döndü ve kendini odasına kapattı. Gerçekten kendini çok kötü hissediyordu. Keşke Kaya ve onun gibi engelleri olan her çocuğa bir şekilde dans edebileceklerini gösterebilseydi. Akşama doğru kafasında bir çözüm bulmuştu. Kanalına yeni bir konsept dersi daha ekleyecekti. Ertesi gün videoyu çekti ve adını “Sandalyede Dans” koydu. Videonun girişinde her çocuğun imkanlara ve hobilere sahip olabileceğini anlattı. Sonrasında ise sandalyede oturarak dans figürlerini gösterdi. En sonunda ise ona ilham olan dünyalar tatlısı Kaya’ya teşekkürlerini iletti. Birkaç gün sonra Ceren izlenmelere ve yorumlara biraz korkarak baktı. Girdiği bu yeni sosyal dünyada herkes çabucak basit sebeplerden yanlış anlaşılabiliyor ve sosyal medyada ki insanlar tarafından linç edilebiliyordu. Yorumlara baktığında ise hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Ceren artık birçok farklı imkânda ki çocuğa ulaşabildiğini hissetti. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra pandemi tamamen bitmişti. Her tarafta bir bayram havası vardı. Maskeler önlem için kalabalık yerlerde hala takılıyordu ama insanların gözlerinden birbirlerine gülümsedikleri anlaşılıyordu. Ceren ise yeni fikri için kadın girişimci kredisi almış ve pandemi boyunca biriktirdiği parayla birleştirmişti. Deniz kenarına yakın çok güzel bir daire tutmuş ve burayı bir bale kursuna dönüştürmüştü. Ceren’in asıl hedefi birçok dans hizmetinin her yaştan insana sağlanabilmesiydi. Ceren açılışa kadar ailesine kurs merkezini göstermemişti. Açılış günü, Ceren hayatının en önemli günlerinde giydiği gibi yine beyaz pileli bir elbise giymişti. Camdan şaşkınlıkla bakarken bu kadar çok insanın geldiğine inanamıyordu. Bahçe davetlilerle dolup taşmıştı adeta. Ceren aşağı indi ve misafirlere hoş geldiniz dedi. Misafirleri içeri almaya başladı. Ceren’in ailesi de misafirler arasındaki yerlerini almışlardı ve onlarla birlikte yukarı çıkıyorlardı. Giriş kapısına geldiklerinde büyük bir heyecan ve gururla girişteki tabelayı okumaya başladılar. Beyaz yaldızlı harflerle “Beyaz Kedi Dans Okulu” yazılmıştı altında ise altın harflerle “Sabiha Uçar Anısına” yazıyordu. Ceren’in annesi göz yaşlarını tutamayarak kızına sarıldı ve kardeşinin adını yaşattığı için teşekkür etti. İçeri geçtiklerinde ise bütün odaları tek tek gezdirdi misafirlere Ceren. Küçük gezinin ve tanıtımın sonunda herkesi en büyük salona topladı ve ikramlarda bulundu. Anlaştığı diğer dans öğretmenlerini tanıttı ve birlikte bir açılış konuşması yaptılar. Ceren misafirlerinin içinde bir çift tanıdık gözle göz göze geldi. Tanıması bir dakika bile sürmedi. Bu gözler eski bale öğretmenine aitti. Merve öğretmen onun ilk bale öğretmeniydi ve teyzesinin arkadaşıydı. Hemen yanına gitti ve sarıldı Merve öğretmene. “Sizi burada gördüğüm için o kadar mutluyum ki anlatamam. Nasılsınız?” dedi Ceren ve konuşmaya başladılar. Uzun bir süre hasret giderdikten sonra Merve öğretmen girişten elinde büyük uzun bir hediye paketiyle döndü. Ceren nazik hareketlerle paketi açtı ve içinden bir tablo çıktı. Bu teyzesinin bir yağlı boya portresiydi. Ceren göz yaşlarını tutamayarak öğretmenine sarıldı. “Yoluna teyzenle başlamıştın Ceren ve onunla devam etmek hoşuna gider diye düşündüm.” dedi Merve öğretmen. Ceren portreyi hemen baş köşeye astı. “Çok teşekkür ederim. Hayatımda aldığım en anlamlı hediye. Çok zahmet etmişsiniz gerçekten.” Dedi Ceren göz yaşlarının arasından. “Ceren sen çok etkilenmiştin olanlardan. Baleyi bırakmıştın, sanırım kendini suçluyordun. Nasıl kendini iyileştirdin?” dedi Merve öğretmen gururla bakan gözlerle. “Geçen yıl karantina döneminde çok fazla kendimi yargılamaya tekrar suçlamaya başlamıştım. Bir süre sonra kendimi, kalbimi dinlemeye başladım. Kalbimin en derinlerinde her şeyden çok yapmak istediğim iki şey olduğunu fark ettim. Biri teyzemin mezarına gitmekti. Diğeri ise baleye tekrar dönmekti. İlki için bütün cesaretimi topladım ve mezarına gittim. Teyzeme içimde ki bütün duygularımı anlattığımda öyle bir rahatlık çöktü ki üzerime kuşlar kadar hafifledim. Daha sonrasında bana yol göstermesi için yalvardım ve gösterdi de. Ve işte buradayım.” dedi yorgun ama kendinden emin bir gülümsemeyle. “Sanırım karantinanın, kendinle baş başa kalmanın yaradığı insanlardan biriyim. Eğer o kara çukura düşüp kendimi asla dinlemeseydim bir daha gün yüzüne çıkamayabilirdim.” diye ekledi. Ceren o günden sonra asla düşmekten korkmadı ve kendini dinledi. Kendini dinleyip, cesaretle kalbinden geçen şeyi yapmanın dünyada ki en büyük lütuflardan olduğunu anladı.

 

                                                                                             

Bunları da Sevebilirsiniz

NEFİSE, 13 YAŞINDA, ORTAOKUL SONA GİDİYOR.    “Yani benim için hayat bazen zor oluyo. Şu konuda: Çünkü benim hazırlandığım bir sınav var. Sınav heyecanı benim böyle bütün vücudumu sarıyo gibi, üstüme bi sıcaklık geliyo gibi hissediyorum ve çok panik oluyorum. LGS’den bahsediyorum, 8. sınıftayım. Çok heyecanlanıyorum, ne bileyim bazen bildiğimi bile unutuyorum. Çünkü yani bizim öğretmenlerimiz bize hep der ki, bu sizin hayatınızın sınavı ve buna hazırlanmak sizin sorumluluğunuz. Bazıları …

Share

Havuzun yanında oturuyorum. Fıskiyesinden sıçrayan damlalar üstümdeki gömleğin sırtını ıslatıyor. Ama o ki; bunu hissedemeyecek kadar uzağım âna, varlığıma, herhangi bir varlığa. Burnuma bir susam helvası kokusu vuruyor işte tam o sırada. Evde yalnızım, diyorum. Kim kavuracak bu helvayı şimdi? Arada bir rüzgâr vurdukça koku dağılıyor aslında ama ayırt edemiyorum ki. Fakat yine de bırakıyorum …

Share
Önceki / Previous kir
Sonraki / Next FIRTINANIN ORTASINDAKİ