Uyku ile uyanıklık arasında tam uyumak üzereyken aniden irkildim. Uyanıklığın acısını yaşıyordum. Yüzüstü bir pozisyonda havada asılı bir vaziyette boşluktan aşağıya doğru baktım. Simsiyah bir karanlığın içindeydim. Etrafımı tarif edemeyecek olsam da bir yerden düştüğüme emindim. Bunu anladığım anda irkilerek bağırmaya başladım. Aşağıya bakmaya çalıştım ama hiçbir şey görünmüyordu. Karanlığa gözlerimin alışması için hızlı hızlı gözlerimi açıp kapadım ama nafileydi. Her an yere çakılacakmışım gibi gözlerimi sımsıkı kapadım ve kollarımla yüzümü kapattım. Düşüşümü yavaşlatacak veya hasarı olabildiğince azaltacağını düşündüğüm hareketler yaptım. Panikle nereden düşüyor olduğumu anlamaya çalıştım. En son neredeydim, ne yapıyordum? Bu soruların cevabına dair hafızamda en ufak bir kırıntı dahi bulunmuyordu. Zihnim de etrafım kadar karanlıktı. Hiçbir şey hatırlayamadım. Kim olduğumu hayal meyal hatırladıktan sonra tutunacak bir şey bulmak için kollarımı savurmaya başladım. Hızlı bir şekilde sağıma soluma baktım. Bir şeylere tutunmak için çırpındım ancak hayatımı kurtaracak bir çıkıntının varlığına dair bir iz bulamadım. Gözle görülen bir şey olmadığı gibi savurmalarıma da çarpan herhangi bir nesne olmadı. Korkuyla kendimi kurtarmaya çabaladım. Geçen süreye nazaran artık düşüşümün ölümle sonuçlanacağından emin oldum. Düşüşün bu kadar uzun sürmesinden insanı öldürecek cinste bir yükseklik olduğu anlaşılıyordu. Bu çıkarımdan öteye gidemedim. Ne içinde bulunduğum durumu anlamlandırabiliyordum ne de bir çözüm bulabiliyordum. Bir hiçliğin içinde aşağıya düştükçe düşüyordum. Bağırıp çağırdım ve yardım istedim. Buna karşılık en ufak bir titreşim dahi gelmedi. Sesim sanki boşlukta yankılanıp durdu. O zaman insanların olduğu bir yerde değilim diye düşündüm. Öyleyse çok yüksek bir uçurumdan düşüyordum. Bir çıkarım daha yapabilmiştim ama bir siluetin dahi olmaması bu çıkarımın geçerliliğini sarsıyordu. Boşlukta olmanın korkusuna artık dayanamıyordum. Ağlayıp yardım istemeye devam ettim. Bu kısıtlı çırpınışların hiçbiri sonuç vermedi. Ayağının kaydığı anda hissedilen, sinirlerine iğne batmış gibi uyarılma hissinin içinde acı çekerek aşağıya baktım. Karanlıkta algılayabileceğim hiçbir şey yoktu. Görünen, ses çıkaran, kokusu olan bir madde için bütün algılarımı zorlasam da bu algılara çarpan hiçbir şey olmadı. Bütün sinirlerim kalkmış bir şekilde aşağıya bakmaya devam ediyordum. Düşme hissinin verdiği gerilimle uzun bir süre kıvrandım. Belirli aralıklarla patlayan bu gerilim çaresizlik içinde bağırmama ve ağlamama yol açtı. Bir düşme için geçen sürenin çok uzun olması artık başka şeyleri düşünebilmeme yol açmıştı. Öncelikle zaman kavramımı geri kazanabilmek için içimden saymaya karar verdim. Böylece düşmenin süresinin yaklaşık bir değeri olacaktı kafamda. Belki bu yolculuğun gerçekliğini sorgulayabilecektim. Bir, iki, üç… Acaba zaten ölmüş müydüm? Sonra bu düşünceyi test edebileceğim hiçbir şey olmadığına ikna olup saymaya devam ettim. Dört, beş, altı, yedi… Acaba bir uçaktan mı düşüyordum? On bir, on iki, on üç, on dört… Düşüncelerimin saymaya müdahaleleriyle yaklaşık beş dakika kadar geçtiğini tahmin ettim. Artık düşüncelerim daha da yoğunlaşmıştı. Yere çakılma anını hayal ettikçe bir tetiklenme yaşıyordum ama hâlâ etraftan bir ipucu alamayışım bunun etkisini gitgide azaltmıştı. Uzun süre ağlamanın ve korkunun üzerine kendime iyi gelecek bir fikir yarattım. Yolculuk belki de bu soruların cevabıydı. Şu an belki bir ulaşım aracının içinde seyahat ediyorumdur ve uzun bir tünelin içinden geçmekteyimdir. Öyleyse neden buraya gelişimi, nereye gittiğimi, nasıl burada olduğumu hatırlamıyorum? Bu soruların cevapsızlığı da bu rahatlatıcı fikri söndürmüştü. Anlık bir rahatlama sağlayacak ihtimaller aklıma geliyordu. Yolculuk, hastalık, hatta kötü bir şaka…  Kısa süreyle bu ihtimallere tutunup rahatlasam da cevapsız kalan diğer sorularla tekrar başa dönüyordum. Nihayetinde bu fikirlere bir ara verdim. Artık vakit geçirmek için kendime uğraş arıyordum. Gözlerimi kırpmadan kaç saniye durabilirim diye kendi kendime bir oyun çıkardım. İlk seferde sekiz saniye tutabildim. İkincide on saniyeye kadar çıktım. Üçüncüde on beş saniye dayanabildim. Gözlerimi açık tutma oyunundan gözlerimin kurumaya karşı direnci düştü. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Git gide daha kısa süre dayanabiliyordum. Artık uzun süre gözlerimi açık tutamayınca bu oyunu bıraktım. Tekrar zihnimle kendimi oyalayama döndüm. Bu sefer bir şey hayal etmeye karar verdim. Nedense zihnimde bir şeylerin canlanmasında çok zorlandım. Bir mekân veya bir insan hayal edemiyordum. Küçük bir nesneden başlamanın iyi bir fikir olduğuna karar verdim ama nesnenin etrafını şekillendiremiyordum. Sanki kendi görünüşümü bile unutmuştum. Bunu fark ettiğimde içinde bulunduğum bu yolculuğa dair içime bir şüphe düştü. Gerçekten bir düşüşün içinde miydim yoksa bu başka bir şeyin etkisi miydi? Bu bir rüya olsa şimdiye uyanırdım diye düşündüm. Daha önce düşme rüyaları görmüştüm ancak bunlar uyku ile uyanıklık arasında belirsiz bir şekilde bir yere takıldığımı görüp düşeyazarken uyandığım çok kısa anlardı. Oysa ben uzun süredir bu düşüşün içindeydim. Bu düşüş rüya olmak için fazla uzundu. Ayrıca bir rüyaya göre kendimi kontrol edebiliyordum. Tek yapamadığım şey hayal kurmaktı. Öyleyse bu durum gerçek olmak için fazla rüya, rüya olmak için de fazla gerçekti. Bu çıkarımım şüphelerimi güçlendirmişti. Bir çeşit manipülasyonla bu düşmenin sadece zihnimde gerçekleşen bir durum olduğuna olan inancım arttı. Benim içinde bulunduğum durumun üzerindeki minimum kontrolümün sebebi bu durumun bir kurgu olduğuna işaret ediyor olabilir miydi? Bu sorular ve üzerine geliştirdiğim teoriler her ne kadar hoş hissettirmese de beni bir süre daha oyalamıştı. Bunun bir kurgu olması üzerinden kurtulmanın nasıl mümkün olabileceği üzerine fikir yürütmeye başladım. Belki bu bir çeşit deneydi ve buna ne kadar dayanabileceğimi sınıyorlardı. Belki ben şu an uyuyordum ve kafamın içinde bu durumu canlandırıp ne yapacağımı gözlemliyordu. Öyleyse hâlâ canlıydım. Ancak hiçbir fizyolojik ihtiyacım yoktu. Burada daha fazla ne yapabileceğimi düşündüm. Kurgunun dışarıdan izlendiği düşüncesiyle bir konuşma yapmaya karar verdim. Boğazımı temizledim ve konuşmaya başladım: 

  • Sanırım ne yapmaya çalıştığınızı anlıyorum. Ancak bu düşüş beni çok yordu. Zihnimde buranın nasıl bir amaçla yapıldığını kavradığımı düşündüğüm için sizinle konuşmak istedim. Eğer şu an konuştuklarım yapmaya çalıştığınız şeyin bir parçası olmasını gerektirmiyorsa da bana hak vermenizi umut ediyorum. Konuşmak sizin de haberinizin olacağını düşündüğüm tek eylem. Buraya nasıl geldiğimi hatırlayamamam da bu konuşmayı yapmamı sağlayan en büyük nedenlerden birisidir. Korkuyla verdiğim tepkilere olan cevapsızlığınız da bu süreçle ilgili diye düşünüyorum. Anlayışınıza sığınarak en azından bu çalışmanızın benimle ilgili olan kısmını anlamam adına bir işaret beklemekteyim. Herhangi bir ışık bile yeterli olur. 

Bu konuşmama karşılık hiçbir yanıt alamadım. Etrafımdaki karanlıktan bir pencere açılıp birinin benimle konuşmasını bekledim. Önüme yansıyacak bir yazı, sadece anlamsız bir ses bile yeterli gelebilirdi. Beklentilerimin hiçbiri karşılanmayınca bunun deneyin formatından kaynaklanan bir cevapsızlık olmasını umut ettim. Geç de olsa aslında böyle bir deneyin olmadığını anladım. Kısa oyalanmalar da artık işe yaramaz olmuştu. Düşüşün sonu olmayacağı sonsuza kadar sürekli tetikte durarak burada kalacağımdan korkuyordum. Etrafımdaki hiçliğe bakarak kafamın içinde bir şeylere tutunmaya çalışmaktan çok yorulmuştum. Her neyin içindeysem ona teslim olup rahatlayacak hiçbir gerekçe bulamadım. İçinde bulunduğum ve anlamlandıramadığım bu duruma kendi rızamla girmiş olma ihtimali aklıma geldi. Ne bir deney ne bir kaçırma ne de başlangıcı unutulmuş bir yolculuk… Hepsini bilerek düşmeye ben razı gelmiş olabilir miydim? Bu düşüş sırasında yer değiştirme yapıp yapamayacağımı hiç denemediğimi fark ettim. Yüzmeye benzer hareketler yaptım. Yer değiştiriyor gibi hissediyordum ama etrafta bunu referans alabileceğim hiçbir şey yoktu. Bunu yapabilme ihtimaline dair bir umutla yukarı doğru bir denemeyle düşüşü tersine çevirebilirim diye düşündüm. Yukarı baktığımda yukarının farklı olduğunu gördüm. Bunca zamandır yukarı bakmak hiç aklıma gelmemişti. Yukarı baktığımda bir tavan gördüm. Uzun süre bakakaldım. Kareler halinde metal şeritleri olan benekli bir tavandı burası. Yarım kürenin içerisinde beyaz bir ışıkla aydınlanan bir odanın tavanına bakıyordum. Bu ışık kaynağı nasıl oldu da bunca zaman aşağıyı aydınlatmadı? Tavana öylece bakakaldım. Bütün bunların sonsuz bir çukurdansa tavanı olan bir yerin içinde olması müthiş bir rahatlama sağladı. Bunca zamandır düşüş sırasında yere çakılma tehdidi ile yere bakma isteği yukarı bakma ihtimalinin önüne geçmişti. Sonra odayı tanıdım. Artık her taraf aydınlıktı. Bütün olanlar zihnimde tekrar canlandı. Oyunu, arkadaşlarımı, odayı hepsini hatırladım. Sonra aklımda merkeze geldiğimizde kırmızı tişörtlü adamın söyledikleri canlandı:

“Oyun başta kolay gibi gözükebilir. Bir düşüş yaşıyor gibi hissedeceksiniz. Etrafta hiçbir şey görünmeyecek ve herhangi bir duyusal uyarıcı bulunmayacak. Dolayısıyla hayal gücüne olabildiğince izin vermeyen bir ortam. Hareket edebilirsiniz ve konuşabilirsiniz ancak buraya geldiğinizi ve ne yapmanız gerektiğini hatırlamayacaksınız. Genellikle oyunu çözmek uzun sürüyor. Arkadaşlarınızın ve sizin ne kadar sürede oyunu tamamladıklarınız kaydedilecek. Bunun dışında herhangi bir kayıt tutulmuyor. Dilerseniz arkadaşlarınız görüntü kaydı alabilirler…”

Üç arkadaş girdiğimiz iddia zihnimde canlanmıştı. Nemli ve sıcak bir günde şu sıralar oldukça hızla yayılan bu oyunu denemeye karar vermiştik. Kendi aramızda hararetle kim en kısa sürede çözer, hangi yoldan çözüme ulaşılır diye tartışmıştık. En sonunda ilk kim girecek diye bir kapışmadan sonra kura çekmiştik. İlk çıkan isim benimkiydi. Bugün buraya gelişimin her anını hafızam geri kazanmıştı. Hemen odadan çıkıp yanlarına gittim. Süreyi söylediklerinde hayal kırıklığına uğramıştım. Benim performansım üzerine çok daha iyisini yapacağını düşünenler adım adım öne çıktı. Düşüşe girmeden önce ben de daha kısa sürede çözeceğime inanıyordum. Düşerken sadece aşağıya bakmanın bu kadar içine alacağını tahmin edememiştim. Yukarı bakmanın aklıma gelmesine kadarki düşünce zincirimi gözden geçirdim. Anlaşılan o noktaya gelene kadar epey zaman geçmişti. Gerçekten de unutmanın bir etkisi vardı ama düşüşteyken süre tutmam, kendi kendime oyun oynamam zihnimin üzeri örtülmüş kalıntılardan bana verdiği sinyallerdi. Şimdi o sırada düşündüklerim, bağırmalarım ve korkularım için gülünç hissettim. Nasıl oluyordu da insanın aklına yukarı bakmak gelmiyordu? 

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Gölgelerin bile kaçacak yer aradığı sarı sıcak bir öğle… Güneşin çatırtısını duyurduğu, toprağın bin yerinden yarıldığı, aman billah vermez bir yaz günü… Kuştünek Köyü’nde insanların yarısı; çoluk çocuk, yaşlı, kadın, sakat-sağlam dışarıda, diğer yarısıysa cehennem sıcağına rağmen kapı-pencere örtük, havasız evlerinde birer ölü gibi kıpırtısız ve ölü grisi benizleriyle beklemekte. Köyün iki yarısı da korku dolu… Kendini evden dışarı atan da …

Share

Koskocaman zarif bir kentin keman çalışı Arşeyi gökkuşağına daldırıyor nazla Ve Notalar dans ediyor halkımın barışı, İsimli parça eserken caddelerden hazla Kaprisli dumanlardan yükseliyor harlı ateş Sevgi askerlerinin dans ettiği döşemeye Sımsıcak siperlerini seriyor çıplak güneş Bir külçe altın veriyor bir gülümsemeye Kıvranıyor perdeler işlemeleri sökülmüş Diş perisinin konduğu karanlık kervanında Vahalara sel basmış, tanrıdan …

Share

İlkyaz ile her sayıda öncelikli olarak üç genç yazarı tanıtıyoruz sizlere. Bir öykü veya birkaç şiirden oluşacak bu eserleri İlkyaz gönüllüleri olarak İngilizce’ye çeviriyor ve dünya kamuoyuyla tanıştırmak için çabalıyoruz. Yeni sayımızın içeriğini aşağıda bulabilirsiniz! Bir seneyi aşkındır seçtiğimiz isimlerin yazılarını her ay dünyanın farklı bir yerinde konumlanan PEN merkezinden birinin o ülkenin diline çevirmesini …

Share
Önceki / Previous KIRMIZI KUTUDAKİ SAAT
Sonraki / Next kir