Adamın, yaşanan olayda hatası yoktu. Ayaklarını, iki fındık ağacı arası gibi yaydı ve bu yayılma sonrası pantolon patladı. Yaygın tabirle ‘‘apış arası’’ yırtıldı. Yedeği tarlanın ortasında bulunan bağ evinde, bir çiviye asılı halde duruyordu. Yırtılan da artık yama tutmazdı. Geçen zaman içinde çok defa elden geçmişti. Yırtılan bölgelerin sahil şeridinde, iğne tutacak kıyı kalmamıştı. Sahilde kepçe dolaşmış gibi, tırmık izlerini andıran sökük izleri vardı. Ayağından çıkartıp, ağaç dalına özenerek yaydı. Artık patlama derdi nasıl olsa yoktu. Uzaktan görünmesi için olabildiğince genişletti. Zaten asılan pankartlarda da her zaman delik olur düşüncesindeydi. Pantolon da pekâlâ aynı vazifeyi görebilirdi. Emekliliği gelmiş ama çalışmadan geçinemeyenlerin durumuyla aynı pozisyondaydı. Bir dal üstünde asılı duruyordu. Yırtığından bile faydalanmak için yırtıcı hayvanlara karşı yem olarak öne sürüldüğünde, vakit akşamdı. Bağ evine gitti, asılı olanı aldı ve giydi. Köye öyle döndü. Bülent köye dönerken, biride köyden dönüyordu. 

Hasat zamanı tarlaya inen çok olurdu, bu inenleri sadece insanla kısıtlamak yanlıştı. Domuz avına gidip, civar tarlaları da gözetleyen Cezmi, ağaca asılı pantolonu görünce ilk olarak bir şeye benzetemedi. Ne domuzdu, ne de başka bir yırtıcı. Elinde av tüfeği olmasına rağmen hareketsiz durduğu için yaklaşmaya korktu. Benzinlik girişlerinde, içeri davet eden bir şişme adam eli gibi pantolonun ayağı da sallansa, icabet edebilirdi. Şansına havada rüzgâr da yoktu. Ama aklında bin bir türlü senaryolar belirdi. Ne hikâyeler dinlemişti! Bunca yıl ‘‘aslı astarı olmayan şey’’ diye baktığı olaylardan biri karşısında duruyor olabilirdi. Yanına fener alma âdeti olmuş olsaydı, hayvanımsı canavara karşı belki bir cesaretle tutabilirdi. Sarkan iki bacak kısmını, kol olarak algıladı. Apış arası deliğini ise açık ağzı. Epey geniş olan yere baka kaldı. 

Bir süre bekledi, bir diş hareketi görmedi. Hareket gelmeyince bastı fişeği. Vurdu vurmasına ama yere inen bir şey olmayınca yine aynı noktaya bir daha yaktı namluyu. Vurduğu yerin tam üstünü vurmuştu. Ama nafile. Adam, canavarın fişekle beslendiğini zannetti. Ağzını vuruyor olmasına rağmen sanki boyun altını okşuyordu. Tarladan vazgeçti. Konu can olunca, insana tercih hakkı kalmıyordu. Çekildi gerisin geri. Ortamı, ağaçta asılı olan arası patlak pantolona teslim etti. Hayatında görmediği türden bir şeydi. Akşam konuşmadı kimseyle, ‘‘erkencisin’’ diyen oldukça, ‘‘bu gece domuz gelmez’’dedi. Bu gecenin hikmetini açıklamadı. Sabahı iple çekti. İlk ışıkla birlikte doğrudan, ‘‘ayak izlerini alçılama’’ hobisi olan Suat’a gitti.

Cezmi, Suat’a giderken bir haber de köye geldi, ‘‘Veysi, hayrat başında tam su içerken fenalık geçirdi. Hayrat sahibinin uğursuzlar içmesin diye ahtı vardı kesin o tuttu.’’ Ağzını su musluğuna dayarken uygunsuzca duruş sergilediği yani domaldığı için kimse kurşun deliğini göremedi. Veysi yerde hareketsiz yatarken bölgeye gelen insanlar bunu bayılma zannettiler ve en az yarım saat tokatladılar. Kanama olmadığı için durumu kalp krizine yordular. O da tutmayınca yüzüne çeşmeden su attılar. Olayın gerçeği saatler sonra hastanede çıktı. Veysi hastaneye götürülünce, bu kez de olayın çözümü için köye ekip geldi. Hayat böyleydi: her seferinde biri gidip biri geliyordu!

Çeşme başında inceleme yapan ekibin dikkatini hemen pantolon çekti. Veysi’nin iki büklüm durduğu yönden bakılınca görünüyordu. Önce Veysi’nin yerden malum yere kadar olan yüksekliği aşağı yukarı tahmini yapılarak ölçüldü. Sonra saçmanın geliş istikameti ölçüldü. Üç ayaklı yol ve arazi ölçüm aleti olan takeometreyle bakıldı. Tam apış arası hizasıydı ve makata kadar 100 metre mesafe vardı. İlk ipucu bulunmuştu.

Kurşunu sıkan adam yeni yaratığı anlatınca, değişik hayvanların ayağının hastası olan Suat, bir poşet alçıyla birlikte yola koyuldu.  Tüfeği yakan Cezmi arkasından anlattı, Suat galeyana geldi hızını arttırdı. Müzesine yeni bir ayak izini daha ekleyecekti. Tellal Cezmi, ayağını göremediği cismin ayaklarını, ‘‘sekiz tırnaklı’’ diye anlattı. Beşten sonra sayamayan ve her şeyi beşe göre ölçen Suat boşta olan eline baktı, yanına yarım el daha koydu. Ağzı açık kalınca yarım eli bütünleyip, ağzını kapadı.  

Ekip o arada ilk ipucunu genişletme derdindeydi. Pantolonun asılı olduğu tarlanın sahibi Bülent ve çeşmenin bağışçısı Soysal, olay mahalline getirtildi. İkisi de olanlardan habersizdi. Önce Bülent’e sorular geldi. Adam, gelen sorulara toplu halde ‘‘yırtılınca ben astım ama kurşun deliğinden daha büyük yırtıldı, vurma niyetim olsa delili asılı halde bırakmam. Ayrıca kurşun pantolonu yırtmadı, yırtıktan kurşun geçmiş olmalı. Pantolonun ötesine gidin’’ cevabını verdi. Pantolon olay yerinde, daldan indirilmeden incelendi. Ölçümler yeniden yapıldı. Delikten çeşme başı görünmeye çalışıldı.

Sıra Soysal’a gelince birçok soru ona da yöneltildi. Hayrat sahibi Soysal, ‘‘ben bardak koyma zorunluluğu hissetmedim, çeşmeden yıllardır ağız dayayarak içeriz. O pozisyona getirmenin sorumluluğu bende değil, çömelseydi saçma kafasına gelirdi. Keşke kafasından yemiş olsaydı, hiç olmazsa bu duruma düşmezdi. Ayrıca pantolon boşluğundan nişan alındığını görmedim, bana ne mesaj verilmek istendi bilemiyorum’’ dedi. Üstüne bir de öneri verdi. ‘‘Çeşme başına, hayvan yalağından su içmeye gelen enteresan hayvanların alçıyla ayak izini alan Suat var, ona gidip bir danışılmalı. Giren belki kurşun değildir’’ dedi. 

Dala asılı duran pantolon deliği, silah aparatı olan ‘‘gez’’ gibiydi ve hedef bölgesine nirengi noktası gibi tam oturuyordu. Göz lazımdı! O da 100 metre ilerde pantolon deliğinden göründü. Bülent, ‘‘işte delikten öteye gidin diye boşuna demiyoruz’’ dedi. Eliyle, delikten gözüken Suat’ı işaret etti. Soysal da, ‘‘işte dediğim şahıs bu, ayakçı herif bu’’ dedi. Suat, kalabalığın hala sekiz tırnaklı yırtıcı için toplandıklarını sanıyordu. 

İşaret Suat’a doğru giderken, bu kez haber çeşme başına geldi. Doktor kontrolü sonucu Veysi’nin makat ağzında saçma bulunduğu teyit edildi. Yani giren başka bir şey değildi. İstemsiz bölge kası, tüm istemsizliğini yitirmişti. Artık tıkama görevimi yapamayacaktı. İş ciddiye bindi. Gelen haberi, alçılı Suat’ta duymuştu. Suat olaydan sıyrılmak için elindeki poşeti gösterdi, ‘‘benim ki bir hobi. Silahla saçmayla işim olmaz. Hem ben uzaktan alçı atmam, ayak izinin yanına giderim öyle alçılarım. Ayrıca saçma atılan hayvanların ayaklarını alçılarım, atan hayvanların değil. Evde küçük bir müzem var oraya koyarım.’’dedi. 

Cezmi kendine yönelik bir saldırı olduğunun farkına vardı ama ses etmedi. Suat’tan güç alan Pantoloncu, işin içinden sıyrılmak için onca insanın önünde bastı feryadı, ‘’demek apış aramı vuran sendin’’ dedi, eli tüfekliye. Gez olmaktan yırtmak için bu yöntemi izledi. Yoksa yardım yataklık ensesindeydi. Cezmi ikinci saldırıyı da yemişti. Bu sefer cevap vermek zorundaydı. Pantolonun hizasında ki adamı vuran tüfekçi, ‘‘apış aranı vursam ortalıkta böyle dolanabilir miydin? Ben domuz vurdum, su kenarına doğru kaçtı. Belki ayağı müzesinde yoktur diye Suat’a haber ettim’’ dedi. Suat ‘‘gerçektende sekiz tırnaklı domuz görmedim’’dedi. Meseleyi hala sekiz tırnakla sınırlı zannediyordu. 

Hayratçı Soysal, tartışmaya müdahil oldu, ‘‘mülk sahibi ben değilim. Umuma verdim burayı, yer sağlamadım. Benim ki tamamen iyi niyet göstergesi. Domuzu da ayıramıyorsun ki su içmesin diye. Sadece uğursuz içmesin diye ahtım vardı, demek ki Veysi uğursuz çıktı’’dedi. Alçıcı ile Hayratçı toplumu ikna etmişti ve işin içinden sıyrılmıştı. Sıyrılamayan; göz, gez, hedef kalmıştı. Arpacık kısmını ise Veysi’nin iki kalça lobunun birleşiminde ki orta çizgisi temsil ediyordu. 

Özel ekip personeli tüfekçiye, ‘‘nasıl bir domuzdu, arkası falan nasıldı? Tarif et bize deseydik ne derdin?’’ dedi. İki tarafta bir suçlu bulmaya meyilliydi. Cezmi, Veysi’yi gözünün önüne aldı ‘‘çok şey derdim. Epey iriceydi, ayaklarının arasından bir ağız sarkıyordu yani kafası önde kıçı havadaydı. İri bir hayvan gibi otlanıyordu. Gece gece fındık ağaçlarına dalarken gördüm, susayınca buraya geldi. Verdim ateşi’’ dedi. Makattan kurşun yiyen adamın gerçektende de fındık çalma huyu vardı. Cezmi buna sığındı. Tedavi süreci tamamlanır tamamlanmaz Veysi de getirtildi. Kıçı bantlıydı ve ayağında genişçe bir önlük vardı. Sünnet olmuş gibi ayakları açık yürüyordu.

Ekip, insanlar tarafından tarif edilen domuz görüntüsünü Veysi’ye uydurma gayretiyle baktı. Gayret olunca bir işte, illa ki sonuç verirdi. ‘‘Seni görmüşler, kafan önde otlanırken’’dedi, iki kişiden biri. Veysi, olayı örtbas etmek için ‘‘bir çuval fındık için, adam mı vurulur? Üstelik ateş eden ile pantolonu asanın çuvallarını çalmadım, tarlalarına girmedim, mallarına zarar vermedim ama onlar zarar verdi. Zaten Suat’ın bana alçı borcu vardı’’dedi. Cezmi fırsatını bulduğu gibi konuya Suat’tan önce girdi, ‘‘ben de Suat’ı bu domuz için çağırmıştım zaten. Müzende böyle bir domuz var mı? Milletin fındığına dalıyor’’dedi. Suat, ‘‘yok lakin bunda sekiz tırnakta yok’’dedi. Cezmi, ‘‘sekiz derken bildiğimiz sayı olan sekiz değil, sek iz yani katıksız. Bu katıksız tırnaklı’’dedi. İş iyice sarmal hale gelmişti. Veysi hala olayın mağduru rolünü oynamaya devam etti.

Veysi, ‘‘benim hastane masraflarını bir çuval çotanaklı fındık karşılamıyor, üstünü kim ekleyecek. Fazladan vurdunuz’’dedi. Haklılık payı vardı. Dahası Cezmi de tüfek taşıma ruhsatı yoktu. Olayı Suat’a yıkmak için ‘‘benim fişek parası ne olacak, senin mahsulü koruduk’’dedi. Haklılık payı vardı, mahsulünü koruyamamıştı ama tarlasına dadananı bulmuştu. Suat, ‘‘hepsi Bülent’in suçu, hedefi onun arası gösterdi. Hedef gösteren her zaman tahrik saçar’’dedi. Pantolon sahibi ‘’ben astım ama Veysi’yi korkutmak için astım, vurmak için değil. Amacıma da ulaştım, korkup tarlama girememiş. İşin benimle ilgisi yok. Hayrat yanlış yere yapılmış.’’ dedi. Haklılık payı vardı, pantolonu gerçekten de yırtıcıları korkutmak için asmıştı.

Soysal, ‘‘hayrı, şer duruma çeviren senin apış arandır, uğursuzun arpacık gibi duracağını nereden bilelim. Sonuçta ahtım gerçekleşmiş oldu’’ dedi. Çeşme yanında tartışma uzayıp gitti. Hayrat denetleme ekibi ihaleyi birine yıkamadıkça gerildi. İki kişiydiler ve biri sorumluluğu üstlendi. Kararını ayaküstü verdi ‘‘patlak pantolon, fişeğe bir saçma borçlu; fişek apış arasından izinsiz geçtiği için suçlu’’ dedi. Söylediği söz sonrası, sorumluluğu üstünden atmak için çeşme başından ayrıldı. Diğeri de sorumluluğu üstlenmemek için onu takip etti. Olayı kabullenmeyen köylü, sorumluluğu kabullenmeyen ekibin arkasından baktı.

Kalanların hiçbiri, kararın ne olduğunu anlayamadı. Köy meydanında hırsızı, ayak sanatçısı, avcısı, hayırseveri… Birçok çeşit insan vardı. ‘‘Suçlunun, alacaklı olduğu bir dünyayı’’ ne hırsızı çözebildi, ne de hayırseveri.

Bunları da Sevebilirsiniz

2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak olaylarında kaybettiğimiz halk ozanı Hasret Gültekin’in 1989 yılında, henüz 18 yaşındayken Hollanda’da verdiği Ulusal Kanal’da yayınlanan konser görüntüleri… Hasret Gültekin Kimdir ? Sivas İmranlı’nın Han köyünde dünyaya geldi. Süleyman ve Hacıhanım Gültekin’in üçüncü çocuğudur. Gültekin 6 yaşında iken bağlama çalmaya başladı. Girdiği Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesini yarıda …

Share

Kaynak: Oylum Yılmaz, Ayrıntı Dergisi Sürgün edebiyatı. Böyle söyleyince, yerinden yurdundan sürgün edilmişlerin hikâyelerinden oluşan, dar çerçeveli bir edebiyat türü olarak geliyor kulağa, biliyorum. Ancak değil, öyle ki, bugün artık çağdaş edebiyatı kapsayan majör bir duruma işaret ediyor sürgünlük kavramı. Bir insanlık trajedisi olduğu kadar, Fethi Naci’nin de dediği gibi ‘insanlığın trajik serüveni’ olduğu kadar …

Share
Önceki / Previous KIRIK AYNA
Sonraki / Next Ceset