Benim adım Efluna. Mesleğim gereği bugüne kadar her türden bombayı imha ettim. Ama daha çok, gizlice etrafıma yerleştirilen ve ben anlayıncaya kadar çoktan patlayıveren insan bombalarını imha etmekle uğraştım. Nasıl zor iş bilemezsiniz. Hem onların kabloları görünür yerlerde de değil. Yanlış düzenekle uğraştığınızda ya siz de onlarla birlikte atomlarınıza ayrılırsınız ya da patlamaktan daha beter birtakım fizyolojik ve ruhsal değişikliklere uğrarsınız. Aslında onlar bir nevi uranyum 235 ve plütonyum 239 çekirdekleri gibidirler. Durdukları yerde keyifleri yerindedir ama kızdırmayagörün, ardı arkası gelmeyen kontrolsüz reaksiyonların biricik kurbanı olursunuz.  

      Geçenlerde iş için sabahın erken saatlerinde bir yere çağrıldım. Beni almaya gelen şoför her zamankinden daha endişeli görünüyordu. Dikiz aynasından sık sık göz göze gelince sormadan edemedim.

“Bir sıkıntı mı var Melih abi?”

Derin bir nefes aldı.

“Bu seferki iş her zamankinden zor olacak diyorlar. Hatta bugüne kadar aldığın en zor ve tehlikeli görev olabilirmiş. ” 

“Kim diyor?”

“Birimdekiler.”

“Atom bombası mı yoksa?”

“Öyle de denebilir.” 

Beni stadyumun girişinde bırakıp gözden kayboldu. Kaskımı takarak stadyumdan içeri girdim. Etrafta kimse görünmüyordu. Biraz daha ilerledim. Yetkili kişileri ve bombayı arıyordum ama yeşil sahanın tam ortasına kurulu küçük, beyaz bir masa ve masada oturan genç bir adamdan başka kimseyi göremedim. Adamın yanına gelinceye kadar durmadan yürüdüm. Sakindim ama bütün sakinliğim masaya oturduğum an çabucak kayboldu.

        Karşımda hiç tanımadığım, yüzüne bile doğru düzgün bakmaya cesaret edemediğim, sadece varlığıyla ruhumu eriten bir adam oturuyordu ve ben o sarhoş edici varlığa aşık olmamak için kendimi zor tutuyordum. Sesini bilmiyordum, adını bilmiyordum, maskenin yarı kapattığı yüzünün tam olarak nasıl bir yaratılış mucizesi olduğunu bilmiyordum. Ama öyle bir varlıktı ki bir kere göz göze gelmem, onun beni kendine kara bir büyü gibi bağlamasına yeterli geliyordu. 

         Şiirler geçiyordu içimden. Sevdiğim birkaç mısra, onu anlatan tümcelerin en güzel birleşimi olup dökülüyordu sessizce dudaklarımdan. Bana bakıyordu anlamsızca. “Muhtemelen aklımdan geçenlerden hiç haberi olmayacak.” diyordum kendi kendime. Gülümsüyordum. Sonra parmağındaki o metal halkayı gördüm. Bir bomba imha uzmanı olsanız da çoğu zaman sizi göz göre paramparça edecek bombaları imha etmeye gücünüz yetmez ve az sonra sizi paramparça edeceğini bildiğiniz bombanın karşısında beklersiniz boynunuz bükülmüş halde. Bilirsiniz ki kendi içinizde patlayan bombalar ne füsyon bombasına benzer ne de hidrojene. 

Maskesini indirdi.

Muazzam bir patlama…Her yer ışıl ışıl…

Bir sıcaklık yayılıyor merkezden çevreye doğru. Mantar bulutu beni de içine alıp yükseliyor. 

Yüreğim Nagazaki… Parçalarım etrafa saçılıyor. Yükselip yükselip tepeden düşüyorum.

İnsan aynı büyüye ikinci kez kapılabilir miydi? Aradan geçen on yılın üzerine bunun da cevabını buluyorum. 

Yüreğim Nagazaki ve artık yaşamıyorum..

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Vurgun yedim. Nefessiz kalmışım bir süre, yani sensiz… Sigara uzattılar bana, kendime gelmem için. Sarma sigara, kurumuş tütünden… Kim bilir hangi vurgun yemişten. Öyle şanssızım ki, öyle sensiz… Vurgun yemişken bile, Tekel sigarası içemiyorum. Unutmuşum, bir de parasız. Seslendiğim zaman tanımamıştın hani. Sarma sigara sesimi kalınlaştırır. Belki de ondandır. Yoksa küstün mü? Sırf ilkokulda saçını …

Share

Gülenay Börekçi, Halil Türkden Kültür sanat gazeteciliğinin önemli isimlerinden Gülenay Börekçi ile edebiyat alanındaki yazılarıyla tanınan editör Halil Türkden, yeni medyanın sunduğu olanaklardan edebiyat ve medya ilişkisine kadar pek çok başlığı tartışıyor. Halil Türkden: Yeni medya, edebiyatın seyrine nasıl müdahale ediyor ya da nasıl dahil oluyor? Sen hem geleneksel hem de yeni medya araçlarını kullanan biri …

Share

Özgür Taburoğlu- 23 Ekim 2020 cuma Oğuz Atay, hastanedeki son günlerinde bile, ömrü vefa etseydi yazmak istediği Türkiye’nin Ruhu adlı roman taslağı üzerine notlar alır. Eserini tamamlayabilseydi, günlüğünden anladığımız kadarıyla, iç dünyalarını biraz terk edip dışarı çıkmaktan çekinmeyen kişiler yaratabilirdi belki de. Eser, beşeri ve sosyal bilimlerle karışık bir anlatı olurdu muhtemelen. Günlüğünde, yeni anlatısında Bir Bilim Adamının …

Share
Önceki / Previous FIRTINANIN ORTASINDAKİ
Sonraki / Next The internet of everything - Our relationship with the internet (DW Documentary)