Kendine çarpan küçük kız
O an çarparak kendi dönen dumanında
Çırpınışı çünkü son arı kuşunun
Yaşamın sökük ipliğinde
Oyalanıyorum
Neden sökülmüş neden
Ve görkemli dizeler yazsam belki
Yardımcı olamaz argın kimliğime
Su titrek hep,
Göğ antik çağ’da kalmış gözümde
Toprağı bulamıyorum Tanrı’m
Bu yüzden kahve rengini seviyorum.

Tozuttu o zihin savurdu beden
atomlarını, damıttı deliliği
günbegün, en saf formuna
dilimi bazen
bir urgan sıkıyor
kalbim kibritten mi yapılmış?

Kendine çarpıp duran küçük kız
Hep kendinde olacak bitikliğin
Başlangıcını kimse söylemeyecek sana
Sadece bitişleri bileceksin
Tekrar doğmayacaksın asla
Noktanı koydular.

Cümleler nasıl form alır nasıldı
Bir güz mayışıklığına denk geliyorlar
Eskil anlara batırıp kafamı,
nasıl gün gelir sevisiz kalırız
anlamadan, nasıl avcumu okşayan yapraklar
zamanında elimde çatırdar ve kırılır
bilmeden.

Keşke biri
Acımdan öteye öpse.

Tanrı’m,
boğ beni sükunetinde.

Bunları da Sevebilirsiniz

Kaynak ve çeviren: Ümid Gurbanov Anthony Burgess, ünlü romanı Otomatik Portakal’ın bir şaheser olmadığını belirterek, “barbarlık” ile “şiddet” arasında bir ayrım yapıyor ve devletin iyilik dayatmasının bireyin kötülüğü seçmesinden daha kötü olduğunu ifade ediyor…   Ümid Gurbanov’un açıklaması: “Otomatik Portakal’ı ilk izlediğimde, filmin hâlâ aklımdan gitmeyen kimi sahnelerinde nefesimi tuttuğumu hatırlıyorum. O zamanlar sanırım Kubrick …

Share

  Nereden başlasam bilemiyorum şu hayata  Geçmişe göz atsam mesela , masum düşlerin yansıyan raks’ına  Hissedemem kendimi kayıp zamanın ardına bakarken  İçimde hüzünsel kaoslar , yüzümde sonbahar çiçekleri  Bilemezsin huzura susamış dudaklarımın anlattıklarını  Kimi zaman da bir hayal takılır gönlümün duraklarına  Yine de yok zararım , kendimden ve yanan kibritten başkasına  Anlatıyorum hikayemi rüzgarın dallarına …

Share

Gözlerimi ufuk çizgisine dikmiş bakıyorum. Deniz, birkaç kaya kütlesini saymazsak sadece deniz var. “Hep böyle değil aslında, temmuzda daha güzel oluyor,” diyor yanımdaki kısa boylu, pos bıyıklı adam. Anlattıklarını dinlemedim, dalıp gittim sanacak; oysa ilgisizliğim kulaklarımda uğuldayan rüzgârdan, bir şey duyamıyorum. “Nasıl? Ne dediniz?” diye soruyorum. “Hep bu kadar rüzgârlı olmuyor aslında, temmuz daha sakin …

Share
Önceki / Previous Dolu Dolu Bir Gece
Sonraki / Next Ayja ile Konuşmalar I