Reich, faşizmi açıklamak için kitlelerin cehaletine veya yanılsamasına başvurmadığında, ve arzuya göre, arzuya dayanarak bir açıklama öne sürdüğünde bir düşünür olarak en etkileyici anındadır: hayır, kitleler aldatılmadılar; belirli bir aşamada, belirli koşullar altında onlar faşizmi arzuladılar, ve açıklanması gereken şey de sürü arzusunun bu sapkınlığıdır.[1]

Deleuze ve Guattari’nin Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni kitabı arzu ve toplumsal üretim arasındaki bağlantıya odaklanır. Eserin çeşitli bölümlerinde Wilhelm Reich’a atıfta bulunmaları bu bakımdan bir tesadüf değildir. Deleuze ve Guattari, arzu ve toplumsal alan arasındaki ilişkiyi ilk kez sorunsallaştıran birtakım Marksist yaklaşımların kitlelerin yanıltıldığı, kandırıldığı yönündeki tezlerine itiraz ederek faşizm ile arzu ilişkisi üzerine sahih bir biçimde eğilen ilk düşünürün Reich olduğunu belirterek onun materyalist bir psikiyatrinin kurucusu olduğunu iddia ederler.[2]

Bu metinde, Deleuze ve Guattari’nin Anti-Ödipus Kapitalizm ve Şizofreni eseri ile Wilhelm Reich’ın Faşizmin Kitle Psikolojisi eserini birbiriyle konuşturmayı; Deleuze ve Guattari’nin, Reich’ın fikir evreni bağlamında, göz önüne aldıkları, düşünme alanlarını açmaya hizmet eden analizleri ve ayrı düştükleri noktaların üzerinde kısaca durmayı amaçlıyorum.

Deleuze ve Guattari Anti-Ödipus’un 51. paragrafında Wilhelm Reich’ın Faşizmin Kitle Psikolojisi eserinde ortaya attığı önemli bir soruyu gündeme getirirler: “Açlık çekenin çalması ya da sömürülenin grev yapması değil açıklanacak olan, buna karşılık açlık çekenlerin çoğunluğunun niçin çalmıyor ya da sömürülenlerin çoğunluğunun niçin grev yapmıyor, sorusudur.”[3]

Bu soru, arzu ve toplum, başka bir ifadeyle psikanaliz ve Marksizm ilişkisi üzerine düşünmeye imkân sağlar. Reich’a göre açken yemek çalmak ya da sömürüye karşı grev yapmak sosyal durum ile sosyal bilincin örtüştüğü rasyonel bir eylemdir ve sosyal-ekonomik süreçlerle açıklanabilir. Açken çalmamak ise bu örtüşmenin ortadan kalktığı, çelişik ve bu nedenle sosyal psikolojinin açıklama getirmesi gereken irrasyonel bir tutumdur.

Reich bu noktada Freud’un psikanalitik yaklaşımları ile Marx’ın ekonomi yaklaşımını bağdaştırma çabasıyla, seksüel-ekonomik sosyoloji ya da sosyal seksüel-ekonomi şeklinde ifade ettiği bir kavramsallaştırmaya başvurur. Dolayısıyla Reich’a göre sosyal seksüel-ekonomi hem Marx’ın toplumbilimsel hem de Freud’un psikolojisine yaslandığından kitle psikolojisi ve seksüel sosyoloji gibi kavramları bünyesinde barındırır. Reich, soruyu şu şekilde formüle eder: “… nasıl oluyor da küçük çocukların mastürbasyonu ve ergenlerin cinsel teması, benzin istasyonları kurulmasını ve uçak üretimini rahatsız ediyor?”[4]

Reich’a göre bu sorunun bileşenleri ilk bakışta görüldüğü gibi pek de birbirinden bağımsız değildir. Cinsel bastırma ile toplumsal üretim ve ekonomik ilişkiler arasında bir ilişki söz konusudur. Ortada cinsel bir bastırma var ise bunun kaynağına inecek ve süreçlerini inceleyecek olan psikanalizdir. Fakat seksüel ilişkiler ve onun baskılama yöntemlerinin neden belirli tarzlarda kendini gösterdiği aynı zamanda ekonomik ve sosyolojik boyutuyla incelenmelidir. Ancak bu şekilde, cinsel baskılamanın ekonomik ve toplumsal gerekliliklere hangi mekanizmalarla uyumlandırıldığı -ve cinselliğin manipüle edilerek kendi yönelimine ya da doyumuna aykırı fakat sistemin çıkarına uyumlu yapılara zorlandığı- açıklığa kavuşabilir. Reich bu yaklaşımı şu şekilde özetler: “Psikoanaliz, seksüel ezilmenin ve bastırmanın ve bunun tek tek hastalıklı sonuçlarının etkilerini ve işleyişini bize açıklar. Sosyal seksüel-ekonomi devam eder: Hangi sosyolojik nedenden seksüalite toplum tarafından baskıya uğrar ve birey tarafından bastırılır?”[5]

Öte yandan Reich, Marksizm ve psikanalizin yan yana getirilerek bitiştirilmesinden ibaret olacak bir yaklaşımı reddeder. Reich’a göre seksüel-ekonomik sosyoloji Marksizm ve psikanalizden beslenmekle ve onların yöntemlerinden yararlanmakla beraber başlı başına özgün bir alandır:

Güdüsel ve sosyal-ekonomik süreçler insan varoluşunu belirler. Ama “güdü” ile “ekonomi”yi keyfen bir araya getirmenin eklektik denemelerini reddetmeliyiz. Seksüel-ekonomik sosyoloji, psikoanalizin sosyal etkeni ve marksizmin insanın hayvansal kökenini unutturan çelişkisini çözümler.  Başka bir yerde dile getirdiğim gibi: Psikoanaliz seksüel-ekonominin anası, sosyoloji babasıdır. Ama bir çocuk anababanın toplamından daha fazladır. O yeni, bağımsız ve geleceğe açık bir canlıdır.[6]

Deleuze ve Guattari’de Anti-Ödipus’ta, Marx ve Freud arasında paralellik kurmakla yetinerek ve süreçleri eşitleyerek yapılan analizlerin toplumsal üretim ve arzu ilişkisini açığa kavuşturamayacağını iddia ederler:

Bir yanda gerçekliğin toplumsal üretimi ve diğer yanda sadece fantezi olan arzulama-üretimi diye bir şey yoktur… Bir yandaki para, altın, sermaye ve kapitalist üçgen, ve diğer yandaki libido, anüs, fallus ve aile üçgeni arasında bir paralellik kurmakla yetindiğimiz sürece hoşça vakit geçiriyoruz, yine de paranın mekanizmaları onu yönetenlerin anal yansımalarından hiç mi hiç etkilenmemiş olarak kalıyor. Marx-Freud paralelliği, şu meşhur para = bok eşitliğinde olduğu gibi, onların tam olarak karşılıklı birer yabancı olmasına son vermiyorken, yine de birini öbürüne göre içe-döndürme veya yansıtma olarak sahneye sürdüğü sürece bütünüyle kısır ve konuya ilgisiz kalacaktır. Gerçekte toplumsal üretim, yalnızca belirli koşullar altındaki arzulama-üretimidir. Toplumsal sahanın (ki arzunun tarihsel olarak belirlenmiş nesnesi odur) aracısız bir şekilde arzu tarafından katedildiğini ve libidonun herhangi bir vasıtaya veya yüceltmeye, herhangi psişik bir müdahaleye, herhangi bir dönüşüme ihtiyaç duymadan üretici güçlere ve üretim ilişkilerine yatırım yaptığını söylüyoruz. Başka bir şey değil, ama sadece arzu ve toplumsallık vardır. Toplumsal yeniden-üretimin en bastırıcı ve en ölümcül biçimleri dahi, böylesi bir üretimin, analiz etmemiz gereken çeşitli koşullar altında verdiği netice olan bir organizasyon dâhilinde arzu tarafından üretilirler.[7]

Buna göre Deleuze ve Guattari, arzu ve toplumsal üretim süreçlerinin birbirinden ayrılarak analiz edilmesine itiraz ederken, arzunun ve toplumsal üretim süreçlerinin birbirine içkin olduğunu iddia ederler. Dolayısıyla arzu ve toplumsal üretim süreçlerinin birbirinden bağımsız kendilerine has belirlenimleri, bu belirlenimlerin arasında bir ilişki, nedensellik ya da yön tayin etmek üzere ayrıştırılarak incelemeye tabi tutulmalarını gerektirecek öznel mekanizmaları yoktur. Özetle Deleuze ve Guattari şöyle der: “Arzuya özel bir varoluş biçimi, toplumsal üretimin maddi gerçekliğine karşıt zihinsel ya da psişik bir gerçeklik atfetmek söz konusu değildir.”[8]

Dolayısıyla Deleuze ve Guattari, her ne kadar, Reich’ın psişik bastırmanın toplumsal bastırmaya dayandığını göstermesine[9] büyük bir önem atfetseler de Reich’ın gerek toplumsal ve psişik süreçlere, rasyonel ve irrasyonel yapılar atfederek, gerek altyapı ve üstyapı ayrımları üzerinden onları birbirinden farklılaştırarak, toplumsal geleneklerin oluşumuna dair süreçlere atıfta bulunarak ayrıştırmasına itiraz ederler.

Açken çalmamak ya da faşizmi arzulamak gibi kendi çıkarına aykırı eylem ve düşünceler irrasyoneldir Reich’a göre ve bunun kaynağında cinsel bastırma vardır: “… her toplum, üyelerinin kitlesinde, ana hedefleri için gereksindiği yapıları oluşturur. Bu kitlesel psikolojik yapılar olmaksızın hiçbir savaş mümkün değildir.”[10]

Bu psikolojik yapılar bireyleri bastırma mekanizmalarından türeyen çileci ideolojilere mahkûm ederek, onları toplumsal çıkar odaklarının hizmetine sokar. Reich’a göre Marksizm’in bu irrasyonel tutumu kandırılmak gibi yüzeysel ve sorunun temeline inemeyen açıklamalarla geçiştirmesinin nedeni soruna katı ve mekanik bir altyapı-üstyapı ayrımına dayalı yaklaşımından kaynaklanır. Reich bu sorunu şu şekilde ifade eder:

Kaba marksizm şematik olarak ekonomik varoluşu genel toplumsal varoluştan tamamen ayırır ve insanların ‘ideolojisi’ ve ‘bilinci’ yalnızca ve doğrudan doğruya ekonomik varoluş tarafından belirlenir savını ileri sürer. Böylece ekonomiyle ideolojinin, ‘altyapı’ ve ‘üstyapı’nın mekanik bir karşılaştırılmasına ulaşır; ideolojiyi şematik ve tek yanlı olarak ekonomiye bağımlı yapar ve ekonominin gelişmesinin ideolojinin gelişmesine bağımlı olduğunu görmezden gelir. Bu nedenden ‘ideolojinin geri etkisi’ denen soruna kapalıdır… ilk olarak ekonominin çelişkilerini ideolojide aramadığı ve ikinci olarak ideolojiyi tarihsel bir güç olarak kavramadığı için, ekonomik durumdan tek yanlı ortaya çıkmıştır.[11]

Reich’a göre cinsel bastırmaya dayanan bir psikolojik ideolojinin ekonomik süreçlere yansıma biçimi onu altyapıya etki eden bir maddi güç haline getirerek kitlelerin irrasyonel ve çelişkili tutumlarını açıklar çünkü: “Her toplumsal oluşumun ideolojisi yalnızca bu toplumun ekonomik sürecini yansıtmakla kalmayıp aynı zamanda bunu o toplum insanlarının psikolojik yapılanmalarında yerleştirmelidir.”[12] Bu mekanizma Reich’ın geri-yansıma dediği süreci ifade eder; böylelikle ekonomik taban kaynağı olduğu toplumsal ideolojinin etkisi altına girer. Bu etkilenme sürecindeki zamansal farklılıklar ise Reich’ın geleneğin etkisi dediği yapının bir açıklaması haline gelir. Reich’a göre göreli olarak daha tutucu bir yapıda olan ideolojilerin değişim dönüşümü üretim ilişkilerinin gerisinde kalır. Psişik yapılar erken çocuklukta geliştiğinden katılık oluşturarak ekonomik süreçlerdeki yeni gelişmelere uyum konusunda zorluk yaratır. Bu şekliyle gelenek, eski ve yeni arasındaki çelişki ve çatışmanın bir irrasyonellik olarak tezahür etmesine temel teşkil eder: “Zira kitlelerin, irrasyonel, yani doğrudan sosyoekonomik duruma ters düşen düşünme ve eyleminin kendisi daha önceki, daha eski sosyoekonomik bir durumun sonucudur.”[13]

Öte yandan Deleuze ve Guattari, Reich’ın ekonomik ve psikolojik süreçleri, altyapı-üstyapı ayrımının geri besleme süreçleriyle ilişkilendirme ve geleneğin burada ortaya çıkardığı çelişkiler üzerinden irrasyonel seçimleri anlaşılır kılma yönündeki analizine karşı çıkarak arzunun bizatihi ekonomik altyapıya dahil olduğunu iddia ederler[14] ve bunu arzulama-üretimi kavramı üzerinden ifade ederler. Deleuze ve Guattari’nin Reich’a eleştirisi, toplumsal üretimin psişik bastırmadaki rolünü doğru tespit ettiği halde, bu analizi arzu ve üretimin birbirine içkinliğini tespit edecek şekilde daha da ileriye götürmek yerine, geri besleme mekanizmalarına ve geleneğin etkisine vurgu yaparak yeniden arzu ve üretim ikiliğine düşmüş olmasıdır. Dahası, Deleuze ve Guattari, Reich’ın atıfta bulunduğu geleneğin, arzu ve üretim ilişkisinin tarihsel devinimine ait olduğunu[15], arzunun temsillerinin üretim ilişkileri ile iç içe bulunuşuyla, diğer bir deyişle arzu-üretimi kavramıyla bağıntılı olarak yersizyurtsuzlaşma ve yeniden yerliyurtlulaştırma süreçleri üzerinden okunması gerektiğini ifade ederler.

Arzu ve üretim ilişkisinde Deleuze ve Guattari’nin iki önemli vurgusu öne çıkıyor: Arzu ve üretimin birbirinden ayrışmazlığı ve arzu ya da onunla ilintili psişik bastırmaların tarihsel koşullarla belirlendiği düşüncesi. Reich’ın, Deleuze ve Guattari’de arzu ve üretim ifadelerinde karşılığını bulduğumuz, psişik-yapılar ile toplumsal yapı ve ekonomi etkileşimi üzerine altyapı ve üstyapı ilişkiselliği ve gelenek üzerinden yaptığı analizlerde, nihai olarak bir ayrımı korumakta olduğu görülse bile Faşizmin Kitle Psikoloji’sinde yer yer arzu-üretimi kavramına çok yaklaştığı tespit edilebilir:

Bir insanın işiyle ilişkisine, eğer ona sevinç veriyorsa, “libidinöz” diyoruz;  ve cinsellik (en dar ve en geniş anlamıyla) birbiriyle en sıkı biçimde örülmüş olduğu için, işle ilişki aynı zamanda insan kitlelerinin seksüel-ekonomi sorunudur; çalışma sürecinin hijyeni, insan kitlelerinin biyolojik enerjilerini kullanım ve tatmin biçimlerine bağımlıdır. Çalışma ve cinsellik aynı biyolojik enerjiden kaynaklanır.[16]

Reich, kitabın bir başka bölümünde ise yine arzu ve üretimin içkinliği düşüncesinin nüvelerini içerdiğini hissettiren şu soruyu sorar:

Bir toplumu taşıyan katmanların ruhsal yapılarının egemen güçlerin ekonomik dokusuna ve amaçlarına nasıl oluyor da hassas bir makinenin parçaları gibi uygun oluşturulduğu daha uzun süre çözümsüz bir bilmece olarak kalacaktır. Bir toplumun ekonomi sisteminin kitlesel psikolojik yapısal kopyalanması olarak betimlediğimiz şey, her halde politik fikir oluşturmanın öz mekanizmasıdır.[17]

Deleuze ve Guattari ise bu bilmecenin çözümüne, geliştirdikleri arzu-üretimi ve arzu-makineleri gibi kavramlarla; arzu-üretiminin tarihselliği ve bu bağlamda psikanalizin arzunun bağrına yerleştirdiği Ödipus karmaşasının soykütüksel analiziyle yanıt verirler. Bu analiz, ilkel toplumlar, despotik toplumlar ve kapitalist toplumlarda üretim ilişkileri ile bağıntılı ya da onun bir işlevi, uzantısı olarak, arzunun temsilinin yerinden edilmesi, despotun kimliğinde bastırılması ve kapitalizmde ailenin içine hapsedildiği, bütün göstergelerin eninde sonunda gelip bağlandığı Ödipus temsili tarafından yutularak yeniden yerliyurtlulaştırılmasının duraklarını gösterir. Deleuze ve Guattari Anti-Ödipus’ta, modern toplumda psikanalizin arzunun yeryurdu olarak kodladığı Ödipus kompleksinin tarihsel olarak kurulduğunu gösterirler. Dolayısıyla, arzuyu kökensel olarak kuşatan aşkın ve evrensel bir Ödipus yoktur. Üretim ilişkileri aile üzerinden arzuyu Ödipalleştirerek, kapitalizmin artı-değer üretim sürecinin hizmetine koşarlar. Öte yandan her ne kadar Deleuze ve Guattari’den ayrışan bağlamlarda da olsa Wilhelm Reich’ın da Faşizmin Kitle Psikolojisi’nde seksüel bastırmanın tarihini önemle vurguladığı, ailenin bu bastırmada nasıl araçsallaştırıldığı üzerinde durduğu gözden kaçmaz.

Reich, seksüel baskının, kültürün gelişiminin başından itibaren var olmadığını, anaerkil örgütlenmenin yerini alan ataerkil otoritenin, değişen sınıf çıkarlarının ve dinin aile üzerinden örgütlenerek bu baskı mekanizmalarının tarihini oluşturduğunu, bunun seksüel politik bir örgüt biçimini aldığını ve bu yolla cinselliğin ayrıcalıklı sınıfların ekonomik çıkarlarına hizmet etmek üzere biçimlendirildiğini ifade eder. Örneğin Reich anaerkil kültürden ataerkil kültüre geçişte ortaya çıkan toplumsal bölüşüm mekanizmalarının bu yapıya uyumlu cinsellik formlarını geliştireceğini iddia eder: “Anaerkilden ataerkil örgütlenmeye geçen her kavim, cinsellikte uygun biçimleri bulmak için, üyelerinin cinsel yapılarını değiştirmek zorundaydı. Demokratik kabileden kabile reisinin otoriter aile yapısına geçişte egemenlik ve zenginlik kaymaları öncelikle bu devirde insanların cinsel yönelimlerinin bastırılmasıyla sağlandığı için, bu gerekliydi.” [18]

Değişen cinsel yapılar, cinsel baskılar ve toplumsal üretimin bağıntısını çözüme kavuşturan sosyal seksüel-ekonomik ilişkilerin temel taşı ise ailedir ve Reich bu ilişki ağında ailenin bir ideoloji fabrikası olarak işlev gördüğünü iddia eder:

Bu ilişkiyi kavramak için, ekonomik ve seksüel-ekonomik durumun birbiriyle kenetlendiği ataerkil otoriter toplumun toplumsal çekirdek kurumunu görmek gerekir. Bu kurumu dikkate almadan, seksüel-ekonomiyi ve ataerkilliğin ideolojik sürecini anlamak mümkün değildir… Toplumun sosyal-ekonomik ve seksüel yapısının birbiriyle bağı ve toplumun yapısal reprodüksiyonu yaşamın ilk dört, beş yılında ve otoriter ailede ortaya çıkar. Kilise bu işlevi daha sonra devam ettirir. Böylece otoriter devlet, otoriter aileye müthiş ilgi duyar: Bu onun yapı ve ideoloji fabrikası olmuştur.[19]

Reich bunlara ek olarak aileyi, cinsel bastırma üzerinden otoriter toplum yapısına uygun insani yapıları üreten “merkezî gerici çekirdek” ve toplumsal koşullara göre uyumlanırken bir yandan da onu koşullayan, diğer bir deyişle, “otoriter sistemi konserveleyen” bir kurum olarak gördüğünü ifade eder.[20]

Dolayısıyla Reich’ın, çekirdek aileye yönelik analizlerden yola çıkan psikanalitik yaklaşımlarının, Ödipus kompleksini çıkış noktası alan, onu cinselliğin metafiziksel kökeni olarak kuramlaştıran düşünce biçimlerine kuşkuyla yaklaştığı görülür. Reich açıkça, Ödipus kompleksinin neden değil, sonuç olduğunu vurgular: “Freud’un bulduğu ‘Ödipus Kompleksi’, demek küçük çocuğun cinsel kısıtlanmasının öyle nedeni falan değil, daha ziyade sonucudur. Oysa anne baba tamamen bilinçsiz olarak otoriter toplumun amaçlarını gerçekleştirir.”[21]

Ödipus karmaşasının cinselliğin temelinde yer alan yapısal, kökensel ve evrensel bir mekanizma olarak konumlandırılmasına engel teşkil edecek bir olgu da, Ödipus’un temelinde yer alan ensest yasağının tanımında tarih içinde ortaya çıkan kaymalardır. Deleuze ve Guattari’nin Ödipus’a yönelik soykütüksel analizlerinde gösterdikleri kaymaların bir örneği de Reich’ta bulunur. Reich, Hitler’in aryan ırka mensup olanlarla olmayanların birleşmesini ensest olarak tanımlamasındaki çelişkiyi şu şekilde ortaya serer: “Burada bizi özellikle ilgilendiren, Hitler’in, bir aryanın aryan olmayan birisiyle birleşimini ‘Blutschande’ (ensest ilişkisi) olarak adlandırması, oysa bilinen o ki, ensest ilişkisi kan akrabaları arasındaki ilişkiye denir.”[22]

Buraya kadar, Reich’ın Faşizmin Kitle Psikolojisi’nde psişik ve toplumsal bastırma mekanizmalarını ele alış biçimini, her ne kadar derin farklılıklar içerse de, Deleuze ve Guattari’nin Anti-Ödipus’una not düşmek ya da onunla yer yer diyaloğa girmek bakımından dikkat çeken unsurları çerçevesinde ele almaya çalıştım. Burada dikkat çekici noktalar, kitlelerin görünüşte kendi çıkarlarına aykırı düşen toplumsal seçimleri yapmalarının altında psişik bastırma süreçlerinin işlemekte olduğu ve bu bastırma süreçlerinin toplumsal yapılardaki değişimi içselleştirecek biçimde tarihselleştiğidir. Öte yandan Reich’ın, sosyal seksüel-ekonomi kavramsallaştırmasının üretim ve psikolojik süreçleri altyapı ve üstyapı ayrımında konumlandırarak birbirleri arasındaki etkileşimlerini bir geri besleme mekanizması üzerinden analiz etmesine karşı, Deleuze ve Guattari arzu-üretimi kavramı bağlamında, arzunun altyapıya ait olup, arzu makinelerini oluşturan arzu ve üretimin birbirinden ayrışmazlığına vurgu yaparlar. Psişik bastırmanın tarihselliği bağlamında ise Reich anaerkil toplum, ataerkil toplum, malların mübadelesi ve din faktörleri üzerinden bir analiz yaparken, Deleuze ve Guattari öznelerin tarihsel olarak Ödipalleştirilmesinin ilkel toplum, despotik toplum ve kapitalist toplum bağlamında soykütüksel analizini yaparak, Odipal bireylerin ancak kapitalist toplumda ortaya çıktığını iddia ederler.

Detaylı analizi bu çalışmanın kapsamının dışında kalmakla birlikte, Deleuze ve Guattari’nin soykütüksel çözümlemesi, çok genel hatlarıyla, “toplumsal üretimin arzu üretimini bastırmasının özgül kapitalist tarzı”[23] olarak çekirdek ailede ortaya çıkan Ödipus karmaşasının, kapitalizmin temel ilişkilerini yeniden üreten bir mikrokozmos haline gelişinin süreçlerini inceler. Bu süreçler, arzunun temsilerinin yerinden edilmesi, otoritenin bünyesinde bastırılması ve sermayenin tabiiyetinde Ödipal üçgende kolonileştirilerek yeniden yerliyurtlulaştırılmasına odaklanır.

Deleuze ve Guattari’ye göre toplum, toplumsal üretim ve anti üretim güçlerini düzenleyen, borç ve toplumsal yükümlülük rejimlerini kuran, toplumsal üretimin temellükünü, tüketimini, fazlalığın harcanmasını kodlayarak kurallara bağlayan, bir kayıt sociusudur. Öyle ki toplumsal kayıt sistemi, her bir toplumsal örgütlenme tarzının, arzulama-üretimini tabi kıldığı özgün bir toplumsal bastırma mekanizmasını yürütür.[24]

Deleuze ve Guattari’nin ele aldığı üç farklı toplum tipinden ilki olan ilkel toplumlar yeryüzüyle kurdukları üretim ve tüketim ilişkileri bağlamında hem kendi bedenlerini -organların üretkenliğe yönelik uygun kullanımlarını- kaydetme ritüelleriyle işaretler, hem de hısımlık/ittifak düzenlemelerini kodlar. Dış evlilikler aracılığıyla kurulan ittifaklar, ilkel ekonominin birleştirici ve ayrıştırıcı gruplar üzerinden malların akışını düzenler. Dayanışma ya da ittifak ilişkileri, üretim fazlasının, bir grubu diğer gruba borçlandıracak türden savurganlık şölenleri ve hediyelerle tüketilmesini sağlayarak, üretim ve borç akışlarının, diğer bir ifadeyle artı-değer/borç döngüsünün sürekliliğini garanti altına alır. Öte yandan, ilkel toplumdaki hısımlık ve dayanışma ilişkileri ensesti yasaklasa da bu yasa kökensel değil, stratejiktir çünkü yasağın kaynağı ensest arzusu değildir. Amaç üretken ilişkileri garanti altına alacak şekilde genetik malzemenin socius üzerinde dağılması ve toplumsal ittifakların güçlendirilmesidir.[25]

Despotik toplumlarda ise, toplumsal socius bütün öğelerini despot üzerinden kodlar. Despot bütün üretimin etrafında örgütlendiği aşkın figürdür. Artı-değer ve borç döngüsü, despotun gücünü ve otoritesini temsil eden saraylar, anıtlar, köprüler, kanallar, yollar şekline bürünen devasa kamusal harcamalar ve despota sonsuz borçluluğu ifade eden haraç sistemidir. Hısımlık ve ittifak ilişkileri devam eder fakat despotun şahsında üst-kodlanmış olarak çünkü bürokrat aygıtla ittifak halindeki despot hem tanrıyla dolaysız hısımlık ilişkisi içindedir hem de herkesin babasıdır. Böylelikle arzu akışlarını bünyesinde toplayan despot, ensestin ayrıcalıklı mahali haline gelir. Burada ilkel toplumun arzu ve üretim akışlarını organize etmek üzere etrafında örgütlendiği hısımlık ve ittifak sistemi ortadan kalkmaz, bu akışları despotun üzerinden dolaşıma girecek şekilde yönlendirir. Böylelikle, ilkel temsil sisteminin hem hısımlık hem de ittifak ilişkilerini bünyesinde toplayarak üst-kodlayan despot, Ödipus’u arzunun baskılayıcı temsili haline getirir ve tüm gösterenleri tabi kıldığı efendi gösteren konumuna yerleşir.[26]

Deleuze ve Guattari’ye göre, ancak ilkel ve despotik toplumlarda belirli biçimlerde kodlanmış ve aşırı kodlanmış arzu akışlarının kodunu çözerek işleyen kapitalist toplumsal örgütlenme modelinde, Ödipus’un arzunun temsilcisi olarak içselleştirilmesi nihayete varır. Kapitalizmde arzu akışlarının kodunu çözen ya da Deleuze ve Guattari’nin ifadesiyle aksiyomatikleştiren, insan yerine para vasıtasıyla işlemek hasebiyle, ittifak ve hısımlık ilişkilerini ikame ederek kodlama gereğini ortadan kaldıran bir mübadele sistemi olan sermayedir. Arzuların kodlarının çözümü, onları kapitalist sociusta yersizyurtsuzlaştırır. Kodu çözülmüş arzuların etrafında örgütlendiği kapitalist aksiyomatik, bir yandan sisteme artı-değer enjekte ederken, bir yandan da daha fazla üretimi garanti altına almak için tüketimi körüklemek durumundadır. Tam da bu nedenle, arzu akışlarının hem artı-değer üretiminin hem de bu üretimin sınırsızca sürdürülmesinin koşulu olarak tüketimin hizmetine koşan kapitalist sistemin, devinimini sürdürmesi için eksikliği bünyesine dahil etmesi, diğer bir deyişle eksikliği arzunun bağrına yerleştirmesi gerekir. Deleuze ve Guattari’ye göre kapitalizmde Ödipus’u olanaklı kılan ve onu arzunun temsilcisi haline getiren tam da bu eksikliktir.[27] Ödipal üçgen, arzunun bir eksiklik üzerinden işlediği kapitalist aksiyomatiğin tatbik edildiği bir mikrokozmostur. Ödipus, borçluluğa, ertelemeye dayalı bir nevi çileci öznellik olarak “toplumsal arzu üretiminin özgül kapitalist tarzı”nı[28] açığa çıkarır. Böylelikle arzu, üçgen ailenin Ödipalleştirilen libidinal ekonomisi üzerinden yeniden yerliyurtlulaşarak kapitalizme özgü öznellik tipini üretir.

Bir mikrokozmos olarak aile kapitalizmin temel ilişkilerini yeniden üretmektedir: “Çünkü sermayenin işçiyi yaşam araçlarından ayırıp, tatmini iş sonrasına, ödeme-gününden sonraya ve emeklilikten sonraya ertelemesi gibi, iğdiş eden baba da çocuğu, besleyen anneden ayırıp, tatmini olgunluğa ve yeni bir ailenin kuruluşuna kadar erteler.”[29]

Buradan da görüleceği üzere hem Ödipus’un libidinal ekonomisi hem de kapitalizmin ekonomi politiği baskı-erteleme-ayrılma-feragat-özdeşleşme kalıbı üzerinden işler. Bu bağlamda anne-baba-çocuk ilişkileri Deleuze ve Guattari’nin, Bay Sermaye, Bayan Yeryüzü ve çocukları İşçi şeklinde adlandırdıkları sermaye imgelerinin bir nevi simulakrumu haline gelirler. Söz konusu kalıbın toplumsal yapıyı oluşturan parti örgütleri, spor takımları, ordu gibi çeşitli bileşenlerinde yinelendiğini görmek mümkündür.[30] Diğer bir deyişle: “Borusu öten herkes ‘baba’dır, her bir arzu nesnesi ‘anne’dir ve özne bu ilişkiler bağlamında kurulur. Demek ki Ödipus her ilişkinin şifresini çözen, her arzunun kökenini açıklayan maymuncuk olarak dünyaya gelir. Ödipus, arzunun temsilcisidir.”[31]

Ödipus’u arzu ve üretim ilişkilerinin işlediği her yerde tespit etmemiz Deleuze ve Guattari’ye göre onun kökensel olduğunu göstermez. Tam tersine, arzu tarihsel olarak aile içinde özelleştirilerek kısıtlanıp Ödipalleştirilen özneler ürettiği için bu böyledir. Dolayısıyla, ailenin libidinal ekonomisi tarafından kuşatılan çocukların ebeveynleri ile ilişkilerinde Ödipal bağlanmanın gözlenmesinde şaşırtıcı bir taraf yoktur.

Öte yandan, Wilhelm Reich da çocukların ve gençlerin cinselliği aile içinde kısıtlandığı müddetçe, akacak kanalların yokluğunda, kendini ifade etmek için aile içinde hareket etmekten başka imkân kalmadığını vurgular. Dolayısıyla libidonun aile içine yönelmesi yine psişenin yapısından kaynaklanan bir neden değil, sonuçtur.

Çocukların ve gençlerin cinselliğine karşı otoriter toplum tarafından yürütülen savaş ve kendi beninde buna bağımlı savaş otoriter aile içinde oluyor; aile şimdiye dek bu savaşı başarıyla yürütmenin en iyi kurumu olarak göründü. Cinsel arzular doğallıkla dünya ile her türlü temasa itilir, onunla çeşitli biçimlerde içten ilişkiye yönelir. Bastırılacak olurlarsa, o zaman yalnızca dar aile çevresinde hareket olanağı kalır.[32]

Bu metinde Wilhel Reich ile Deleuze ve Guattari’nin metinlerini arzu/cinsellik, toplumsal üretim bağlamında geliştirdikleri düşünceler ve bu düşüncelerin yakınsayan, ayrışan ve yer yer uzlaşmaz görünen yanları üzerinden ilişkilendirmeyi denedim. Tüm farklılaşmalara rağmen, bu düşünürlerin, arzuyu bir eksiklik ve olumsuzlama çerçevesinde ele alan yaklaşımlara karşı arzuyu olumlayan tutumlarının ve arzunun bastırılmasının toplumsal bastırmayla bağlantısını kuran mekanizmaları derinlemesine inceleme ve açığa kavuşturma konusundaki kararlılıklarının kayda değer olduğunu vurgulamak istedim. Sonuç yerine, Deleuze ve Guattari’nin, her ne kadar birçok açıdan eleştirseler de, Reich’ın arzuya ve onun yaşamla olan bağına dair geliştirdiği düşünceleri olumlayarak altını çizen vurgularıyla bitirmek isterim.

Reich’ın arzu adına, bir yaşam şarkısını psikanalize dahil ettiği ise hala doğrudur. Freudculuğun nihai feragatinde, yaşam korkusunun ve çileci idealin dirilişinin, kara vicdanın kültürel bir çorbasının ipliğini pazara çıkarır. Kendi kendine, bu koşullar altında bir psikanalist olmayı sürdürmektense, Orgonun[33] arayışı içine, arzunun yaşamsal ve kozmik öğesinin içine yol almanın daha iyi olacağını söyler. Bu yüzden Freud affedilmişken, onu kimse affetmedi. Analitik makine ile devrimci makinenin bir arada işlemesini sağlamaya çalışan ilk kişi oydu.[34]


[1] Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Anti-Ödipus Kapitalizm ve Şizofreni, çev. Fahrettin Ege, Hakan Erdoğan, Mustafa Yiğitalp, Ankara: Bilim ve Sosyalizm Yayınları, 2017, s. 51.

[2] Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Anti-Ödipus Kapitalizm ve Şizofreni 1, s. 178.

[3] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, çev. Yüksel Pazarkaya, İzmir: Cem Yayınevi, 2019, s. 43.

[4] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 50.

[5] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 50.

[6] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 24.

[7] Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni 1, s. 50-51.

[8] Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni 1, s .52.

[9] Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni 1, s. 177.

[10] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 46.

[11] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 38-39.

[12] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 42.

[13] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 42-43.

[14] Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni 1, s. 178.

[15] Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni 1, s. 373.

[16] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 280.

[17] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 72.

[18] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 101.

[19] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 51.

[20] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 116.

[21] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 75, dipnot 5.

[22] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 92.

[23] Eugene W. Holland, Deleuze ve Guattari’nin Anti-Oedipus’u: Şizoanalize Giriş, çev. Ali Utku, Mukadder Erkan, İstanbul: Otonom Yayıncılık, 2013, s. 117.

[24] Eugene W. Holland, Şizoanalize Giriş, s. 136.

[25] Deleuze ve Guattari’nin ilkel socius analizi için Marcel Mauss’a atıfta bulunan Brendt Atkins’ten yararlandım. Brendt Adkins, Arzu ve Ölüm, çev. A. Kadir Gülen, Ankara: FOL Kitap, 2020, s. 212-220.

[26] Brendt Adkins, Arzu ve Ölüm, s. 220-226.

[27] Brendt Adkins, Arzu ve Ölüm, s. 227-237.

[28] Eugene W. Holland, Şizoanalize Giriş, s. 117.

[29] Eugene W. Holland, Şizoanalize Giriş, s. 159.

[30] Eugene W. Holland, Şizoanalize Giriş, s. 195-201.

[31] Brendt Adkins, Arzu ve Ölüm, s. 269.

[32] Wilhelm Reich, Faşizmin Kitle Psikolojisi, s. 74.

[33] “’Orgon enerjisi’ terimi Wilhelm Reich tarafından ortaya atılmıştır. Reich’a göre “orgon” biyolojik doğanın temel enerjisidir ve bütün evrende her an bulunmaktadır. Her ne kadar bilimsel tınısı da olsa orgon terimi Reich’ın orgazmla ilişkili görüşlerinden ortaya çıkmıştır. Orgazm Reich’ın “cinsellik ekonomisi” teorisinde başat rol oynar. Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Anti-Ödipus, s. 179, dipnot 61.

[34] Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Anti-Ödipus Kapitalizm ve Şizofreni1, s.178-179.

Bunları da Sevebilirsiniz

Solda, Sait Faik Abasıyanık. (Bu görsel Sait Faik Müzesi’nin arşivinden alınmıştır.) Kasım 1906’da dünyaya gözlerini açmış ünlü hikayecimiz Sait Faik Abasıyanık. Yazmaya her ne kadar şiir ile başlamış olsa da asıl ününü ilk öyküsüne borçlu, kısa ve hüzünlü bir öykü bu, adı İpekli Mendil. Henüz tazecik gençken lise sıralarını doldurduğu Bursa Erkek Lisesi’nde, edebiyat öğretmeninin verdiği ödev üzerine yazdığı bu öykünün onun yazın yaşamının ilk ve önemli bir basamağı olacağını o …

Share

Parisli fotoğrafçı Charles Roux, küçük bir çocukken hayatını okuduğu edebiyat eserleriyle ve onların dünyalarıyla dolduran yalnız bir çocuk olduğunu söylüyor. Daha küçük yaşta Harikalar Diyarına giren Alice’in çay partisi, Virginia Woolf’un Deniz Feneri’nde Ramsay’nin evindeki yemek masası ve Kafka’nın Dönüşüm kitabında Gregor Samsa’nın çürüyen yemek yığını sahnelerini çok güçlü ve net bir şekilde hayalinde canlandırdığını söyleyen fotoğrafçı, büyüdükten sonra bu sahnelere hayat vermeye karar …

Share
Önceki / Previous Temsilci Yazar Binnaz Deniz Yıldız: ÇOCUĞUN RÜYASI
Sonraki / Next İkindi