TÜRKÇE

melatonin: Göçmen karşıtlığının pik yaptığı şu günlerde Bishr Riyad isimli bir genç, karın tokluğuna çalıştığı inşaattan çıktıktan sonra, hava kararmaya yakın, biraz olsun serinlemek için Moda sahiline gelmiş ve kayalıkların ardındaki çimlere atıvermişti yorgun bedenini. Yerli halkın kendisine yönelik öfkeli bakışlarını umursamadan sırtını yürüyüş yoluna dönerek bir süre uyukladı. 

mide: Dün sabah çöpten topladığı birkaç dilim henüz küflenmemiş ekmeği suya batırıp yedikten sonra midesine tek bir lokma girmediği için bir an evvel ayaklanması, çöp çöp aranması gerekiyordu. Amelelikten kazandığı üç kuruş paranın neredeyse tamamı bin bir zorlukla bulabildiği harabenin kirasına gidiyordu. Kalan parayla ise insani koşullarda beslenmek mümkün olamıyordu. 

göz:  Bishr Riyad sırtında bir çift küçük el hissettiğinde aslında uyanmıştı ama göz kapaklarını kaldırmanın, yaşadığı açlık kriziyle yüzleşmek anlamına geldiğini deneyimleriyle öğrendiğinden gözleri kapalı uzanmaya devam ediyordu. Bir çift elin sahibi küçük hanımefendi, birazdan sebebi olacağı linçten bihaber, habire Riyad’ı dürtüyor, onun tepkisiz bedeniyle oynuyordu. Riyad büyük bir sebat göstererek kâh saçlarını eline dolayan kâh sırtını çimdikleyen çocuğun yanından ayrılmasını, hiç değilse ebeveynlerinin küçük hanımefendiyi oradan uzaklaştırmalarını bekliyordu. Bu bekleyiş umutsuzlukla sürerken potansiyel kaosun fitilini ateşleyecek devinim gerçekleşti; küçük kız, Bishr Riyad’ın birbirine karışmış sakallarını yolmaya çabalarken dengesini yitirip genç adam ile gölgesine yattığı ağacın arasına yuvarlanıverdi. Riyad refleksle gözlerini açtı, kocaman yeşil gözleriyle ağlamak üzere olan saçları örgülü küçük kızı gördü. 

adrenalin: İçinde bulunduğu hâl fark etmeksizin, her daim kendisinin suçlanacağını şüphe duymadan bilecek kadar uzun bir süredir İstanbul’da yaşadığından ötürü Bishr Riyad’ın eli ayağı birbirine dolandı, ardından korku ile ağlamaya başlamış küçük hanımefendiyi kucaklayıp birkaç adım öteye bıraktı. 

çekiç, örs, üzengi: Sahilin kuru gürültüsü, sanki bir anda zaman durmuşçasına kesildi. Riyad sahildeki tüm gözlerin kendine baktığı sanrısına kapıldı. Bu esnada az ilerideki bankta oturan rastalı bir kadının, kendisini işaret ederek kelimelerinin arasına serpiştirdiği çığlıklar eşliğinde bir şeyler anlattığını işitti. Çığlığa maruz kalan insanlar, birer ikişer, kayalıklardan kalkıp rastalı kadının etrafına toplanmaya başladı. Tüm bu kargaşanın içerisinde ne yapacağı hakkında bir fikri bulunmaksızın öylece dikilen Riyad’ın kulağı “Suriyeli”, “mülteci”, “taciz”, “küçük kız”, yetti artık”, “ölüm” gibi karanlık kelimeleri seçiyordu. 

amigdala: Sahilin her iki ucundan meraklı adımlarla yaklaşan kaşları çatık insanlar, Riyad’ın etrafında belli belirsiz bir çember oluşturmaya başladı. Her yeni gelen, rastalı kadının canhıraş anlatımına kulak kabartıyor ve kolektif öfkenin bir parçası oluyordu. 

hipokampus: Çemberin merkezinde kıpırtısız duran Bishr Riyad çaresizlikten tüm benliğini, kişiliğini, geçmişini unutmuştu. O anda Riyad’a ismini, kaç yaşında olduğunu, kaç yıldır İstanbul’da olduğunu ya da Moda sahilinde ne aradığını sorabilme imkânımız olsaydı, hiçbirine yanıt alamazdık.   

ses telleri: Nereden çıktığı belirsiz ülkücü bıyıklı, mafya giyimli iki herif çemberi deldi ve Riyad’ın kaçmasını engellemek için onu yere yatırmayı denedi. Kısa boylu olanı çelme takmaya çalışırken diğeri Riyad’ın omuzlarından bastırmaya çabalıyordu. Kaçmayı aklından bile geçirmemiş, artık düşünse bile kaçmanın mümkün olmadığını bilen Bishr Riyad ister istemez karşı koymaya çalıştı. Onun bu refleksif savunması öfkeli kalabalığı galeyana getiren hareket oldu. Kimse ne olduğunu anlayamadan yumruklar, tekmeler uçuşmaya başladı. Riyad dişleri kırılana dek “Ben yapmadı” diye sayıkladı.  

beyin korteksi: Bazı akl-ı selim kişiler linçi önlemek, saldırganları engellemek istedi fakat nafile. Yapabildikleri tek şey, hep iş işten geçtikten sonra gelen polisleri aramak oldu. 

başka göz: Sözde tacizin biricik şahidi rastalı kadın, olan biteni yüksekçe bir kayanın üzerinden seyrederken saldırganlardan hiçbirinin olayı kendi gözleriyle görmediklerini fark ediyordu. 

hemoglobin: Savrulan yumruklara, atılan tekmelere kan bulaşmaya başlayınca kalabalığın devinimi yavaşladı. Saldırganlar birer korkaklar ordusu gibi kaçışmaya başladı. Kalabalık birikmiş öfkelerini, şahidi bile olmadıkları bir olay üzerinden, suçlu mu yoksa masum mu olduğunu asla bilemeyecekleri bir mülteciye boşaltınca rahatlamışa benziyordu. İnsanlar uzaklaştıkça kan gölünün orasında kıpırtısız duran Bishr Riyad’ın kalbine saplanmış sustalı bıçak daha net seçilebiliyordu. 

gözyaşı: Hikayedeki noksan. 

 

           yirmibirsıfırdokuzyirmibir 

 

ENGLISH

Translated with the author’s approvel by Ege Dündar 

Melatonin: At the height of anti-immigrant sentiment, a young man named Bishr Riyadh, after leaving the construction where he worked just enough to get fed, came to the Moda beach to cool off a little and threw his tired body on the grass behind the rocks. Ignoring the indigenous people’s angry gaze towards him, he slept for a while, turning his back to the walkway. 

Stomach: After soaking a few slices of yet unmolded bread that he collected from the garbage yesterday morning in water and eating it, he had to get up as soon as possible and search bin by bin because not a single bite had entered his stomach. Almost all of the three cents of money he earned from labor went to the rent of the ruin he could hardly find. With the remaining money, it was impossible to feed under humane conditions. 

Eye:  Bishr Riyadh was actually awake when he felt a pair of small hands on his back, but he continued to lie with his eyes closed as he learned from experience that raising his eyelids meant facing the hunger crisis he was experiencing. The little lady with a pair of hands, unaware of the lynching she would soon cause, was poking Riyadh and playing with his unresponsive body. Riyadh showed great perseverance and expected the boy who was pinching his back around his head to leave his side, or at least for his parents to remove the child. While this wait continued in despair, the movement took place that would ignite the fuse of potential chaos; as the little girl was pulling on his tangled beard she lost her balance and rolled between the young man and the tree’s shade he was lying in. Riyadh reflexively opened his eyes, seeing the little girl with braided hair who was about to cry with her big green eyes. 

Adrenaline: Regardless of the state she was in, Bishr Riyadh’s hands and feet tangled up because he had been living in Istanbul long enough to know without a doubt that he would always be blamed. He hugged the little lady who had started crying in fear and took a few steps away. 

hammer, anvil, stirrups: the  dry noise of the beach was cut off, as if time had suddenly stopped. Riyadh was under the delusion that all eyes on the beach were staring at him. Meanwhile, he heard a woman sitting on a bench just ahead, pointing at him and telling him something accompanied by screams interspersed with her words. The screaming people, one by two, got up from the cliffs and began to gather around the man. Riyadh, who stood idly without any idea what to do in all this turmoil, could pick out dark words such as “Dirty Syrian”, “refugee”, “harassment”, “little girl”, “enough is enough” and “death”. 

Amygdala: Frowning people approaching with curious steps from both ends of the beach began to form a vague circle around Riyadh. Each newcomer listened to the rascal woman’s heartbreaking account and became part of the collective rage. 

hippocampus: Standing motionless in the center of the circle, Bishr Riyadh had forgotten his whole self, his personality, his past out of desperation. If we had been able to ask Riyadh at that moment his name, how old he was, how many years he had been in Istanbul, or what he was looking for on the beach in Moda, we would not have received an answer to any of them.   

vocal cords: Two mafia-clad men with unknown nationalist mustaches pierced the circle and tried to lay it down to prevent Riyadh from escaping. The shorter one was trying to put a wreath on it, while the other was trying to push it down on Riyadh’s shoulders. Bishr Riyadh, who had not even thought of fleeing, and who knew that it was impossible to escape even if he thought about it, tried to fight back. His reflexive defense provoked the angry crowd. Before anyone knew what was happening, the punches and kicks started flying. “I didn’t do it,” Riyadh chanted until his teeth were broken.  

cerebral cortex: Some sane people wanted to prevent lynching, to prevent the attackers, but to no avail. All they could do was call the cops who came after it was too late. 

Another Eye: The only witness to the alleged harassment, the woman who started screaming, was watching what was happening from a high rock and realizing that none of the attackers had seen it with their own eyes. 

Hemoglobin: The  movement of the crowd slowed down as the punches and kicks thrown began to smear blood. The attackers began to flee like an army of cowards. The crowd seemed relieved to unleash their accumulated anger on a refugee they would never know if he was guilty or innocent, over an incident they had not even witnessed. As people moved away, Bishr Riyadh, stood motionless in the pool of blood and the switchblade stabbed into Riyadh’s heart could be clearly identified. 

Tears: Missing part of the story. 

 

           twenty-one zero ninetwentyone 

 

 

 

Bunları da Sevebilirsiniz

Bu şehirde yaşıyor yarım bir hayat Bu şehirde yürüyor adımlarından tanıyorum onu Sokak lambaları yıldızlardan dileniyor ışığını uzun zamandır Zaman avcunu açmış göğe mehil bekliyor karanlıktan Gece uzunca dolanıyor sokakları birkaç kez üst üste Elimde bir mumla kaldırımları yokluyorum Bir ağaç büyüyor yanıbaşımda Şakaklarımdan akıyor beyaz nehirler Karardıkça ömrümün dar mahalleleri birkaç kez üst üste …

Share

  Sessizlik ve yalnızlık bazıları için aşılmaz bir sorun olsa da onun için rahatlık kelimesinin somut tanımı haline gelmişti. Yalnızlıktan korkmuyor, onu bir dost gibi karşılamayı tercih ediyordu. Teneffüs zili çaldığında kitabını yanına alıp bahçeye çıkmaya karar verdi. Kitap demek ve geçmek, kitabı okurken yaşadığı hayata haksızlıktı ve bunu düşünmeden edemedi. Arkadaşı yokken yanında Serra …

Share
Önceki / Previous DOĞMADAN ÖLDÜ İNSAN / Man Died before bırth
Sonraki / Next İsimsiz / Untitled