TÜRKÇE

“Serhat, hadi kalk oğlum. Serhat, kurban olduğum hadi kalk, bak baban kızmasın. Koyunlar dışarıda bekliyor.”

Annesi, oğlunu koyunlar için uyandırmaya çalışıyordu. Serhat ise yorganı tamamen üzerine çekip uyumanın derdindeydi. Yaz mevsimi olsa da Van’da geceleri hava soğuk oluyordu. Anne, çocuğunun yüzüne uzun uzun baktı. Siyah kısa saçlarını elleriyle okşadı. Bir kez daha kaldırmaya yeltendi.

“Serhat, hadi kalk oğlum.”

Serhat, çapaklanmış kirpiklerini birbirinden ayırarak başının ucunda duran annesine baktı. Gözlerindeki uyuma isteği birdenbire kaybolmuş, yerini şaşkınlık almıştı. Çatallaşan sesiyle sordu.

“Anne, sen ne zaman geldin?”

Annesi, bir şey demiyordu sadece oğlunun başını okşuyordu. Serhat, başının okşanmasını severdi ama merakı daha baskın geldiği için tekrar sormaya yeltendi.

“Anne, gitmeyeceksin değil mi?”

Annesi, gözleri dolmuş bir şekilde oturduğu yerden çocuğunun gözlerine bakıp gülümsüyordu. Serhat’ın saçını okşamaya devam etti. Bir an ağzını açıp soruya cevap verecek gibi olurken Serhat, sarsıldığını hissetti. Serhat’ın omuzundan başlayan bu sarsılma hızla tüm vücuduna nüfuz etti.

“Serhat, kalk lan.”

Serhat, bir an irkildi ve gözlerini açtı. Babası Ahmet, başında durmuş, sopayla kendisini uyandırmaya çalışıyordu. Babasının yanında dedesi de vardı. Serhat, gözlerini yavaşça açarken annesini gördüğünü hatırladı ve rüya olduğunu anlayınca yüzü düştü, ağlamaklı oldu. Annesinin elleri sanki hala saçlarındaydı. Gözlerini önüne devirip bunları düşünürken, Ahmet, sopayla bir daha dürttü.

“Lan oğlum kalksana, al sopayı hayvanlar dışarı bekliyor haydi.”

Serhat, üstünden yorganı atıp, babasının yere bıraktığı sopayı alıp, ayağa kalktı. Babası ile dedesi dışarı çıkmaya hazırlanıyordu. Ahmet, temiz giyinmişti. Kapının eşiğine gelmişlerdi. Ahmet, heyecanlıydı ve babasına hep telkinde bulunuyordu.

“Baba, ben ne yapacağım çocuklu dulu? Benimkiler bitti, şimdi bir de onun çocuklarıyla mı uğraşayım? Bu aşağı köye gideceğimiz kızdır. Tam benim istediğim gibi.”

“Bizi uğraştırdığın şeylere bak, ne olurdu yani karını az dövseydin.”

Ahmet, tedirgin oldu, biri var mı diye etrafına baktı.

“Baba, sessiz ol! Hallettik bunu, kaza oldu dedik. Hadi gidelim, geç kalacağız.”

Serhat, babasının ve dedesinin evden çıktığını gördü. Yüzünü yıkamadan, bir şey yemeden o da evden çıktı.

Avluda, yerde oturan koyun sürüsü, camiye imam gelince ayağa kalkan köydeki cemaat gibi ayağa kalktı. Sürü, meraya doğru hareket etmeye başladı. Serhat, sürünün arkasındaydı, yanında köpeği Palas da vardı. Sopasını, sürüyü bir arada tutmak için kullanmak yerine, yürürken kendisine destek olması için kullanıyordu. Sürü, ağır ağır ilerliyordu. Sıcaklık, kendini iyiden iyiye göstermişti. Köyden yavaş yavaş uzaklaşan sürü, aniden durdu. Serhat, uykulu gözlerini iyice açıp, alnındaki teri koluyla silip, sürüye doğru baktı. Sürü, bir ağaç bulmuştu ve orada tünemişti. Koyunların birçoğu ağacın altında oturuyor, bazıları ise otlanıyordu. Köpeği Palas da bir yer bulup oturdu. Serhat ise bulunduğu yere bağdaş kurdu, elleriyle otları yolmaya başladı. Gözlerinde hala uyku hakimdi. Gözünün önüne, annesini gördüğü rüya gelince kafasını kaldırıp hayvanlara baktı. Gözlerini, Palas’a dikti. Palas’ın gövdesi beyaz tüylerden oluşuyordu. Palas, ağzını açıp, dilini dışarı çıkartarak hızlı hızlı nefes alıp verirken karnı bir şişiyor, bir iniyordu. Serhat, yerinden kalktı, köpeğinin yanına gitti. Rahatsız etmeden yanına oturdu, kafasını tam köpeğinin karnına koyacakken Palas, rahatsız olup yerinden kalktı. Serhat, öylece yerde uzandı. Palas, gelip saçını yalamak istedi. Serhat, izin vermeyerek ayağa kalktı. Merada ellerini arkaya atıp öylece döndü, durdu. Tarlada kesilip, toplanılan otlara doğru gitti. Oturdu yan yana dizilen otların üstüne. Kendini sağına doğru sanki sabah kalktığı sıcacık yatağa uzanırmışçasına bıraktı. Yumuşacık bir yatak hayaliyle gözlerini kapatıp kendini yana atmıştı ama sert otlarla karşılaşınca pek ses etmeden kalktı o otların üstünden. Tekrar koyunların yanına gitti, ağacın altına. Bir koyun öylece etrafa bakarak serinliyordu. Koyunun karnına baktı, yanına oturdu. Oturur oturmaz koyun, yerinden kalktı, yürüdü. Arkasına dönüp, rahatını bozduğu için Serhat’a acı acı meledi. Serhat, sinirlendi ve ayağa kalkıp koyunlardan uzak tarafa, taşlık meraya doğru yürüdü. Taşlık merada çeşit çeşit taşlar vardı. Serhat, bir taşın üzerine oturdu, ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi, kafasını ellerinin üzerine koydu. Bir an böyle durunca uyuklamaya başladı. Gözlerini açtı, ayağa kalktı, oturduğu taşa baktı. Taş düzdü, yastık biçimindeydi. Usulca taşın yanına oturdu. Kafasını yavaşça taşa koydu. Serhat, taşın verdiği rahatlık ile dizlerini karnında birleştirdi, ellerini dizlerinin arasına koydu. Gözlerini büyük bir hasretle kapattı, tebessüm etti. Uzanmanın verdiği rahatlık ile uzun uzun esnedi. Esnemeden ötürü gözünden yaş gelirken ağzından şu sözler döküldü.

“Anne, hadi saçımı okşa.”

ENGLISH

“Serhat, get up, son. Serhat, dear, get up, don’t get your father angry. The sheep are waiting outside.”

His mother was trying to wake her son up for the sheep. Serhat, on the other hand, was only thinking ways to pull the duvet over him completely and sleep. Even though it was summer, nights were cold in Van. The mother took a long look at her child’s face. He stroked her short black hair with his hands. Once again she tried to wake him.

“Serhat, get up son.”

Serhat looked at his mother who was standing at the tip of his head, separating his burred eyelashes. The desire to sleep in his eyes suddenly disappeared, and now seemed curious. He asked with a cracking voice.

“Mom, when did you come?”

His mother wasn’t saying anything, she was just stroking her son’s head. Serhat liked to be patted on the head, but as his curiosity got stronger, he tried asking again.

“Mom, you’re not going to leave, are you?”

Her mother was sitting with tears in her eyes, looking into her child’s eyes and smiling. She continued to stroke his hair. While she was about to open her mouth for a moment and answer the question, Serhat felt shaken. This shaking, which initiated from Serhat’s shoulder, quickly penetrated his entire body.

“Serhat, get up now.”

Serhat was startled for a moment and opened his eyes. His father, Ahmet, was standing over him, poking him with a stick. His grandfather was also with his father. As Serhat slowly opened his eyes, he remembered seeing his mother, and when he realized it was a dream, his face fell and he started to cry. It was as if her mother’s hands were still stroking his hair. While he was thinking about these, Ahmet poked him again with the stick.

“Who am I talking to! Get up, take the stick, the animals are waiting outside, come on.”

Serhat threw the quilt off, took the stick that his father had left on the ground, and stood up. His father and grandfather were getting ready to go out. Ahmet was dressed neatly. They were near the door. Ahmet was excited and was talking to his father.

“Father, what am I to do with a widow with children? Like my kids arent enough, now do I have to deal with her kids? This is another at the village downhill. Just the way I want it.”

“Look at the things you’ve made us deal with, what would have happened if you had beaten your wife less.”

Ahmet got nervous, looked around to see if anyone was there.

“Father be quiet! We handled it, we said it was an accident. Let’s go, we’ll be late.”

Serhat saw his father and grandfather leave the house. He also left without washing his face or eating anything.

The flock of sheep sitting on the ground in the courtyard stood up like the congregation in the village that stood up when the imam came to the mosque. The herd began moving towards the pasture. Serhat was behind the herd, and his dog Palas was with him. Instead of using his stick to hold the herd together, he used it to support himself as he walked. The herd was advancing slowly. It was getting warmer by the minute. The herd, which was slowly moving away from the village, stopped abruptly. Serhat opened his sleepy eyes wide, wiped the sweat from his forehead with his arm and looked towards the herd. The herd had found a tree and was perched there. Many of the sheep were sitting under the tree, and some were grazing. His dog Palas found a place and sat down. Serhat, on the other hand, sat cross-legged and began to pluck the grass with his hands. His eyes were still sleepy. When the dream in which he saw his mother came to his mind, he lifted his head and looked at the animals. He fixed his eyes on Palas. Palas had white fur. Palas opened his mouth, sticking out his tongue and while breathing rapidly, his stomach was inflating and deflating. Serhat got up and went towards the dog. He sat next to him without disturbing. Just as he was about to put his head on the dog’s stomach, Palas got uncomfortable and got up. Serhat just layed on the ground. Palas wanted to come and lick his hair. Serhat stood up. He joined his hands behind his back and he kept walking around. He went to the grass pile that was cut and gathered in the field. He sat down on the grass. He let himself go, as if he were lying on the warm bed from which he got up in the morning. He had closed his eyes and threw himself to the side, dreaming of a soft bed, but when his body met the hard grass, he got up without making a sound. He went back towards the sheep, under the tree. A sheep was cooling off at the shade. He looked at the sheep’s belly and sat down next to him. As soon as he sat down, the sheep got up and walked. He turned around and blew off a breath bitterly at Serhat for disturbing his comfort. Serhat got angry; he stood up and walked towards the stony pasture, away from the sheep. There were all kinds of stones in the pasture. Serhat sat on a stone, joined his hands on his bent knees, put his head on his hands. After a moment, he began to fall asleep. He opened his eyes, stood up, looked at the stone on which he was sitting. The stone was flat, shaped almost like a pillow. He sat down beside the stone. He slowly laid his head on the stone. Serhat, with the comfort of the stone, brought his knees together on his stomach and put his hands between his knees. He closed his eyes with great longing and smiled. He yawned for a long time with the comfort of lying down. The following words came out of his mouth as tears welled in his eyes from the yawn.

“Mom, you can stroke my hair now.”

Bunları da Sevebilirsiniz

Hali, vakti, durumu ve uygunluğu olanların evlerine tıkıldığı ve belli ki bir süre daha bu halin devam edeceği zamanlardan geçiyoruz. COVİD 19 salgını, başladığı yerde Çin’de gerilemeye devam etse de belli ki Türkiye dâhil olmak üzere özellikle Avrupa ve ABD’de bir süre daha can almaya, günlük hayatı felç etmeye devam edecek. Becerebilenlerin kendilerini eve kapattıkları …

Share

SONA KALSA Usul usul konuşuyorlar aralarında Denize bakıyorlar bazen – çatalını gezdiriyor biri tabağında – Gölgesi bir kuş ölüsü Karşıda yeni budanmış bir ağacın – Olsa, başlangıçlar sona kalsa – Kolyesiyle oynuyor kadın – tabağımda soyulmuş elma – Saatime bakıyorum sık sık Kapıyı gözlüyorum arada Biraz soğuk mu geliyor ne – kapatır mısın – Sinirli …

Share

o vedalar ki bıçak mevsimidir mademoiselle écureuil bavula sığmayanların yürekte taşındığı yolculuklarda loş otobüslerin boğazladığı otogar akşamlarında bilet satılır yan koltuğu boş cesetlere kendilerine “yalnız ” yerine “yolcu” diyebilsinler diye o bilenmiş mevsimde senden sonra hiçbir çingene uğramıyor masamın ahşap tenhalığına öldürdüğü gülleri sevgine dikmek için konuşkan çingenelerden öğrendim rengahenk suskunlukları ve yürekten dile kıvrılırken …

Share
Önceki / Previous Gece Cinleri
Sonraki / Next İlkyaz Issue #32 Is Out!